İsrail’in Gazze soykırımından sonra Suriye, Lübnan ve İran’a saldırması sadece İslam dünyasında değil, dünyanın dört bir yanında Yahudiliğin teolojik karakterinin ve onun seküler versiyonu olan “Siyonizm’in” faşist / acımasız yönünü önemli derecede açık etti. Temennim ve duam o ki, bugüne kadar insanlığa karşı işledikleri cürümlerin, cinayetlerin, gizli planların hepsi bu vesileyle açığa çıksın. İnsanoğlu bu karanlık şebekenin nasıl cani bir örgüt olduğunu görsün.
Yahudi soykırımından (Holokost) sonra bir asra yakındır mağduriyet psikolojisinin getirisinden faydalananlar bugün daha acımasız olanı önce Gazze halkına, Gazze’yi yerle bir ettikten sonra da şimdi Lübnan’a uyguluyorlar.
Her zalim zorba gibi İsrail de neredeyse bölgedeki tüm ülkeler üzerinde hakimiyet iddiasında bulunuyor (Arz-ı Mev’ud). Son olarak saldırı cephesini genişletti ve ABD himayesinde İran’a saldırdı. Ancak bu sefer çetin cevize denk geldi, dişleri kırıldı. Başlarındaki ruhani lideri ve kurmay heyetini ortadan kaldırarak, okulları ve hastaneleri bombalayarak, kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek, uranyum zenginleştirme ve nükleer başlık geliştirme hazırlıklarını çökerterek rejimi değiştireceklerini, İran’ı parçalayarak güçsüz düşüreceklerini ve böylece “Arz-ı Mev’ud” ütopyasının gerçekleşeceği hayaline kapılanlar bu sefer büyük bir yanılgıya uğradılar.
İsrail’in bu haksız, hukuksuz, ahlaksız ve uluslararası hukuka aldırmayan tutumu, derin bir uykuya yatan maşeri vicdanı uyandırdı. Düne kadar mütecaviz, ırkçı faşist İsrail siyasetini tenkide cesaret edemeyen vicdan sahibi insanlar Siyonizm’in ne acımasız bir ideoloji olduğunu konuşur oldular. Ve gün geçtikçe dünyada İsrail karşıtı etkinlikler arttığı gibi siyaset, sanat ve akademi çevrelerinden ciddi eleştiriler gelmeye başladı. Bu çok zayıf bir işaret bile olsa hayra alamettir. Demokratik dünyanın yönetimleri (İspanya hariç) olup bitenler karşısında halen çok cılız tepkiler vermekteler. Bir kısmı İsrail ve Mossad aparatlarıyla geliştirdiği gayri ahlaki ilişkiler ve diğer bir kısmı ise halen üzerlerinde kâbus gibi duran acımasız Siyonist lobilerin baskısından çekindikleri için ya konuşamıyorlar ya da yaptıklarından dolayı İsrail’i mazur görüyorlar.
IŞİD, El-Kaide gibi örgütlerin yaptıkları karşısında ayağa kalkanlar, savaş koalisyonu kuranlar, “Cihadist Örgütler” diye yaygara koparanlar, İsrail’in terörist saldırıları karşısında sessiz kaldılar, oralı olmadılar.
Düşünebiliyor musunuz; dünyaca tanınan bir devlet, diğer ülkelerin ruhani liderlerine, yöneticilerine, komutanlarına, bilim adamlarına yönelik füze saldırılarında bulunuyor, hanelerinde eş, çocuk ve torunlarıyla beraberlerken toptan katlediyor, yetmiyormuş gibi okulları, hastaneleri vurup binlerce insanı hunharca öldürüyor ve bunun karşısında Müslüman Ülkeler Birliği, saldırganı değil, saldırıya uğrayanı kınıyor, demokratik dünyanın liderleri de bu kirli savaşta ABD-İsrail Epstein koalisyonuna dahil olup olmama tartışmaları yapıyor.
Vicdan sahiplerine sorum şudur: İsrail’in icra ettiği bu vahşeti bir İslam beldesindeki Müslümanlar yapmış olsaydı ABD ve Batı ülkelerinin tavrı aynı mı olurdu? İslam coğrafyasındaki kendi imalatları olan terör örgütlerine müslümanların kitabında övülen ‘Cihat’ ön takısıyla “Cihadist Örgütler” diyerek küresel mücadele ittifakı kuranlar bu terör devletçiğine karşı neden sessizler? Neden İsrail’e cihadist benzeri bir etiketi yapıştırmıyorlar? Adamlar sabahtan akşama kadar kendilerine göre kutsal saydıkları kitap ve belgelerden alıntılarda bulunarak yaptıklarıyla ilgili dini bir meşruiyet oluşturmaya çalışıyorlar. Bu durumda teokratik İsrail devleti neden terör devleti sayılmıyor?
Batının diğer iki yüzlülüğü, çifte standardı ise, İsrail için meşru gördüğünü İran için gayri meşru görmesidir. İran’a diyorlar ki, “sen nükleer zenginleştirme çalışmalarını sıfırla, bugüne kadar yaptıklarını da bize teslim et, füze geliştirme programlarını da sonlandır.” Aslında yarım ağızla ikrar ettikleri şey, “kendini silahlardan arındır ve İsrail’in bölgeyi işgal programının önünü aç. Tıpkı Mondros Mütarekesinde yaptıkları gibi…
İran’dan bunu talep eden, bekleyen Batı, sözkonusu İsrail olunca susuyor. İsrail, bırakınız uranyum zenginleştirmeyi, şu an elinde atom bombası olduğu iddia ediliyor. İran, nükleer geliştirme ile ilgili programlarını uluslararası denetim kuruluşların denetimine açarken, İsrail bu denetimi reddediyor. Bugüne kadar Batılı liderlerden biri çıkıp da, “iyi de İran henüz atom bombası geliştirmemişken uranyum zenginleştirme programını uluslararası denetime açıyorken, atom bombası geliştiren İsrail neden bu denetimi kabul etmiyor? İran’a haram olan neden İsrail’e helal oluyor?’’ demiyor?
Beşli çetenin kontrolunda olan Birleşmiş Milletlerin adaleti de bu…