Günlük Siyaset Anaforunda Kaybolan Hakikat

by Fahrettin Dağlı

Rahmet ve bereket ayı Ramazan’ı fırsat bilerek vahyin, aklın, hikmetin rehberliğinde temel insani problemlerimize dikkat çekmeye çalışacağım inşallah.

Daha önce ifade etmiş olmama rağmen halen bazı arkadaşların beni ilahiyatçı sanmalarını bir daha tashih edeyim. Benim resmi bir ilahiyat eğitimim yok. Düz lise ve üniversite olarak da kamu yönetimi mezunuyum. Ancak inanma iddiasında bulunduğumuz dini okumak, anlamak, tahkik etmek ve o çerçevede bir temsilde bulunmak herhalde temel bir görev ve sorumluluktur.

Bir de içinde yaşadığımız toplumun problemlerini anlamlandırmak, yorumlamak, zamanımıza dair sonuçlar çıkarmak her bilenin uhdesinde olan bir sorumluluktur. Allah bilenlere, farkında olanlara daha çok yükümlülük yüklüyor, sorumlu tutuyor.

İşte buna munzam Allah’ın ayetleri…

“Sizden önceki asırlarda yaşayan nesiller içinden, akıllı, ileri görüşlü, fazilet sahipleri, akıllarını kullanarak yeryüzünde insanları bozgunculuktan, yozlaşmaktan, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü yapmaktan vazgeçirmeye çalışsalardı, ne iyi olurdu. Ancak, onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir erdemli kesim bunu yaptı. Zulmedenlerse içinde şımartıldıkları refahın peşine düşüp günahkâr oldular. Rabbin, halkı iyilik peşinde olan ülkeleri haksız yere helâk edecek değildir.” (Hud:116-117)

“…Biz, ülkeleri ancak halkı zulümde ısrar edince helâk ederiz.” (Kasas:59)

“Bâri din adamları ve âlimleri onları yalan söylemekten ve haram yemekten menetselerdi. Bu yaptıkları ne kötüdür!” (Maide:63)

Az çok Kur’an ile ünsiyeti olanlar bilirler ki, tekrarlanan ayetlerde kötüler, akletmeyenler, düşünmeyenler gibi olumsuz haller çok, adaletli, hikmetli, doğrular, akledenler vs. gibi iyi haller de az olarak nitelenmektedir. Bundan da anlıyoruz ki, geçmiş toplumlar ve kıyamete kadar gelecek bütün nesillerde bu sosyal hal böyle devam edecek. Kötüler, şerliler çok, iyiler, hayırlılar da az olacak.

İşte burada Allah, geçmişe atıf yaparak, “Sizden önceki asırlarda yaşayan nesiller içinden, akıllı, ileri görüşlü, fazilet sahipleri, akıllarını kullanarak yeryüzünde insanları bozgunculuktan, yozlaşmaktan, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü yapmaktan vazgeçirmeye çalışsalardı, ne iyi olurdu. Ancak, onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir erdemli kesim bunu yaptı. Zulmedenlerse içinde şımartıldıkları refahın peşine düşüp günahkâr oldular.” buyuruyor. Burada bugün yaşayan Müslümanlara adeta şu mesaj verilmektedir: Geçmişte helake uğrayan toplumlar gibi bir akıbetle karşılaşmak istemiyorsanız, endişeniz varsa, içinizdeki bilenler, erdem sahipleri, kendilerine ihsanda bulunduğum akıl sahipleri o muazzam akıl cevherini kullanarak insanları bozgunculuktan, yozlaşmaktan, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü yapmaktan vazgeçirmeye çalışsın!”

Allah böyle diyor ama insanlık yasasına göre bunu az bir topluluk yapacak. Bunlar da içinde yaşadıkları toplumun sigortasıdır. O sigorta da atarsa o toplumu ayakta tutmak imkanı kalmayacak.

Düşünen, akleden insanların temel görevi; yeryüzünde yozlaşma ve çürümeye karşı erdemli bir direnç göstererek bir çıkış yolu bulmaktır.

Bugün temel problemimiz, bilenler, farkında olanlar için budur. Günlük politik tartışma anaforlarında kaybolmamaktır. Ayette dikkat çekilen azınlık grup, o toplumun erdemlileridir. O toplumda adalet ve rahmet medeniyetini de bunlar inşa ederler.

Ne yazık ki, çağımızın hastalığı, en büyük zaafı, toplumların kitlesel çoğunluklara iltifat etmeleridir, istikamet sahibi azınlıkları hor ve hakir görmeleridir.

Yine Allah, toplumların sigortası olarak nitelendirdiği bu kimseler için “Aranızda böyle bir topluluk bulunsun” diye emir buyuruyor.

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran:104)

“…Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız.” (Ali İmran:110)

“Bunlar Allah’a ve âhiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten menederler ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar iyi kimselerdendir.” (Ali imran:114)

Bu vasıflara sahip toplulukların bulunması o toplumların sigortası hükmündedir. Bunların işlevlerinin ortadan kalkması o toplumların helak sebebidir.

Söz konusu azınlık grup, metafizik bir gerilimle daima teyakkuzdadır. Kötülüğü önlemek, iyiliği yaymak konusunda dinamik bir düşünceye ve hareketliliğe sahiptir.

Meselelerin metafizik boyutundan bihaber olanları da Allah şöyle tasvir buyuruyor:

“Onlar dünya hayatının sadece görünen yüzünü kısmen bilirler; âhiret hakkında ise tamamen gaflet içindedirler.” (Rum:7)

Yani, onlar dünya hayatının sadece dış görünüşünü bilirler, maddenin gerçeğinden ve içyüzünden habersizdirler. Ahiretten ise onlar daha da gafildirler.

Gaflet, bir gelecek tasavvurundan yoksun olmaktır; düşünen insan ise anın şartlarının kendisini nereye taşıyacağını tefekkür eder ve bir çıkış yolu arar. Geleceğinin mutluluğunu ve saadetini arzu etmek ve iyi bir gelecek hayali kurmak, insanı içinde bulunduğu anın kaygılarından kurtararak mücadeleye sevk eder.

İman etmek, kişiye görünür engellerle mücadele ruhu ve bir bakıma dünyanın mevcut şartlarını aşma imkanı verir. İman, kişinin fiziki koşullara sıkışıp kalmaması, hayallerinin ve ruhunun bu dünya ile yetinmeyerek metafiziğe açılmasıdır.

Bugün ciddi anlamda böyle derli toplu bir gruptan yoksunuz. Onun için de semamız gün geçtikçe kararıyor. Bu toplumun aydınları (entelektüel) ne yazık ki, ya kendi konforlu alanlarında bilgi pazarlıyorlar, ya da günlük politika anaforunun içinde kaybolup gitmektedirler.

Bir zihinsel inkılaba hava ve su kadar ihtiyacımızın olduğu netameli bir dönemi idrak ediyoruz. Elimizde fener, Hud:116’da tasvir edilen, akıllı, ileri görüşlü, erdem sahiplerini, akıllarını kullanarak yeryüzünde insanları bozgunculuktan, yozlaşmaktan, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü yapmaktan vazgeçirmeye çalışan ahlak ve erdem sahiplerini arıyoruz.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept