Siyasette Öğrenilmiş Çaresizliğe Hayır!

by Fahrettin Dağlı

Sosyal medya mecralarındaki paylaşımlarımın, duyurularımın, çağrılarımın, davetlerimin birincil amacı, adil şahitlik adına delil, mazeret bırakmaktır. Hem bizden sonraki kuşaklara ve hem de iman ettiğim Allah’a şahitlik bırakmaktır. Çok şükür bu dünyaya dair bir hırsım yok; sadece hayırla, iyilikle, güzellikle anılmaktır.
Önümüzdeki siyasi süreç büyük bir siyasi feraset gerektiriyor. Basit siyasi argümanlarla ve karşılıklı meydan okumalarla sonuç almamız imkansız. Seçim sonuçlarına göre ister iktidar veya ister muhalefet kazansın; az çok akıl sahibi olan herkes neden “imkansız” dediğimi anlıyordur. Detaylandırıp daha fazla umutsuzluk aşılamak istemem. Yani, ortada seçim ve sonuçlarını aşan bir siyasal kriz var; tsunami yüklü dalgalar var. Son derece dikkat ve itina ile hareket etmeyi gerektiriyor.

Muhalefetin siyasi anlayış ve söylemleri ile ilgili olarak söyleyebileceğim çok şey var ama siyasal iklimin toplumu getirdiği kabızlık hali beni engelliyor. Dağılacak mı, kalacak mı gibi fal kartlarının açıldığı altılı masaya bağlanan umut dışında adeta çaresiz bir bekleyiş…

Bu tablo beni ürkütüyor.

Toplumsal muhalefet kısmı da dahil olmak üzere bütün umut altılı masaya bağlanmış. Altılı masanın en azından toplumsal muhalefeti konsolide edebilme kabiliyetine sahip olduğunu düşünerek tabii ki başarılı olmasını istiyorum. Ama burası siyaset alanı. Her türlü Bizans entrikalarının döndürüldüğü bir alan. Kazara masanın ayaklarından birisi, ikisi kırılsa tüm umutlarımız bir başka bahara kalacak. Böyle kabızlığın, böyle bir kilitlenmenin akli ve nakli bir izahı olamaz. Hatta zaman zaman bu anlayışın çok sakıncalı olduğunu düşünmüyor değilim. Her türlü tekli tercihe mesafeliyim. Muarızlarınızın imha planının tuzağına rahatlıkla düşebilirsiniz.

Toplumsal muhalefeti konsolide etme kabiliyeti başka bir şekilde mümkün olmuyor mu?

Kanaatim o ki, bugün altılı masa etrafında toplanan liderlerin başat hedefi, ülkenin güvenli bir limana çıkarılmasından çok; birileri Cumhurbaşkanı olmak; diğer birileri de parlamenter sisteme geçildiğinde başbakan; diğer bazıları da parlamentoya girmek veya sair bir takım temsillerde bulunmaktır. Böyle bir tahminde bulunmayı ve bu minval üzere yorum yapmayı istemezdim. Ancak görünen köy kılavuz istemiyor.

Kendime göre haklı bazı gerekçelerle “Cumhurbaşkanlığı” adaylık açıklamasında bulundum. Muhalefet liderlerine görüşme talebinde bulundum. Bu talebim, sadece SP’de, Başkan Yardımcıları seviyesinde karşılık buldu. Diğer parti liderleri geri dönüş lütfunda bile bulunmadılar.

Deli, divane bir adam çıkmış CB Adaylık duyurusunda bulunuyor ve neden buna gerek duyduğunu siz liderlere izah etmek istiyor. Beni kabul edecek kadar vakit fukarası mısınız? Çok mu meşgulsünüz? Sizin partilerinize katılmak için müracaat etmiş olsaydım; aynı muameleyi mi görecektim?

Evet, sizi halka şikayet ediyorum; bu şikayetimi önümüzdeki günlerde daha yüksek frekansla duyurmaya çalışacağım.

