Yaşadığımız Ekonomik, Dini ve Sosyal Krizlerin Sebebi Olarak Siyasal Rejimin Karakteri

by Fahrettin Dağlı

Bugünlerde iktidar mensuplarından ve taraftarlarından da ekonomi ile ilgili şikayetler gelmeye başladı. Emekli maaşlarının düşüklüğü, hayat pahalılığı, çetelerin soygunu vs. gibi mevzular artık onların da gündeminde yer alıyor.

Bıçak kemiğe dayanmıştır. Fakat CB Erdoğan’ın ifadesiyle daha kötüsünü söyleyeyim: “Bunlar daha sizin iyi günleriniz”. Eğer aklımızı başımıza devşirmezsek -Allah muhafaza- daha kötüleriyle de yüzleşebiliriz.

İktidar taraftarları kendilerini yıllardır “bu gidişat hayra alamet değildir, bu siyasal anlayış ve pratikle ne sosyal yapı ne ekonomi ve ne de dini hayat terakki edebilir” diyerek uyaranlara yüz çevirdiler, günlük bireysel ve zümresel çıkarlarına odaklandılar.

Bu sistem geniş kesimleri mağdur ederken kendi taraftarlarını ihya etti. Haksız, hukuksuz uygulamalarla iktidar taraftarları kayırılır, onlara imkan kapıları aralanır, muhalif kesime de kamunun tüm kapıları kapatılırken ses vermediler, “bunca haksızlık bu insanlara reva mı?” diyemediler. Yer yer alkışladılar, onayladılar.

Ancak hazinedeki kaynaklar tükenmeye başlayıp, pasta küçülünce bu sefer de birbirlerine düşmeye başladılar.

Onlara hatırlatılan şu hakikat üzerinde hiç düşünme zahmetine katlanmadılar: Sosyal olayların da tabi olduğu yasalar var. “Ne ekerseniz onu biçersiniz, buğday ekip arpa biçemezseniz” hakikatinde olduğu gibi sosyal olaylarda da nasıl bir adalet ve ahlak anlayışına sahipseniz onunla karşılık bulursunuz. Kişilerin hak ve hukuklarına riayet etmezseniz, düşüncelerini, fikirlerini açıklama hürriyeti vermezseniz, hatta bu sebeple yargılarsanız o ülkede ne barış olur ne de sosyal ve ekonomik refah olur. Böyle yönetilip sosyal ve ekonomik ümranını temin eden bir ülke gösterebilir misiniz?

Sürekli uyarıldığınız diğer bir hususta da dedik ki, gelin bu Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine izin vermeyin. Bu rejim tek adam yönetimine evirilir. O da keyfince bir yönetim icra eder. Bir süre sonra ne hukuk ne de ahlak kalır. Götürebildiğini götüren bir keyfilik hakim olur. Muktedirin etrafını kuşatan bir çete onun yanından iyileri uzaklaştırır, kötüleri yakınlaştırır, iradesini mefluç kılar, muktediri esir alır, yönetir, onu gayri yasal olana, harama bulaştırır, kriminalize eder. İradesi iyice kırıldıktan sonra da ipleri tamamen ellerine geçirir ve ortada ne hukuk ne de düzen bırakırlar. Kamunun kılcal damarlarına kadar sızarak toplumsal bünyeyi zehirlerler. Devlet yönetiminin en önemli enstrümanlarından olan hukuk, ehliyet, istişare ve halkın maslahatını askıya alarak keyfi bir düzen kurarlar. O zaman da ortada kamuyu denetleyen ve kamu düzenini koruyan yasalar işlememeye, yargıçlar görevlerini yapamaz hale gelmeye başlar. İşte bunun sonucunda toplumsal barış bozulur, yolsuzluk ve zulüm cari hale gelir.

Dünyada icra edilme imkanına kavuşan bu tür rejimlerin ortak karakteri şudur: Ülkenin yanlış yönetildiğini, bunun sonucunda toplumsal barışın bozulduğunu ve ekonomik yolsuzlukların arttığını ifade ettiğiniz her zaman “Ülkenin var olma yok olma mücadelesi verdiği ve dolayısıyla devletin bütçesinin önemli bir kısmını güvenlik ve savunma harcamalarına ayırdıkları, bununla SİHA, İHA, uçak, tank vs. imal ettikleri” gerekçesini/mazeretini ileri sürerler. Zavallı vatandaşı da yoğun medya propagandasıyla ikna eder, buna inandırırlar. Halbuki basit bir muhakemeyle ve sorgulamayla anlayabileceğimiz bir hakikat var. Bu, yer yüzünde vatandaşlarını açlık ve sefalete mahkum eden tüm rejimlerin ortak karakteridir. Monarşiyle idare edilip (rejimin adının cumhuriyet veya demokrasi olması gerçeği değiştirmiyor) vatandaşlarına barış, ekonomik ve sosyal refah sunan bir rejim gösterebilecek olan kimse var mı? Halbuki böyle rejimlerden halkını açlık ve sefalete mahkum eden onlarcasının ismini burada verebilirim. Bunun için alim, entelektüel olmaya gerek yok sadece vasat bir muhakeme yeter.

En önemli ispat örneklerinden birisi belli periyotlarda yayınlanan “Uluslararası İslamilik endeksi” verileridir. Bu endeksleme çalışmasında temel ölçü ve kriterler İslam’ın yönetime dair enstrümanlarıdır. Peki, bu endeksleme çalışmalarının neticesinde bu söz konusu enstrümanları en iyi uygulayan ülke sıralamasında hangi ülkeler ön sıralarda yer alıyor?

2022 yılı endeksine göre Danimarka, İrlanda, Hollanda, İsveç, Norveç, Yeni Zelanda gibi gelişmiş demokrasiyle idare edilen ülkeler en öndeler. Müslümanların yoğun yaşadığı ülkeler arasında ilk sırayı ise Malezya 43. sırada ve Türkiye ancak 100. sırada yer bulmuş.

Yani monarşik rejimler ne akla ve ne de nakle uygun rejimler değildir. Hatta merhum Cevdet Said bir adım ileri giderek monarşik rejimleri karakteri gereği “siyasi küfür” olarak nitelemiştir.

Şimdi tekrar başa dönelim: Allah aşkına gerek kişisel ve gerekse toplumsal hayatımızı ilgilendiren bu temel meseleler üzerinde neden düşünme zahmetine girmiyoruz? Bunu yapmadığımız taktirde kendimize de içinde yaşadığımız topluma da yazık ederiz. Hatta sözü dinlenen biriysek çok ağır bir mükellefiyet altına giriyoruz demektir.

Sonuç olarak söyleyeceğim şudur: Bu ağır ekonomik, sosyal ve dini yaşam ile ilgili krizler siyasal rejimin karakterinden kaynaklanmaktadır. Bu durum, iki çarpı iki dört eder kesinliğindedir.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept