Evet, yarın bayram. İslam coğrafyasının önemli bir kısmı ABD-İsrail Epstein koalisyonun bölgeyi cehenneme döndüren saldırısı altında bulunuyor. Askeri ve sivil hedef ayırımı yapmadan mübarek Ramazan ayında sivil insanların üzerine bomba yağdırıyorlar.
Eskilerde “haram aylar” geleneği vardı ve bütün toplumlar bu aylarda “savaşmama” kuralına uyarlardı. Hadi diyelim ki, o günler geride kaldı. Hiç olmazsa bugün asgari olarak bir halkın kutsal ayına saygı göstermek gerekmiyordu? Üstelik o halkın mütecaviz bir tutumu sözkonusu değilken ve anlaşmaya hazırken ertesi gün ansızın o insanların başına bomba yağdırarak en üst ruhani liderini ve 180 kız çocuğunu öldürmek en hafif tabiriyle sadizmdir, canavarlıktır.
Yapılanlar bu yüzyılda insanlığa karşı işlenmiş en büyük cürümlerdendir / suçlardandır. Suçlardandır ama bu suçun hesabını kim soracak, kim verecek? Yeryüzünün hakim gücü ABD, katile, soykırımcıya arka çıkmakta, cinayet işlemekte ondan geri durmamaktadır.
Hz. Peygamber, “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da bu acıyı paylaşan bir beden gibidir” diye ifade buyuruyor.
İçinde yaşadığımız bu zaman diliminde Müslüman coğrafyada muazzam bir felaket yaşanmaktadır. Siyonist / Epstein kirli Koalisyonu Gazze’deki soykırımdan sonra şimdi de benzer bir soykırımı Lübnan’da uygulamaktadır. İran’ın her tarafı ateş altında…
Bu felaketin karşısında ne yazık ki, İslam dünyası param parça durumda, suyun sürüklediği çer-çöp konumunda. Kendilerine bir faydaları yok ki, diğer kardeşlerine el uzatsın. ABD’ye paçalarını kaptıran krallıklar ve prenslikler, güvendikleri ABD üslerinin, tesislerinin kendilerini korumadığını gördüler ve felaketin karşısında çaresizce çırpınmaktadırlar. Bugüne kadar Allah’ın kendilerine verdiği petrol nimetinin de kendilerini güvende kılmadığını gördüler.
“…Allah, gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içimizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp durur. Allah, zulmedenleri sevmez…” (Ali İmran:140)
Dünyanın nimetleri fanidir, bugün vardır, yarın yoktur. Dün galip gelenler, bugün mağluptur.
Neticede İslam dünyası bu çağı da kaybetti. Kaybetmenin metafizik nedenleri apaçık ortada ama kime anlatabilirsin?
Akıl ve hikmet sahipleri bugün oturup yarınımızı akıl ve nakil planında nasıl inşa edebileceğini müzakere etmek ve bu bataklıktan nasıl çıkacağımızı tefekkür, tezekkür etmek mecburiyetindeler. Bu mevzuda arayış içerisine girmek ve o arayışta fani olmak her akıl sahibi Müslümanın üzerine farz üstü farzdır.
Kararan dünyamıza aydınlık olabilecek bir ışık görebiliyor muyuz?
Ne yazık ki, umutların önemli ölçüde tükendiği netameli bir zamanı yaşıyoruz. Müslümanlar çaresiz ve umutsuz. Umutsuzluğun en karanlık ikliminde bocalıyor Müslüman; yok mu elimden tutan, bu derin kuyunun karanlıklarından çıkaracak?
Bu çağın beşeri iklimine kimler üfleyecek? İnsanlığın bu bunalımına derman olacak olanlar kimler?
Hiçbir komplekse düşmeden şu an ismini hatırlayamadığım bir Batılı düşünürün ifadesiyle söylüyorum:
“Yeryüzünde her türlü köleliğin, zilletin, zulmün, gayri insani, gayri ahlaki uygulamaların, her türlü kötülüğün, hukuksuzluğun ortadan kaldırılmasını mı istiyorsunuz? O halde çağırın bu dertlerin hekimi Hz. Muhammed’i (sav) çağınıza.”
Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed (sav)’in alemlere rahmet olarak gönderildiğini ifade eder. (Enbiya, 21/107) Yağmur nasıl ki bir rahmettir, yeryüzünün hayat bulmasına sebep olur, Hz. Muhammed (asm) de insanlığın manen hayat bulmasına sebep olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Onun getirdiği din ile insanlığın mühim bir kısmı puta tapmaktan, vahşetten, bedevilikten kurtulmuştur.
İnsanlığın tükendiği, cehalete teslim olduğu, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, güçlülerin zayıfları ezdiği, köleleştirdiği bir coğrafyaya gelen Hz. Muhammed (sav) Mekke’nin o çoraklaşmış iklimine ruh üfleyerek çok kısa sayılabilecek bir zaman için de çoraklaşmış Arap beşeri coğrafyasını bir vahaya dönüştürdü. Her gece göğe yönelip yeni gelecek Nebi’nin haberini bekleyen Hanifler onun doğum gecesinde semadan aldılar müjdeyi. Altı asırdır vahye susayan gönüller o gün suya doydu.
Bugün bu sosyal iklime hava ve su kadar muhtacız. Onun irtihalinden sonra beşerin inşa ettiği bütün ideolojiler iflas etti. Onun davasının savunucusu olduğu iddiasında bulunanların ideolojileri de. Gazze soykırımı karşısında suskun kalan çağdaş dünya dedikleri de…
Bugün galiba yine başa dönüyoruz, yine vahyin aydınlattığı akıllarımızla çağımız insanına mutluluk / saadet sunacak bir sosyal iklimin müjdesini bekliyoruz.
Allah’ın bize lütfettiği bu bayram vesilesiyle, adalet ve barışın neşvünema bulduğu bir toplumsal iklime kavuşmak dilek ve duasıyla bayramınızı kutluyorum.