Hele hele Ak Parti’den ayrılan genç partiler; asıl sözüm sizedir. Allah aşkına sizin bugün eleştirdiklerinizi Fahrettin Dağlı on beş yıldır, şöyle veya böyle değil; yanıla yakıla şikayet ediyordu. O gün pek çoğunuz “Fahrettin Bey endişeye mahal yok; her şey düzelecek” diyordunuz. On yıl sonra yanıldığınızı gördünüz. Bugün bu hakkı teslim etmeniz gerekmez mi? “Tamam o gün size hak vermedik ama haklı çıktınız; bugün için ne öneriniz olabilir?” diye sormak bir hakperestlik değil mi? Neden bunu esirgiyorsunuz? Nezaket gösterip görüşme lütfunda bile bulanamıyorsunuz?

Çünkü öğrenilmiş bir çaresizliği yaşıyorsunuz. Çünkü genişi dar kılıyorsunuz. Çünkü daha derin düşünebilme; yarın ne olabileceği konusunda öngörüde bulanamıyorsunuz.

Bunu sadece muhalefet partileri yapmıyor; muhalif medya da aynı ambargoyu uyguluyor. Adeta görmemezlikten geliyor. Sağda ve soldakiler birbirlerini ağırlamanın dışında aykırı bir görüşe ve düşünceye imkan vermek istemiyorlar. Kendilerine demokrat… Çünkü ezberleri ve kafa konforları bozulacak; bazılarının adaylık iddiaları suya düşecek.

Cumhurbaşkanlığı Adaylığımla ilgili açıklamalarımın muhataplar tarafından gereği gibi algılanmadığı ve algılamaya yönelik bir çabanın da olmadığını görüyorum. Alma gayretinde olduğum siyasi inisiyatifin amacı, politik bir temsili aşan, onun çok ötesinde önemli bir mesajı içeriyor. Siyasi taraflardan herhangi birinin safında durarak politik taraftarlık yapmak yerine hak, hukuk, adalet, insan hakları alanındaki mücadeleyi ülkenin tepe noktasına taşıyarak, politik taraflar arasında adil şahitlik adına hakem rolü üstlenmektir. Bunu yapabileceğime inanıyorum. Onun için destek talebinde bulunuyorum. Bir kabul edin ve dinleyin lütfen!

Bu vesileyle bu sözkonusu partilere mensup arkadaşlara da çağrıda bulunuyorum; lütfen genel başkanlarınıza bu hassasiyetim ve talebimi iletin. Adaylar belli olduktan sonra kimse bana; “Fahrettin Bey çekilin kenara” gibi bir taleple gelmesin. Yanlış, isabetsiz bir adayın karşısında olurum; bu da böyle bilene…

Israrla şunu hatırlatmayı bir insanlık görevi olarak düşünüyorum; “AKP iktidarı gitsin de kim gelirse gelsin” anlayışını ilmi ve ahlaki bulmuyorum. AKP iktidarının gitmesi konusunda hiçbir akıl sahibinin aksi bir düşüncede olabileceğini düşünmüyorum. Ancak “kim gelirse gelsin” anlayışı bizi tekrar benzer yönetimlere mahkûm eder.

Bu iktidarın yerine gelecek yeni siyasal kadro bir bakıma yeni bir yüzyılın yeni Türkiye’sini inşa edecekler. Bu yeni dönemin mimarlarının ne kadar önem arz ettiğini detaylandırmama gerek var mı? Ülkenin yönetimi deneme-yanılma süreciyle götürülemez.

Onun için çağrımı yeniliyorum; lütfen bu öğrenilmiş çaresizliğe kendinizi mahkum etmeyin! Ben size en az zaiyatla bu süreci nasıl yönetebileceğimizin formülüyle gelecektim ama siz bana bu imkanı vermediniz. Tercih sizin; sonra şikayet etmeyin… Bu yazıların hepsini tarihin arşivine bırakıyorum. Halk bilmese de Hâlik bilir…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept