Cumhuriyet, uzun yıllar üç sacayağının üzerinde yürüdü; harbiye, mülkiye ve tıbbiye. Kurucu ana unsurun askerlerden oluşması ister istemez siyasi yönetimin ruhunu militarist anlayışa göre yoğurdu. Harbiyeliler, kendilerine bağlı mülkiye ve tıbbiyelilerle birlikte çok partili siyasal rejime geçinceye kadar ülkeyi vesayetle idare ettiler. Bir bakıma eski Roma’daki Triumvirlik ittifakı gibi…
Bir sabah uyandık ve “yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” dedik ve cumhuriyetin temel organı olan meclis iradesine başvurmaya bile ihtiyaç duymadan, müzakere etmeden vesayet baskısıyla bunu karara bağladık. Yani, usule ve esasa uyulmayarak ilan edilen cumhuriyet rejimi prematüre olarak doğdu. Her prematüre bebek gibi hastalıklı ve zayıftı, küvöze alındı. Demokratik cumhuriyetin ruhuna aykırı bu sağlıksız doğum cumhuri rejimin üzerinde hep bir nakısa, sakatlık olarak kaldı.
Wikipedia Cumhuriyet rejimini şöyle tarif ediyor:
“Egemenliğin halka ait olduğu, devlet başkanının ve temsilcilerin belirli süreliğine seçimle iş başına geldiği, kişisel otorite yerine hukuk ve kamu yararının esas alındığı demokratik bir yönetim şeklidir. Milli iradeyi, eşitliği ve temel hakları esas alan bu rejim, monarşinin zıttı olup vatandaşı birey olarak konumlandırır.”
Siyasal rejiminin dününü de bugününü de bu tanıma göre mercek altına aldığımızda ne görüyoruz?
Dün ya da bugün egemenlik gerçekten halka ait oldu mu? Dün ya da bugün siyasi irade halkın sahih iradesinin neticesinde mi tezahür etti?
Dün ya da bugün devlet egemenliğin halka ait olduğu demokratik bir hukuki yapı mıydı yoksa kişisel otoritenin keyfi anlayışına mı emanetti?
Dün ya da bugün hukuken kamu yararı mı, yoksa kişisel, zümrevi ve ideolojik yarar mı gözetiliyordu?
Dün ya da bugün ülke vatandaşlarının eşitliğini ve temel haklarını esas alan bir siyasal rejimle mi yoksa monarşik bir yapının iradesinin hakim olduğu bir yapıyla mı idare edildi?
Ne yazık ki, ne dün ve ne de bugün için bu sorulara olumlu cevaplar veremiyoruz.
Dün de bugün de monarkların etrafında toplanan azınlık seçkinlerin keyfi anlayışlarının geçer akçe olduğu bir siyasal rejimle idare ediliyoruz.
Uzun yıllar bir monark ve onun en yakın halkasının içinde yer alan bir ekibin vesayeti altında kalan cumhuriyet bir türlü rüşdüne erişemedi. Çok partili siyasi rejime geçtikten sonra da eski alışkanlıklar terk edilmedi. Eskiden bir monarkın iradesi geçerliyken bu defa yerini monarkın etrafında saf tutan ve kendilerini sözüm ona rejimin bekçileri olarak gören askeri ve sivil bürokratik vesayete terk etti. Yani cumhuri anlayış yine hapsedildi.
Askeri ve bürokratik vesayetten belki de en çok etkilenen, zulüm gören muhafazakar dindar kesimin iktidarında kamu yararını önceleyen hukukun en üst seviyede korunduğu bir siyasal rejimin inşa edilmesini beklerken yine tersiyle mukabele gördük. Onlar da neredeyse geçmiştekilere rahmet okutacak derecede haktan hukuktan uzaklaştılar.
Ak Parti’nin 2002 Kasım’ında iktidar olmasıyla ülkenin siyasi istikrarını teslim alan bir ideolojik despotizmi uygulayan yer üstü ve yer altı vesayet güçlerinin tasfiye edilmesini beklerken yine büyük bir hayal kırıklığına uğradık. Dünün mazlumlarının bugün nasıl zalimleştiklerine, hasımlarını nasıl taklit ettiklerine hatta onları bile geçtiklerine tanıklık ediyoruz. Yerin altındaki ve üstündekilerle güç tahkimi yaparak nasıl bir siyasal vesayet kurduklarını üzüntüyle, kahırla izliyoruz.
Sözün özü, cumhuriyetin ilanından bugüne kadar gerçek anlamda cumhuri bir rejim bir türlü inşa edilemedi. Dün ve bugün için aktörler değişse de cumhuriyet hep mahpus kaldı, bir türlü kendini geliştirecek hürriyetçi bir siyasi iklime kavuşmadı.
Cumhuriyetin çoğu otoriter monarşik rejimler gibi isminin kaldığı ama ruhunun hapsedildiği bir vesayetten bir türlü yakamızı kurtaramadık. Partiler var, seçimler yapılıyor, yasama meclisi oluşuyor, yargı kuruluşları var ama cumhuri rejim hep hapiste.
Vesayet rejiminin tasfiyesi için şöyle böyle değil kelimenin tam anlamıyla bir siyasal inkılaba ihtiyaç var. Siyasal partiler ve seçim yasalarından tutun, siyasal gelenek, kültür ve ahlak hakiki bir sorgulamaya, tashihe ve yeniden inşaya tabi tutulmadan gerçek cumhuri rejimin neşvünema bulma imkanı yoktur, bir formu gider, diğeri gelir.