Kamu Haklarının, Mallarının Dönüştürücü Etkisi

by Fahrettin Dağlı

Son günlerde Müslüman mahallede bir telaş var. ‘İstanbul Sözleşmesi’ olarak bilinen ‘Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ ile ilgili fırtınalar kopartılıyor. ‘Aile kurumu çöküyor/çökecek’ endişeleri dile getiriliyor. İşin doğrusu sözleşme ile ilgili bir etüdüm sözkonusu değil. Zaten bu yazının konusu da bu değil. Ancak, bir çelişkiyi dillendirmek istiyorum; Müslüman mahallenin paradoksal riyakarlığını ve aymazlığını sözkonusu etmek istiyorum. Bu sözleşmenin uygulanması ile endişe edilen anlamda aile kurumunun ne derece etkileneceğini tam olarak bilemiyorum. Konunun uzmanlarının her türlü politik etkiden maada olarak bu hususu müzakere konusu etmelerinde elbette fayda var. Her meselemizde olduğu gibi karşılaştığımız tüm olguları konunun uzmanlarının müzakeresine açıp onların vardıkları düşünce ve kanaatler muvacehesinde bir sonuca varmak usul/yöntem olarak benimsenmesi gereken bir hakikattir. Bugün yapılmayan şey budur ve bunun acılarını çekiyoruz.

Ancak bir şey var ki, açık ve net bir mahiyete sahip; Aile ile birlikte toplumu çökertecek, yıkacak yakıcı bir problem; Kamunun yetki kullandığı alanlarda, hakların gaspı ve keyfi edinimler/kazançlar ve kamunun haksız, hukuksuz uygulamaları konusunda tepki koymamaktır. Aynı zamanda insanların hak ve hukuklarına girmek ve sonuçta toplumu oluşturan tüm bireylerle helalleşmeyi getiren kul hakları… İşte bu durum tartışmasız olarak bir toplumu yok oluşun eşiğine getirecek bir olgudur ve önümüzde bir aysberg gibi durmaktadır. Bunları görmeyeceksin, duymayacaksın, ilgisiz kalacaksın, sözkonusu haramlardan besleneceksin, besleteceksin ve ondan sonra da İstanbul Sözleşmesiyle aile kurumunun çökeceğini iddia edip ağlayacaksın, sızlanacaksın, sureti haktan gözükeceksin.

Bu durum kelimenin tam anlamıyla bir paradokstur; bir riyakarlıktır. İslam’la ilgili vasat okumaları olan herkesin bilebileceği kanuniyetleri, hudutları çiğneyeceksin ve ondan sonra da bir yasal düzenlemenin aileyi çökerteceğinden dem vuracaksın! Aileyi de, toplumu da yok oluşun eşiğine getirecek olan en önemli sosyal olgu, haramlar ve yapılan haksız, hukuksuz uygulamalara karşı ‘dilsiz şeytan’ kesilmektir.

Biliniz ki, kamu mallarından veya haklarından haksız bir şekilde edindiğiniz her şey haramdır ve toplumun tüm bireyleriyle helalleşmeyi gerektirir. En basit örneğini vereyim; Kamuya alınacak herhangi bir personelle ilgili çocuklarınız ve yakınlarınız lehine sağlayacağınız her iltimas haksızdır, kul hakkıdır ve haramdır. Bu durum 84 milyonla helalleşmeyi gerektirir. Bunlardan sağlanan menfaatlerle beslenen bir nesli yok oluştan koruyamayacaksınız.

Daha iddialı bir şey söyleyeyim; aslında somut olarak konuştuğumuz çoğu problem mevzubahis ettiğim çarpık düşünce ve eylemlerin birer çıktısıdır. Bir bakıma bütün problemlerimizin neşet ettiği kaynağı konuşacağımız yerde sonuçlarını konuşuyoruz. Bu zaviyeden bakmaya devam ettiğiniz sürece daha büyük insani problemlerle karşılaşacağımızı söylemek için müneccim olmaya gerek yok. Akleden, fikreden bir toplum olmadıkça problemleri çözmek anlamında özne değil, nesne konumuna düşeriz. Hesap bu kadar açık ve yalındır. Tafsilata boğup noktayı dağ yapmanın bir anlamı yok.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept