Dün cevaplarını almayacağımı tahmin ettiğim onca soru sordum; tarihe ve öte tarafa şahitlik bırakmak adına…
Bugün yine sorularıma devam ediyorum;
Allah aşkına söyler misiniz; Müslümanlık adına nasıl bir rejim tasavvur ediyorsunuz? Rengi yeşil olan bir hilafet diktatörlüğü mü? Yoksa aklın ve tecrübenin eriştiği insanlığın bu olgunluk dönemine yeni bir yönetim modeli ile mi girmek istiyorsunuz? Hangisi?
Halkın iradesinin yönetime yansıdığı gelişmiş Avrupa demokrasilerinde bugün daha müreffeh; daha güvenli bir iklim yaşanmıyor mu?
Müslüman bilim adamları tarafından düzenli olarak yürütülen “Dünya İslamilik Endeksi” sıralamasında demokrasi ile idare edilen gelişmiş, müreffeh AB ülkeleri ön sıralarda yer almıyor mu? Bunu neye borçlular? Hiç merak ettiniz mi?
Bakınız o ikide bir dilinize pelesenk olan merhum Aliya bu mevzuda ne diyor;
“Çok açık konuştuğum için beni bağışlayın. Güzel yalanların yardımı olmaz ama acı gerçekler bir ilaç olabilir. Batı çöküntü içinde ya da dejenere olmuş değil. Kendi kendini kandıran komünizmin “çürümüş Batı” propagandası, bunu acı bir şekilde ödedi. Batı çürümüş değil. Güçlü, örgütlü ve eğitimli. Okulları bizimkilerden iyi, kentleri bizimkilerden temiz. Batı’da insan haklarının düzeyi yüksek ve fakirler ile sakatlara toplumsal yardım iyi örgütlenmiş durumda. Batılılar çoğunlukla sorumlu ve dakik kişiler. Onların ilerlemelerinin karanlık yönünü de biliyorum ve bunun gözümden kaçmasına izin vermiyorum. İslam en iyisi ama biz en iyisi değiliz. Bunlar iki farklı şey ve her zaman onları karıştırıyoruz. Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz. Kuran bize bunu emretmiyor mu; “Hayırlı işlerde yarışınız.”
Haydi gelin deyin; “Hayır Aliya yanlış düşünüyor.”
Aklı başında herkesin hak vereceği tespitler değil mi bunlar?
Aklın ve bilimin rehberliğinde rönesanslarını gerçekleştirdiler. Bizim için önemli bir tecrübe olması gerekirken bunu da batı düşmanlığına kurban vermedik mi?
“İlim Çin’de de olsa ona talip olun. Çünkü ilim her Müslümana farzdır.” diyen bir Peygamberin iz takipçiliği yapma iddiasında olanların bu basit hakikati kendi toplumlarında gerçekleştirmemiş olmalarına akli izah getirmek mümkün mü?
Muhafazakarlık anlayışıyla geleneğin kucağımıza bıraktığı onca yanlışı, hatayı dinin emriymiş gibi korumaya/muhafaza etmeye devam ediyoruz.
İşte yapılan bu “Dünya İslamilik endeksi” çalışmaları da bunu teyit etmiyor mu; desteklemiyor mu?
Dünyanın bütün ülkelerine bakın; En müreffeh, vatandaşları en mutlu ülkeler sıralamasında önde olan ülkeler hangileri? Gelişmiş demokrasilerle idare edilenler mi; yoksa, diktatörlük rejimleriyle idare edilenler mi?
Biraz vicdan kırıntısı kalmışsa bu hakikati teslim edersiniz. Nerede adalet/hukuk, nerede güven, nerede hürriyet, nerede serbest teşebbüs orada gelişme, büyüme ve mutluluk var. Nerede diktatörlük varsa orada fakirlik, sefalet, yolsuzluk, geri kalmışlık var.
Lütfen yanlış anlaşılmasın; burada batı goygoyculuğu yapmak gibi bir amacım ve niyetim yok. Ben de Aliya’nin dediğini diyorum; “Onların ilerlemelerinin karanlık yönünü de biliyorum ve bunun gözümden kaçmasına da izin vermiyorum.” Bu ayrı mesele. Bunu tefrik etmek lazım.
Demokratik rejimlerin en güçlü yönleri, örgütlü toplum olmaları değil mi?
İslam ülkelerinde bu anlamda bir örgütlü toplumdan bahsedilebilir mi? Kur’an bu örgütlü hali emretmiyor mu?
“Ey müminler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği yayıp kötülükleri önleyen bir topluluk bulunsun. İşte güven ve kurtuluşu bulanlar bunlar olacaklardır.” (Ali İmran 104)
Ne yazık ki, bugün neredeyse tüm İslam dünyasında bu ayet sadece zavallı halka bir nasihat olarak zikrediliyor. Peki, emir sahipleri; iktidar sahipleri bundan muaf mı? Bu ayetin hakkını dillendirenlerin, İslam dünyasında gördükleri muamele hepimizin malumu değil mi?
İnsan zaman zaman düşünmüyor değil; Din sadece yoksul, düşkün halk için mi geçerli? İktidardakiler; güç ve servet sahipleri bundan muaf mı? Layuseller mi?
Şimdilerde bakıyorum; iktidarın yanlış siyaseti konusunda güya sizinle hemfikir olan Müslümanlık derdindeki vatandaş da soruyor; “İyi, tamam anladık da AKP’nin bir alternatifi var mı?”
Şimdi aklınca bana bir yeri işaret etmemi bekliyor. Ben de falan parti diyeceğim ve kişi onlarla ilgili yüzlerce komplo teorileriyle karşılık verecek ve sonuçta iktidar partisinin alternatifsiz olduğunu ispatlamaya çalışacak.
İlk önce namusluca, ahlaklıca söyleyin lütfen; sizler gerçekten bu gidişattan memnun musunuz?
Cevabınız evet ise, denilecek bir şey yok; mutlu fanusunuzda yaşamaya devam edin, fanus kırılıncaya kadar… Yok, memnun değilseniz; siz de birer bireysiniz mevcutlar arasında kendinize en yakın gördüğünüzü işaret eder, desteklersiniz.
Beyler ve bayanlar, demokrasinin güzelliği burada. Politikalarınızla halkı mutlu ediyorsanız bu halk iktidarınıza devam der. Yok, değilse sizi gönderir yerine yeni birini getirir. Onun üzerinde de gözlemci, denetçi olur; uyarır, ikaz eder; kulak verirlerse ne ala, vermezlerse onları da ilk seçimde gönderirler. Halkın bu serbest seçim hakkını niye kısıtlama gayretine girer; halifelik hülyalarına dalarsınız? Halifelik gibi ütopik masallarla niye insanımızı tek iradenin izan ve insafına bırakmak istersiniz?
Az çok bir muhasebe, murakabe kabiliyetiniz olmuş olsa şu soruyu soramaz mıydınız?
Neden 2010’lu yıllara kadar ekonomide ciddi bir mesafe kaydedildi?
Yanlış anlaşılmasın, AKP iktidarının 2010 yılına kadar olan siyasetini de onaylıyor değilim. Hatta o yıllarda da ciddi itirazlarımız oldu.
Bütün bunlara rağmen demokrasinin, hukuk devletinin telaffuz edilmesi; AB müktesebatı ile ilgili uyum çalışmaları bu ülkenin hukuk devleti olma yolundaki karinesi olarak kabul edilmiş ve bütün gelişmişlik parametreleri yukarıya doğru seyretmiştir.
Peki, niye sonra aşağı doğru inmeye başladı?
Çünkü o beğenmediğimiz politikalarının yalanı bile bir yalancı bahar heyecanı hasıl etmişti. Mevlana’nın ifadesiyle, “Yalanına bile cübbe çıkarılmıştı.” Yalan olduğu tam anlaşıldıktan sonra da her yıl bir basamak aşağıya doğru inmeye başladık ve bugün sıfırı tüketmiş vaziyetteyiz. Hiçbir aklı başında insan bunun aksini savunamaz.
Bundan sonra ne mi olur?
Vallahi, geliyor gelmekte olan… Ya bu yanlışlardan dönüp hızla hukuk devletine yönelirsiniz; ya da dilim varmıyor ama bu ülkeyi Kuzey Kore’nin bile aşağısına çekersiniz.
Buna gönlünüz yetiyorsa; milyonlarca insanın vebalini yüklenmeye cesaret ediyorsanız, buyurunuz yolunuz açık olsun!