REFERANDUM KAZANILDI AMA NEYİ KAYBETTİĞİMİZİN FARKINDA MISINIZ?

by Fahrettin Dağlı

Böyle soru sorulur mu diye hayret etmeyelim.
Neyi kaybettiğimizi buyurun beraber tefekkür edelim? Neye karşılık neyi yitirdiğimizi muhasebe edelim.

Seçim başarılarının, iktidar imkanlarının sarhoşluğu ile “Yaşasın! İslam geliyor, Osmanlı’nın ayak sesleri duyuluyor” naraları eşliğinde yürütülen siyaset arenasında neleri yitirdiğimizi oturup konuşalım, müzakere edelim.
Kaybettiklerimiz: “Geleceğimiz, karşımızdakilere ihsas ettiremediğimiz eminliğimiz, akıbetlerini soruşturamadığımız evlatlarımız/genç neslimiz, yitirdiğimiz değerlerimiz, ahlakımız, nezaketimiz, hoşgörümüz, duygudaşlığımız, kardeşliğimiz… Daha sayayım mı? Diplerde seyreden güvenirliğimiz, adaleti tahakkuk ettirecek yargı kurumlarına olan güvensizliğimiz, bir adım ileri gidemeyen ve hatta gerileyen eğitim ve kültür hayatımız…”
Bugün siyaset yolculuğunda yürüdüğümüz yolda bir gün olsa mola verip, “Yav arkadaş! Biz günlerdir bu yolda yürüyoruz da bir gün oturup da ‘nereye gidiyoruz?’, ‘Yol zayiatımız nedir?’, ‘Rotamızda bir sapma var mı?’ ‘Yolumuzu kaybedip ters ve çıkmaz bir istikamete girdik mi?’ ‘Bizimle beraber yolculuk yapan evlad-ü ıyal ne durumda?’ ‘Yolumuzda yürümeye takatleri kaldı mı?’ ‘Yoksa yolda dökülmeye başladılar mı?’ ‘Yoksa yoksa menzilimize olan inançlarını yitirip geri mi döndüler?” sorularını kendimize sorduk mu? Bir durum muhakemesi yaptık mı? Yoksa “Önemli olan iktidarımız, gücümüz, kudretimiz, hükümranlığımız, egemenlik alanımız” deyip başka hiçbir şey düşünemez mi olduk? Vallahi sizin iyilik gördüklerinizde ben kötülük, sizin hayır gördüklerinizde ben şer, sizin başarı olarak gördüklerinizde ben acı bir mağlubiyet görüyorum. Nasıl bu kadar sağırlaştınız? Nasıl bu kadar körleştiniz? Nasıl bu kadar yürek katılığı oluştu? İnatçı zorbalar gibi ille de güç deyip, dilleriniz başka bir şey telaffuz edemez oldu? dedik mi? Bu hakikatleri seslendirdiğimiz zaman da koro halinde; “İşiniz hep tenkit, hiç mi iyi cihet görmüyorsunuz?” deyişiniz, sorunuz ciğerlerime tıs diye dokunuyor. Allah aşkına yukarıda iyi, güzel, hayırlı adına saydıklarımı çıkarınca geriye ne kalıyor? “Köprüleriniz, tünelleriniz, hava limanlarınız, AVM’leriniz değil mi?

Sevinin sizler sevinin %50’lerle, %60’larla. Sevinin dünyalıklarınızla, iktidarlarınızla, gücünüzle, refahınızla, konforunuzla, biriktirdiklerinizle!

Çocuklarımız ne haldedir dönüp baktınız mı? Güç sarhoşluğuna yenik düşüp arkamızda bıraktığımız yavrularımızın ne halde olduğunu düşünebiliyor musunuz? Önüne koyduğumuz pahalı elektronik iletişim aletlerinin, altlarına verdiğimiz lüks arabaların, kendilerine sunduğumuz sınırsız konforun onları iyilikte ve selamette tuttuğunu mu zannettiniz?

Bakın dışarıda değil, iktidar olarak finanse ettiğiniz gazetelerinizde yazı yazan iki ilahiyatçı akademisyen referandumdan önce bu ülkenin çocukları arasında “Deizm’in” gittikçe yaygınlaştığını, durumun farkına varan bazı ana-babaların feryadı figan etmeye başladıklarını yazdılar. Kulaklarınız duydu mu? Siyaset hırsından geçip bu feryadı figanlara kulak verdiniz mi ey emanetin sahipleri?

Deizm nedir mi diye soruyorsunuz? İşte kısa tanımı: “Âleme müdahil olmayan bir Tanrı inancı ve beşerî anlayışa/kavrayışa dayalı bir doğal din tasavvuru. Bir tanrı var ama hayata müdahil değil” İşte bu kadar.

Evet, beyler dışarıdan birileri değil size yakın gazetelerde yazan ilahiyatçılar, gençler arasında yayılma istidadında olan bu tehlikeye işaret ediyorlar. İşaret ediyorlar etmesine de onlar da sebepler ve yapılması gerekenler konusuna gelince akla ziyan o kadar bilgi ve öneri serdediyorlar.

Reel-politiğe yenilen eski İslamcıların iktidarında tersi beklenirken karşılaştığımız bu tabloyu anlamlandırabiliyor musunuz? Neden? Niçin?

Sayılarını artırdığınız İmam Hatip Okulları, Kur’an Kursları, Camiiler, Liselerin müfredatına yerleştirdiğiniz Kur’an, Siyer dersleri bu akımın önüne geçemedi mi?

Okullarınızda, bağımsız bir araştırma kuruluşuna bir alan araştırması yaptırdınız mı? Sebeplerini araştırıp Milli Eğitim Şuraları tertip edip konuyu kanaat önderleri, uzmanları ile istişare ettiniz mi?

Hayır! Bunların hiçbirisini yapmaya cesaret bulamayacaksınız. Çünkü aslında siz de iyi biliyorsunuz ki sebepler çok derinde ve direkt sizin iktidar politikalarınızla ilgili.

Elbette aile, çevre ve elektronik-iletişim bilgi teknolojilerinin yol açtığı hasarların etkilerini ihmal etmiyorum. Biz, bize düşeni yapmış olsak ailelerle ne yapmaları veya ne yapmamaları gerektiğini oturup konuşurduk. Bilişim sektörünün uzmanları ile oturup en az zayiatla bu genç nesli nasıl sağlıklı bir şekilde geleceğe hazırlarız diye çalışmalar yapardık. Şu ülkenin kaç aydır enerjisini boş yere harcadınız. İsraf ettiğiniz bu enerjiyi bu hizmetlere teksif etmiş olsaydınız belki bu gün bir adımlık mesafe kazanacaktık. Varsa yoksa iktidarınız… Bundan sonra sünnettullah gereği bir şey yapabileceğinize dair hiçbir inancım da kalmamıştır.

Neden? Sebepler o kadar görünür ve yüzeysel değil, daha derinlikli, daha devasa ve direkt niyet ve amel/eylem uyumu ile ilgilidir de ondan…

İslam’a göre neslin muhafazasının üç temel olmazsa olmazı var. Birincisi her şeyin başı, temeli ve direği olan adalete olan inanç, ikincisi helal kazanç/lokma, üçüncüsü ise konunun ehillerinin rehberliğinde güçlü bir eğitim…

Şimdi söyleyin bu şartlarla ilgili olumlu bir cümle kullanacak olanınız var mı? Daha önce işin mutfağında bilfiil bulunan ve teorisi ile de ilgili olan birisi olarak ne yazık ki olumlu cümle kuramıyorum.

İktidarla ilk defa yüzleşen, tanışan bir kitleye iktidar imkanlarını ardına kadar açtınız, sınır koymadınız. Herkes gücü nispetinde, hortumunun uzandığı yere göre kamu imkanlarına ağızlarını dayadı. Arkanızı güçlü görmek, kesintisiz siyasi destek istediğiniz için kimin ne yaptığına dönüp bakmadınız. Bu ülkenin yarım yamalak çalışan denetim sistemini de kendi ellerinizle kilitlediniz, ellerini kollarını bağladınız, açgözlüleri salıverdiniz. Onlar da tadına vardıkça dışarıdakilere davetiye çıkardılar. “Müslümanlar zengin olmalı, güçlü olmalı” teraneleri ile haram ile helali birbirine karıştırdınız. Fetvalar alarak haramı helal kıldınız. Yoksulluk ve kamu imkanlarından mahrum kalıp helal yaşayan, evine helal ekmek getiren bir avuç mümin kalmıştı. Onları da haram lokmalarla zehirlediniz. Eskiden onların haramsız yaşamlarının yakarışı olan dualarının bir bereketi kalmıştı. Onu da karşılıksız bıraktınız. “Ne istediler de vermedik” kuralsızlığı, popülizmi ile kamunun imkanlarını sınırsız kullanma ruhsatı sundunuz.

Peki, bu haramlarla beslenenler olarak biz ne yaptık? Biraz güç kazanınca, palazlanınca bir birimize düştük. Daha fazlasına hükmetmek için birbirimizin kuyusunu kazdık. Birbirimize etmediğimizi bırakmadık. Dünyanın gözü önünde her türlü çirkinliği, rezilliği işledik. Haram iktisap ettik. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak yerine eşe-dosta daha fazla güç için dağıttık.

Şimdi söyleyin bana, haram lokmalarla beslenen, birbirine düşüp, birbirine etmediğini bırakmayan bizleri seyreden yavrularımız, hangi adalet söylemimize itibar, itimat etsin, inansın?

Yavrularımız/ciğer parelerimiz bir yana, sizin bu çamur atma kavganıza tanıklık eden kaç tane lâdini, sizin yaşantınızdan, muamelatınızdan etkilenip Müslüman oldu? Olanı bilmiyorum ama sizden etkilenip deizmin kör çukuruna yuvarlananları biliyorum.

Netice olarak, referandumu aldınız. Tebrik ederim!!! Peki, neyin karşılığında? Sahici olarak her türlü dünya cazibesinden, iştahasından sıyrılarak neleri kaybettiğinizi idrak etmiş olsaydınız, vallahi elinizdeki tüm iktidar imkanlarını bugün bırakıp dağa kaçıp bir mağaraya sığınır, ömrünüzün geri kalan kısmını Rabbinizden affınızı dileyerek geçirirdiniz. Bilmiyorum bu aciz kulu bir nebze de olsa anlayabiliyor musunuz? Can alıcı sorunumuzun bu olduğunu bir lahza da olsa idrak edebiliyor musunuz?

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept