Dini Anlayışın Tashihi ve Hayatın Islahı Toplumsal Barışın Teminatıdır

by Fahrettin Dağlı

Son birkaç senedir Türkiye’deki tarikat yapılarında yaşanan hadiseler sadece görünür sebepler üzerinden izah edilemez. Sadece bir taht ve rant kavgası deyip de geçiştirilemez. Meselenin ana nirengi noktası, dini alanın siyaset kurumu ile girdiği ilişki biçimidir.

Tarihsel olarak bu sağlıksız ilişki biçiminin miladı Emeviler dönemine denk gelir. Elbette bir ahlakın kültüre, oradan geleneğe dönüşmesi ve olgunlaşmasının belli bir zaman periyoduna ihtiyaç duyduğu izahtan varestedir. Peygamberin haber verdiği müddet dolunca saadet dönemi bitmiş ve onun yerine kavurucu ve ısırıcı bir saltanat dönemi başlamıştı. O vakte kadar kendilerini Allah’ın emirleriyle sınırlayan yöneticiler için bundan sonra Allah’ın emir ve yasakları kendi yönetim anlayışlarını korumak için kullandıkları birer vasıtaydı. Kur’an da bulamadıkları bir anahtarı hadis uydurarak yasak/haram kapılarını kolayca açıyorlardı. Kendilerini “Zıllullahi fi’l-ard” (Allah’ın yeryüzündeki gölgesi) olarak görecek kadar dinin esasından uzaklaştılar. O günden bu tarafa arizi dönemler hariç bu kültür ve ahlak bir yönetim geleneğine dönüştü.

Allahualem Allah, insanlığa ara ara dinin hakikatini güncelleyerek göstermek suretiyle arızi durumlar yaratmıştır. Bunun en nadide örneği, Emevi zulüm saltanatının ortasında zuhur eden Ömer B. Abdülaziz hilafetidir. Allah, tevafukları bir araya getirip saltanat geleneğini de devre dışı bırakarak ona yönetme imkanı nasip etmiştir. Ömer B. Abdülaziz 2,5 yıllık kısa sayılabilecek iktidarı dönemine 25 yılda yapılamayacak reformları sığdırmıştır. İhtisas alanım olan bu dönemle ilgili birçok yazı yazdım. Çünkü bu dönemi gereği gibi analiz etmeden, soyutlayıcı bir tarih okumasıyla kodlarını zamanımıza taşımadan, anlamadan diğer dönemleri yeterli düzeyde ve isabetli bir şekilde yorumlayamayız. Bütün izahlarımız nakısa ile malul olur.

İşte o zamanlardan tevarüs ettiğimiz din-siyaset ilişkisindeki hakka ve adalete istinat etmeyen gelenek bugünümüzde de farklı tezahürlerle devam ediyor.

Gelelim bugünümüze yansımalarına…

Türkiye’nin en büyük iki tarikatının ileri gelenlerinin karşılıklı polemikleri, yakıştırmaları, post kavgaları bir gerçeği bir daha gözler önüne serdi.

Mevcut siyasi iklim bütün alanları dejenere ediyor, yozlaştırıyor, çoraklaştırıyor. Siyasi iktidarın dini cemaat ve tarikatlarla girdiği sağlıksız ilişkiler hem siyaset alanını ve hem de dîni alanı zehirliyor, oksitliyor. Tabiatı gereği sivil olması gereken dini alan şu veya bu şekilde siyasetin vesayetine girince öznel halini ve itibarını yitirip basit bir siyasi aparata dönüşebiliyor.

Kavga neden büyük? Çünkü burada esas olan dinin neşvünema bulması değil, bu toplulukların sahip oldukları, hükmettikleri insan ve sermaye gücüdür. Dolayısıyla bu büyük mirasa konma iştihası da o ölçüde büyük oluyor.

Paylaştığım videoda da bizatihi itiraf ediyorlar. Bakın müteveffa şeyhin oğlu ne diyor:

“Cemaat babamın malıdır, babam yapmıştır bu cemaati, ömür boyu çalışmış, gece gündüz çalışarak bu cemaati oluşturmuştur. O (Cübbeli) cemaati kendine mal ediyor.”

Cemaate mensup müritler birer nesne olarak görülüyor. Zaten kavganın sebebi de budur. Bu dini anlayışın ikliminde ne toplumun ve ne de dini hayatın neşvünema bulma imkanı olamaz.

Ne hikmet ki, bu karşılıklı kavga mübarek ramazan ayında yaşanıyor. Güya ahlakın, faziletin, takvanın öğretildiği, talim edildiği tasavvuf dergahları gıybetin, çekişmenin, post kavgalarının merkezleri haline gelmişler.

Dini hayatın ıslahı sadece dindarları değil, toplumun tümünü ilgilendiren önemli bir mevzudur. Bunu ıslah faaliyetini yürütürken bazı din karşıtı azgın kesimlerin yaptığı gibi kırarak, dökerek, olumsuz vak’aları öne çıkararak, kavga ettirerek, dini kimlikler ve ritüellerin alay konusu edilmesine sebep olarak değil, ilmi, ahlaki usul ve yöntemlerle yapmak esas olmalı.

Bu sorun Türkiye’de çok önemli bir mevzu olarak gündemdeki yerini koruyor. İfade ettiğim gibi bu alanın siyaset dışı tutulması ve ıslahı sadece bu ülkenin dindarlarının değil, tüm toplumun meselesi olmalı. Sağlıklı bir dini hayat toplumun selametinin, barış ve dayanışma içerisinde yaşamasının teminatıdır.

https://www.youtube.com/watch?v=v8gsu6j2GV8…
https://www.youtube.com/watch?v=iIlMafKB2HA…

Bunları Okudunuz Mu?

1 yorum

Musa Yavuz 2 Nisan 2024 - 14:39

Allah razı olsun. Elinize sağlık baştan sona doğru tespitler. Üzerinde durulması gereken hassas konular.

Cevapla

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept