15 Temmuz ve Din İstismarı

by Fahrettin Dağlı

Bugünkü Cuma hutbesinin konu başlığı “Din istismarı”ydı. Haliyle 15 Temmuz faillerinin dini istismar ederek güç devşirdiklerini ve ondan sonra da darbeye teşebbüs ettiklerini işliyor.

15 Temmuz’a beş gün kaldı. Yine törenler yapılacak, çok şeyler söylenecek, hamaset gırla gidecek.

Daha önce çok yazdığım için bu yazıda 15 Temmuz’u anlatmayacağım. Toplumun büyük çoğunluğunun iktidar söylemini satın aldığı bir yerde ne anlatırsanız anlatın bir faydası olmuyor / olmayacak.

15 Temmuz gecesinde tam olarak ne olduğu konusunda halen karanlıkta kalan yüzlerce kör nokta var. İktidar 15 Temmuz üzerindeki bu karanlık noktaların aydınlatılmasını istemediği gibi konuşulmasını bile istemiyor. Darbe Araştırma Komisyonu raporunun yayınlanmaması, kaybedilmesi bile tek başına bazı hususlara tereddütle yaklaşmamız için yeter sebeptir.

Neyse dediğim gibi bu yazıda 15 Temmuz gecesini değil sonrasını yazacağım.

15 Temmuz sonrasıyla ilgili açıklanmaya muhtaç pek çok soru birikti. 15 Temmuz sonrasında ülkenin ve toplumun nereden nereye savrulduğuyla ilgili sorular üzerinde ne zaman düşüneceğiz, bir sorgulama yapacağız? Yoksa halı altına süpürmeye devam mı edeceğiz?

Bugün için sadece dini hayatımızı ilgilendiren sorularla iktifa edeyim.

-15 Temmuz öncesi ve bugün mabetlerdeki cemaatin kemiyet ve keyfiyet durumu nedir?

-Cuma Namazlarında tıklım tıklım dolan camilerde bugün kaç saf kaldı?

-Saflarda kaç genç kaldı?

-Kaç genç beş vakit namaz kılıyor?

-Yapılan onca harcama ve teşvike rağmen toplumda dindarlaşma mı, dinsizleşme mi arttı?

-Dindarlık iddiasında bulunanlara güven arttı mı, azaldı mı?

-Mutlu bir azınlığın dışında insanların çoğunluğunun yarınlara dair umutları arttı mı, azaldı mı?

-Beyin göçü düne göre azaldı mı yoksa katlanarak devam mı etti?

-Toplumsal barış anlamında düne kıyasla neredeyiz? Cezaevlerinde düne göre ne kadar hükümlü var? Cezaevleri inşaatları arttı mı, azaldı mı?

Her 15 Temmuz’da bir nakarat halinde karşınızdakileri kötülüyorsunuz da kendi nefsinize yönelerek kendinizi sığaya çekebiliyor musunuz? “Biz nerede hata yaptık? Milletin emanetini hakka, hukuka uygun olarak kullandık mı?” diye kendinizi sorguluyor musunuz?

Sizin ve toplumun başına gelenler ellerinizle hazırladıklarınız değil mi? Öyle ya, Allah adildir, insana niyet ve ameline göre verir.

Bir defa millet iktidar emanetini size tevdi etti, cemaatlere, tarikatlara, çıkar gruplarına değil. Dolayısıyla emanetin başına gelen her felaketten, zarar-ziyandan birinci derecede sorumlu olmanız gerekmez mi?

Sözkonusu ettiğim bugünkü Cuma Hutbesinde ifade edilenler de hamasetten öte bir anlam taşımamaktadır. Hiçbir heyecan uyandırmamaktadır, tam aksi halkı daha çok mabetlerden uzaklaştırma mahiyetindedir.

Din istismarını sadece bir topluluğa indirgemek büyük tehlikeyi tüm boyutlarıyla algılamamaktır. Siyasi muarızlarınız sizi en çok bu mevzuda eleştiriyorlar. Söylenenlere hiç dikkat kesiliyor musunuz? “Acaba biz de dini değerleri, kutsalları istismar ediyor muyuz?” diye kendinize soruyor musunuz? Yaptıklarınızın halk nezdinde böyle bir algıya sebep olduğunu düşünüyor musunuz?

Hutbenin sonunda naklettiğiniz hadisinin sizin için de dikkate şayan bir uyarı olduğunu hiç düşünmez misiniz?

“…Dini dünyaya alet eden insan ne kötüdür!… Arzu ve isteklerinin kendisini saptırdığı insan ne kötüdür!…”

Adil şahitlik adına yaptığım gözlemde bu hadisin en çok da sizi ilgilendirdiğini düşünüyorum. Ama muhtemeldir ki sizler bu gerçeği bu dünyada anlamayacaksınız / anlamak istemeyeceksiniz. Ancak ıskaladığınız bu hakikat öte tarafta karşınıza büyük bir cezaya mukabil gelecektir.

Ez cümle şunu söyleyeyim, sözkonusu hutbede hamasetle ifade ettiğiniz manada toplumsal birlik ve beraberliğin hakiki anlamda tecelli etmesi niyet ve iradesindesiniz, düşmanlıkları, hasımlaşmaları çoğaltmak yerine ferasetli ve basiretli davranarak, yeni fitneleri uyandırmamak adına toplumsal barış dilini kullanmanız gerekmiyor mu? Biliniz ki, bu hadiselere bu ve benzer yaklaşımlarınız insanları daha çok dinden ve mabetlerden uzaklaştırmaktadır.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept