İslam Ülkeleri / Müslüman Ülkeler

by Fahrettin Dağlı

Gazze soykırımı ile başlayan ve Ortadoğu’ya yayılan ABD destekli İsrail saldırılarına demokratik batı cenahından beklenilen düzeyde bir tepkinin gelmemesi üzerine batının uluslararası ilişkilerde, hukukta ve evrensel insan hakları anlamında sınıfta kaldığına, söz konusu Müslüman toplumlar olduğunda ise adeta duyarsızlaştığına, çifte standarda sahip olduğuna dair birçok yazı yazdım.

Buna mukabil bazı arkadaşlar şu sitemde bulunuyorlar: “İslam Ülkeleri / Müslüman ülkeler ne yaptılar?” “ABD’nin ve İsrail’in yanında konumlanmadılar mı?”…

Ancak yazılarımda bahsettiğim ülkeleri diğerleri ile kıyaslamıyorum.

Ayrıca “İslam / Müslüman ülkeler” kavramsallaştırmasını da isabetli bulmuyorum. Ülkelerin hükmi şahsiyetlerine din atfedilemez. O ülkelerde Müslümanların yoğun olarak bulunuyor olması onlara böyle bir nitelik kazandırmaz.

Yine de artık yerleşmiş olan bu nitelemeyle kastedilen ülkelere dair bazı değerlendirmelerde bulunayım.

İran hariç bölgede hakim güçlerin nüfuz alanında / kontrolünde olmayan bir Ortadoğu ülkesi gösterebilir miyiz? İran bu hükümranlığı, nüfuzu kabul etmediği için yıllardır bin bir türlü siyasal, ekonomik, sosyal müeyyidelerle karşı karşıya bulunmaktadır.

Sykes-Picot Anlaşması ile cetvelle, hakka, hukuka, ahlaka uygun olmayacak şekilde sınırları belirlenen ülkeler / aşiret devletleri arasında nizalaşma hiçbir zaman eksik olmadı. Zaten sınırlar da bu maksada hizmet edecek şekilde belirlendi. Nizalaşma olsun ki, her birisi kendilerini koruyacak, kollayacak bir egemen gücün himayesine girsin. Böylece himayesi altına girdiği ülkenin emirlerine âmade olsun. Bu ülkelerin, aşiret devletçiklerinin hiçbirisi tam bağımsız değildir, bir bakıma müstemlekedir. İkinci Dünya savaşının galipleri bölgeyi adeta kendi aralarında taksim ettiler. Her ülkede galip gücün “savunma üsleri / silahlı güçleri” var. Ortadoğu’da İran hariç, ABD, Rusya, İngiltere veya Fransa’nın egemenlik tesis etmediği bir ülke gösterebilir miyiz? Dolayısıyla bu ülkelerin, bulundukları coğrafyalarda iradelerini icraya kadir bağımsız bir statülerinin olmadığı tartışma götürmez bir gerçek.

Bir başka gerçek ise şudur ki, söz konusu ülke yönetimleri siyasal anlamda bağımsız bir iradeye sahip olmadıkları için yönetim şekli konusunda halkın gerçek iradesi tezahür etmemektedir. Yani, oraların Müslüman halkları devletin siyasetini belirleme gücüne sahip olmadığı gibi demokratik seçimler olmadığı için ülkeyi yönetecek siyasal kadroyu da belirleyememektedir. Hükümran ülkeler o ülke yönetimlerinin aktörlerini, siyasal sistemin şeklini ve ideolojik karakterini tayin ederler. Siyasal yönetimler ise ülke halklarının özgür iradesinin sonucu oluşmadığı için kendi toplumlarının veya coğrafyadaki diğer İslam beldelerinin hukukunu gözetecek bir siyasal anlayış geliştirme özgürlüğüne sahip olamazlar.

Bugüne kadar ABD’nin, müdahalelerine gerekçe gösterdiği, “demokrasi, özgürlük getireceğim” vaadi hangi ülkede tecelli etti? Daha yakın zamanda Irak Şii Koordinasyon Çerçevesi tarafından aday gösterilen eski Başbakan Nuri Maliki, ABD’nin açık ve güçlü vetosuyla karşılaştı. ABD Başkanı Donald Trump, Maliki’nin adaylığını “kötü bir seçim” olarak niteledi ve yeniden başbakan olması halinde Washington’ın Irak’a yardım etmeyeceğini duyurdu. Bu sebeple Irak’ta aylardır hükümet boşluğu bulunmaktadır. ABD kendi önereceği / dayatacağı adayı kesinleştirmeden hükümetsizlik, başsızlık devam edecektir. Peki bu hal üzere olan Irak yönetiminin ABD karşısında yapacağı bir şey var mı?

Bu kadar açıklamadan sonra “İslam ülkeleri / Müslüman ülkeler” diyebilmemizin ilmi ve ahlaki bir gerekçesi olabilir mi? Yöneticileri bile uluslararası hakim güçler tarafından belirlenen bu ülkelerin siyasi iradeleri için nasıl “İslam / Müslüman” nitelemeleri yapabiliriz?

Sözün özü, halkının çoğunluğu müslüman olan bu ülke yönetimleri bağımsız, özgür bir iradeye sahip değildir. Bunun en son örneği, ABD-İsrail-İran savaşı nedeniyle toplanan İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları toplantısı sonucunda yayınlanan bildiriye yansıdı. Bildiride, mütecaviz ABD’nin bu hukuk / insanlık dışı saldırısı nedeniyle kınanması gerekirken bir tek cümle ile bile olsa ismi geçmemiştir. Aksine bu savaşta saldırıya uğrayan İran kınanmıştır. İsrail için ise, sadece Lübnan’a yaptığı saldırıları durdurması için çağrıda bulunulmuştur. Eğer ekonomik ve siyasal anlamda güçlü ve herhangi bir süper gücün himayesinde olmasalardı yine de böyle bir teslimiyetçi politikaya mahkûm olurlar mıydı?

Sonuçta, bölgedeki hiçbir ülke isimlerini saydığımız egemen güçlerden bağımsız iradelerini icraya kadir değiller. Bu mümeyyiz vasfa sahip olmayan ülke yönetimlerinden hakka ve adalete uygun bir tavır geliştirmesini bekleyemeyiz.

Bunları Okudunuz Mu?

1 yorum

Mustafa Yıldız 28 Mart 2026 - 10:58

Buralar İslam beldeleri

Cevapla

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept