Sosyal medya paylaşımlarım nedeniyle zaman zaman şu eleştiriye muhatap oluyorum: Yazıyorsunuz, çiziyorsunuz ama değişen bir şey yok. Sizi okudukları, dinledikleri de yok. En iyisi mi, kendinizi fazla yorup, yıpratmayın.
Onlara cevabım; “Sadece safıma, duruşma milyonları şahit tutuyor ve ötelere mazeret bırakıyorum” Çünkü ötelerde bu şahitliğe ihtiyacımız olacak. Allah Resulü bile bu şahitliğe ihtiyaç duymuştur. Veda hutbesinde, arkadaşlarının şahitliğini almıştır.
Bu mevzuda bir şey yazarken aklıma hep Araf Suresinin ilgili ayet bağlamı gelir. (160 ila 170. Ayetler.)
Burada yaşanan hadise şu: İsrail oğulları Peygamberleri vasıtasıyla Allah’tan kendilerine sadece ibadet edecekleri bir gün tayin etmesini talep ediyorlar. Allah da onların bu talebine karşılık veriyor; Cumartesi gününü ibadet günü olarak bildiriyor.
Gelin görün ki, bu talebe karşılık bir de onun yanında bir imtihan vesilesi oluşturuyor. İsrail oğulları geçimlerini balıkçılık yaparak sağlıyorlar. İşte imtihan konusu da tam da buradan çıkıyor; Balıklar genellikle Cumartesi günü kıyıya vuruyorlar. Şimdi ne yapsınlar? Cumartesi günü dünyalık hiçbir işle uğraşmayacaklarına dair Allah’a verilmiş sözleri var. İşte burada İsrail oğulları arasında görüş ayrılığı çıkıyor; İçlerinden bir gurup yasağı delmek için hileye başvuruyor; Cuma günü akşamından gidip ağlarını denize bırakıyorlar; Pazar günü sabah gidip topluyorlar. Bunu gören Allah’ın sadık dostları onlara; “Yaptığınız iş, Allah’ın koyduğu yasağa karşı hiledir ve dolayısıyla haramdır; gelin vazgeçin bu işten.” diye uyarıyorlar. O azgın azınlık ise bunları tehdit ediyorlar; “Siz geçin işinize bakın. Eğer yasağı delmiş olsaydık, Allah bugüne kadar başımıza bir musibet verirdi. Bakınız hiçbir şey olmadı. Bizler de bu vesileyle çok şey kazandık; siz bizi kıskanıyorsunuz.” gibi karşılık veriyorlar.
İki gurubun dışında üçüncü bir gurup daha var ki, onlar da “neme lazımcı” gurup. İşte bunlar da ikincileri uyarıyorlar; “Size ne onların yaptıklarından; günahsa onların günahı; Allah onları öte tarafta cezalandıracak; bırakınız yapsınlar.” Bunun üzerine o hak ve adalet müdafii olan gurup işte o şanlı sözü ifade ediyorlar;
“Rabbiniz katında bir mazeretimiz olsun diye; bir de sakınıp çekinirler ümidiyle”
Konu ile ilgili ayet, Araf 164: İçlerinden bir topluluk, “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir azapla cezalandıracağı kimselere ne diye öğüt veriyorsunuz sanki!” deyince onlar, “Rabbiniz katında bir mazeretimiz olsun diye; bir de sakınıp çekinirler ümidiyle” şeklinde cevap verdiler.
Cenabı Allah aynı surenin 165. Ayetiyle de gurupların uğradığı akıbeti haber veriyor;
“İşte böylece onlar kendilerine yapılan uyarıları göz ardı edince biz de kötülüğü önlemeye çalışanları kurtardık, haksızlığa sapanları da yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü dehşetli bir azap ile cezalandırdık.”
İlginçtir, ayet de üçüncü gurupla ilgili bir durum ifade buyrulmamış. Bazı müfessirler bunu şuna yoruyorlar; Haramlar ve zulümler karşısında tepkisiz duran; güçlerinin yettiği nispette önlemeye çalışmayan da fiili işleyenler kadar cezaya müstahak olurlar. Yani, yasak fiili işleyenle, ona hakkı ve adaleti hatırlatma makamında olan sözüm ona iyiler, tepkisiz kalınca; neme lazımcı olunca, onlar da yasak fiili işleyenlerle aynı safa dahil oluyorlar.
Ve Araf 166’da Cenab-ı Hak, “Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara, “Aşağılık maymunlar olun!” dedik.” diye ifade buyuruyor. Bu ayetle de ilgili farklı tefsirler sözkonusu. Bir kısmı ruhen, ahlaken maymunlaştıkları yorumunda bulunurlarken; diğer bir kısmı da ruhen ve bedenen maymunlaştıkları rivayetini paylaşmışlardır.
Evet, insanlar birbirleriyle imtihan edileceklerdir. Dünya var oldukça, iyiler de, kötüler de olacaktır. İyilik iddiasında olanların sözkonusu iddiaları; Kötülere karşı olan tutum ve davranışları ile sınanacaktır. Bakalım, kötülükler karşısında duyarlı mı, duyarsız mı; tepkili mi, tepkisiz mi? Bu kıstas da iyilerin durumunu belirleyecektir.
Yani, 164. Ayet de ifade buyrulduğu gibi, “Neme lazımcıların” bırakınız bunları; bunların söz dinleyecek hali yok; hem günahsa onların günahı; size ne? İşledikleri fiillerin karşılığını öte tarafta görecekler; “bırakınız geçsinler; bırakınız yapsınlar” diyenlere karşı hak ve adalet müdafilerinin yaklaşık mesajı şu; “Evet, aslında biz de biliyoruz bu azgın taifenin bu yanlıştan; bu günahtan dönmeyeceklerini; ancak yarın öte tarafta bize “gücünüz yettiği halde kötülüklere; zulümlere karşı bir tutum ve davranış sergilediniz mi suali sorulduğunda; verilecek bir cevabımız; göstereceğimiz bir mazeretimiz olsun.
Nedir o mazeret; “Allah’ım bizler gücümüzün yettiğini yaptık; onlara, bu yaptıklarının haram olduğunu yüzlerine ifade ettik; ancak onlar bizi dinlemediler ve yapacaklarını yaptılar.” İşte bu, sözkonusu hak ve adalet müdafilerinin öte taraftaki kurtuluş mazeretidir. Biz ve bizler gibi düşünen Hak ve Adalet müdafilerinin de referansı bu ayetler bağlamıdır. Araf süresinin bu 160 ila 170. Ayetler bağlamı zamanlar üstü bir gerçekliğe işaret ediyor. Hisse alabiline…