Herhalde çoğumuzun paylaştığı bir kanaat; Sokak röportajlarını seyrettiğimizde gördüğüm manzara şu:
Halkın özellikle 40 yaş üstü olanların büyük çoğunluğunun bilgi kaynağı sadece iktidarın kontrolündeki havuz medyası (Görsel medyanın %90’ı)… Malum medyanın iki temel misyonu var; eğlence programlarıyla insanları kendileri ve toplumsal problemler üzerinde düşünmekten alıkoymak, uzaklaştırmak; haber ve tartışma programlarıyla da dezenformasyon yapmak; hamaset yüklemek…
Bu çok büyük bir günahtır, vebali büyüktür. Ağır toplumsal huzursuzlukların ve çatışmaların sebebidir. Hiçbir mazeret, hakikati gizlemenin gerekçesi sayılamaz. Bir toplumun en büyük sermayesi kendisine duyulan güvendir. Ahlaki üstünlüktür. İtibar da buradadır.
Bu yayın anlayışının / politikasının en tahripkar tarafı da dini hayat üzerinde oluşturduğu zarardır. Ne yazık ki, bu çok aşikar gerçeği bile görmekten aciziz. O çok önemsediğimizi iddia ettiğimiz dini, ahlaki değerleri politik başarıya malzeme yapmakta bir beis görmeyen göze, işitmeyen kulağa daha ne diyelim?