Kişi Kültü ve Peygamber Ahlakının Hatırlattıkları

by Fahrettin Dağlı

Eskiden beri kitlelerde gördüğüm en müzmin / kronik sosyal hastalık kişi kültünü yüceltme ve kutsama kültürüdür.

Son yıllarda yine hakikat bilgisini öğrenmek, konuşmak, müzakere etmek yerine sevdiğimiz, takdir ettiğimiz, yücelttiğimiz kişilerle sevmediğimiz, nefret ettiğimiz, hakir gördüklerimizi çatıştırarak kendimizi tatmin ediyor ve çıkar alanları oluşturuyoruz.

Meşhur sözdür, “Küçük insanlar kişileri, vasat insanlar olayları, büyük insanlar ise fikirleri konuşur”. Fikir sahibi olmayanlar olayları ve kişileri konuşurlar. Toplumumuzda da uzun yıllardır az okumak ve okunanlar üzerinde derin düşünebilme, tefekkür edebilme kabiliyetini kaybetmek sebebiyle daha çok olaylar ve kişiler üzerinde fırtınalar koparılarak zararlı gündem alanları üretiliyor. Sanki görünmez bir el bizleri yanlış istikametlere sürükleyerek hakikate ulaşma hedefinden uzaklaştırıyor.

Birileri tarafından aziz, kutsal, eleştirilemez görüleni diğerleri yerin dibine batırabiliyor. Bir taraf için şeytan görünene diğer taraf melek muamelesi yapabiliyor.

Bu durum insanlığın çok kadim bir zihinsel problemidir. Bunun farkında olan Hz. Peygamber arkadaşlarını şu sözlerle uyarıyor:

“Hristiyanların Meryem oğlu İsâ’ya yaptıkları gibi, beni aşırı şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Resulü’ deyin!”

“Ey cemaat! Her zaman nasıl konuşuyorsanız, öyle konuşun! Şeytan sizi saptırmasın! Ben, Abdullah’ın oğlu Muhammed’im. Ben Allah’ın kulu ve Resulüyüm. Vallahi! Sizin beni bulunduğum derecenin üzerine çıkarmanızı sevmem.”

Kendisini ziyarete gelen bir yabancının onu kral zannedip titrediğini gördüğünde de “Korkma rahat ol. Ben kral değilim. Ben ancak Kureyş’ten kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” demiştir.

Aynı zamanda arkadaşlarına, “Sizden biriniz beni annesinden-babasından, çoluk- çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz.” diyen de sevgili peygamberimizdir.

Burada bir paradoks yok. Bunlar, biri Peygamberin şahsına, diğeri ise onun resul sıfatına mahsus hadislerdir. Arkadaşları nezdinde ondan daha sevgili kimse yoktu. Buna rağmen onu gördükleri zaman, ayağa kalkılmasından hoşlanmadığını bildikleri için, ayağa kalkmıyorlardı.

İnsanlığın paratoneri, numunesi, en yüksek ahlakın şahsında tecessüm ettiği Peygamber, kral, sultan gibi değil, ümmetinin ortalaması sayılacak bir standartta yaşadı ve göç etti.

Onun uyarılarının hikmeti en çok da onun vefatından sonra anlaşıldı. Hayatında ona insanüstü muamelede bulunmaktan çekinenlerin varisleri irtihalinden sonra sünneti (hadisleri) vahyin önüne geçirecek kadar onu yücelttiler. Hayattayken yapığı uyarının ne kadar isabetli olduğu yaşamından sonra daha iyi anlaşıldı.

Bu yeni durum neyi getirdi?

Yahudilerin, Hristiyanların kitaplarının başına gelenler (tahrifat) Peygamberin sünnetinin (hadis) başına geldi. Hem nakille ilgili sorunlar ve hem de kasti hadis uydurmaları İslam’ı hayatın, o pak, nezih yüzüne leke düşürdü. Ve İslam dünyası bu tahrifattan çok çekti ve halen çekiyor.

Peygamberle yetinmediler, peygamber soyundan geldikleri iddia edilen şahıslar kült haline getirilerek adeta kutsandılar. Bu alanın simsarları da kendilerine göre bir soy ağacı çıkararak ehlibeytten (seyyid veya şerif) olduklarını iddia ettiler ve etraflarına insan yığınlarını topladılar.

Bugün halen bu istismar alanı fütursuzca kullanılmaktadır. Peygamber soyundan geldiklerini iddia eden kişiler yeni sultanlıklar inşa ediyorlar, mal, mülk, servet biriktiriyorlar. Tabi olanları kendilerine tazimde bulunmaya, el-etek öpmeye teşvik ediyorlar. Allah Resulünün risaletinden, ahlakından nasiplenmemiş o zavallı yığınlar da onlara ittiba etmekle, hizmetlerinde bulunmakla, servetlerine servet katmakla büyük hayırlara erişeceklerine inanıyorlar. Ondan sonra son zamanlarda yaşadığımız korkunç sahneleri hayıflanarak izliyoruz.

Bu ülkede zannetmeyin bu durum sadece muhafazakar kesimde yaşanıyor, Kemalist sol çevrelerde de başka türlü bir kişi kültü, paganizmi hakim. O mahallede de kaç senedir 10 Kasım’da Atatürk’e benzeyen bir adam adeta kutsanıyor, banka hesabına para yağdırılıyor. Atatürk büstlerinin önünde adeta tapınma ve ondan imdat dilenme seanslarına tanıklık ediyoruz.

Ve ne yazık ki, son on yıldır CB Erdoğan için de aynı muamele söz konusu. Farklı saiklerle de olsa belli çevreler onu kutsamakta, peygamberle yarıştırmakta, hatta mabud sıfatı yakıştırılmakta, yüzyılımızın mehdisi olarak görmektedir.

Malum artık gündemimize yapay zeka gibi bir boyut girdi. Yapay zekaya birtakım görseller göstererek sorular soruluyor ve derli toplu cevaplar alınıyor. Bir arkadaşım yazımdaki görselle ilgili yapay zekaya sorular sormuş ve mevzumuzla ilgili ilginç cevaplar almış. Şimdi kısa bir nakille meramımı anlatmaya çalışacağım.

Yazımdaki görselde, Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’da bulunan “Mansudae Büyük Anıtı” yer alıyor. Anıtta, Kuzey Kore’nin eski liderleri Kim Il-sung ve Kim Jong-il’in büyük bronz heykelleri bulunmaktadır.

Görselde görülen kişiler, heykellerin önünde eğilerek saygılarını sunuyorlar. Bu eylem, Kuzey Kore’deki halkın liderlere duyduğu (ya da duymak zorunda olduğu) bağlılık ve sadakati sembolize eden ritüellerden biridir.

Bu tür ritüeller, Kuzey Kore’nin devlet ideolojisinin ve lider kültünün bir parçasıdır. Heykelleri yapılan tarihsel figürlere, “ülkenin kurucuları” ve halkın babaları olarak aşırı derecede kutsiyet atfedilir. Bu tür saygı gösterileri, bireylerin devlete bağlılıklarını göstermeleri ve rejime uyumlarını kanıtlamaları için bir baskı aracıdır. Bazı durumlarda gönüllülükten çok zorunluluk söz konusu olabilir. Kuzey Kore’deki totaliter rejimin lider kültünü sürdürme yöntemlerinden biri de bu tür eylemlerdir.

İşte böyle materyalist bir ideolojiyle yönetilen Kuzey Kore’de de aynı kutsama, tapınma ritüeli yapılmaktadır. Başta da ifade ettiğim gibi bu durum tek başına bir ideolojik sapma değil, insanoğlunun kadim bir hastalığıdır. Allah’la olması gereken kalpte boşalan yer kişi kültüyle doldurulmaktadır. İnsan, varlığın sahibine borçlu olduğu ihtiram duygusunu nereye yönelteceğini bilmediğinde ortaya böyle acınası manzaralar çıkmaktadır. Bu sıkıntılı durumdan bizi çıkarması, kalpleriyle akleden hakikatli insanlar haline getirmesi için yine O’na yönelmekten başka çare yok. Allah’ın yolumuza çıkardığı önderlere, liderlere şükran duyar, saygıda kusur etmeyiz ancak sebepleri sebep kılanın da ancak O olduğunu idrakimizden bir an bile uzak tutmaz, herkese ancak hak ettiği ölçüde değer atfetmek suretiyle insanlık haysiyetimize sahip çıkarız. Toplumda önder olarak görülen kişilerin de kendilerini bu abartılı ihtiram seanslarından uzak tutma vazifeleri, insanları istikametten ayrılmamak konusunda uyarmaları elzemdir. Aksi halde toplu olarak maruz kalacağımız musibetlerden bizi kim koruyacak?

Bunları Okudunuz Mu?

2 yorumlar

Mustafa Yıldız 20 Kasım 2024 - 12:32

Elhak doğru tespitler

Cevapla
Mustafa Yıldız 20 Kasım 2024 - 12:33

Elhak doğru tespitler bunlar kaleminize yüreğinize sağlık

Cevapla

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept