Kötülüklere Teslim Olmuş Sodom Gomore Toplumu

by Fahrettin Dağlı

İktidarla organik bağı devam eden Bülent Arınç’ın birkaç gün önceki “İçinde olduğumuz durum bazen kutsal değerlerini kaybeden ve ahlâkî açıdan çöken Sodom ve Gomore’yi hatırlatıyor bana; bazen de cahiliye dönemini…” şeklinde medyada yer alan beyanı bu yazımın konusudur.

Bir toplumda revaç bulan kötülüklere teslimiyet azalan direncin kaçınılmaz sonucudur.

Sodom ve Gomore kıssası da bunu anlatır. Özellikle İsrailî kaynaklarda geçen kıssa özetle şöyledir:

Olay bundan 4000 yıl önce, yani M.Ö. 2000 li yılların başlarında tahminlere göre 1900 yıllarında olmuştur. Alman yazar Werner Keller, arkeolojik ve jeolojik araştırma ve incelemelere dayanarak bu iki kentin yeryüzünden silinişini “Tevrat Gerçekten Haklıymış” adlı kitabında geniş bir biçimde açıklayıp anlatmaktadır.

Keller’in açıklamalarına göre, Amerikan arkeolog ve jeologların geniş kapsamlı araştırma ve kazılarında, Tevrat’ta (ve diğer mukaddes kitaplarda) yeryüzünden silinişleri anlatılan Sodom ve Gomore şehirlerinin yerleri, Siddim vadisi denilen ve Lût gölünün en alt ucunda bulunan alandır. Vaktiyle buralarda büyük ve geniş yerleşimlerin bulunduğu kazılardan anlaşılmıştır.

Ahmed Cevdet Paşa da Peygamberler Tarihi’nde sözkonusu hadiseyi İslami kaynaklara dayanarak şöyle aktarır:

“Hazret-i İbrahim’in kardeşi Harran’ın oğlu Lût, ( onunla birlikte Babil’den Şam tarafına geçmişti) Sodom cihetine gönderilmişti. Buranın ahalisi ise kâfir ve fâsık idiler. Hareketleri yolsuzdu ve hiçbir kavmin yapmadığı fuhuşları yaparlardı. Lût onları doğru yola çağırdı, dinlemediler. Çok nasihat etti, kabul etmediler. Cenâb-ı Hak onların başına taş yağdırdı ve deprem ile köylerinin altını üstüne getirdi. Hepsini mahvetti. Yalnız Lût, ev halkı ile geceleyin içlerinden çıkıp kurtuldu.”(Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, I. Cilt, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul)

Dini kaynaklardan nakledildiği üzere, Hz. Lut ve iki kızı hariç toplumun çoğunluğu yapılan kötülükleri ya onaylıyor veya düzeltmek ve ıslah etmek anlamında herhangi bir çaba göstermiyorlardı. İnsanlık tarihinin bütün zamanlarının ortak davranışını sergileyerek “bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” demekteydiler. Hz. Lut’un bunlarla uzun süren mücadelesi sonuç vermemiş ve bu iki şehir neticede nasıl tecelli ettiği ihtilaflı olan bir helake uğramıştır.

Peki bugün halen iktidar partisinde üyeliği devam eden ve geçmişte uzun süre önemli görevlerde bulunan Bülent Arınç neden bugün böyle bir tehlikeyi işaret ediyor ve yöneticileri tedbir almaya davet ediyor?

Yıllardır dikkat çekmeye çalıştığımız tehlike artık gizlenemez ve örtülemez büyüklüğe erişip inkarı kabil olmayan bir seviyeye ulaştığı için. Memuriyetten emekli olduğum günden bu yana iktidara uyarı sadedinde yazdığım yazılarda dikkat çekmeye çalıştığım mevzuların ana fikri budur.

Dünya ölçeğinde insanlığın yaşadığı ahlaki bunalım bu ülkede bütün unsurlarıyla ve en kahırlı haliyle yaşanmaktadır. Ancak Arınç ahlaki yozlaşmanın sadece cinsellikle ilgili bölümüne dikkat çekerek kısmi bir işarette bulunmuştur. Ve ne yazık ki, muktedirin hışmını üzerine çekmemek için ihtiyatlı konuşmuş ve konunun hakikatine dikkat çekerek asıl sebebi ifade etmeye cesaret edememiştir.

Daha önceki yazılarımda da sözünü ettiğim gibi siyasal iktidarlar ve liderler toplumların olumlu veya olumsuz anlamda dönüşümlerinde en müessir unsurlardır. Siyasal rejimler sosyal iklimleri ıslah etmekte veya bozmakta en etkili dinamiklerdir.

Siyasi, sosyal ve ekonomik anlamda rejimlerini adalet ve hürriyet temelleri üzerinde inşa eden yöneticiler toplumlarını çok kısa zamanda olumlu bir dönüşüm vetiresine sokarlar ve ileriye götürürler. Milli hasılanın adil bir şekilde paylaşıldığı, hak ve hukukların birbirine karışmadığı, kul haklarının birbirine geçmediği, üretimin, imalatın, iyi ve ahlaklı davranışın teşvik edildiği, ödüllendirildiği, ehliyet ve liyakate ehemmiyet verildiği, kötülüğün, yolsuzluğun, haksızlığın, ahlaksızlığın, nepotizmin cezalandırıldığı bir siyasal iklimde adeta toprağa atılan tohumların fidana durması ve meyve vermesi gibi çok kısa zamanda büyük dönüşüm motorunu harekete geçirip maddi ve manevi ümranın yücelmesini sağlarlar. Bugün demokratik rejimlerle idare edilen ülkelerin hukuki ve ekonomik refahlarının dayanağı da budur. Bu toplumların islamilik endeksinde ilk sıralarda olması da bu düşüncelerimi teyit etmektedir.

Türkiye toplumunun yaşadığı bütün kötülüklerin ana sebebi haktan, hukuktan uzaklaşmış, yolsuzluğu yol edinmiş, ehliyet ve liyakat yerine nepotizme teslim olmuş, iyilerin, üretenlerin cezalandırıldığı bir ortamda hak, hukuk tanımaz, kazanma hırslarıyla kamunun ambarlarına dadanmış ve bir menfaat koparmak için her türlü kötülüğü icra edebilecek kadar izan ve insaftan uzaklaşmış azgın haris bir azınlığın kural tanımaz taşkınlıkları yüzünden bugün çok yönlü bir krizi bütün derinliği ve cesametiyle yaşıyoruz. CB Erdoğan’ın ‘faiz sebep enflasyon sonuçtur’ şeklinde yanlış formüle ettiği beyanının aksine çerçevelemeye çalıştığım bu siyasi rejimin karakteri bütün kötülüklerin ana sebebi ve Sodom-Gomore ahlaksızlığı da bunun sonuçlarından sadece biridir.

Elbette toplum olarak bizler de masum değiliz. Bu can yakan gidişatla ilgili olarak inisiyatif geliştiremedik, geliştiren bir azınlığı da Hz. Lut gibi yalnız bıraktık ve kaçınılmaz sonuçla bugün yüzleştik. Şimdi ise Basra harab olduktan sonra ( ba’d -el harab-ül Basra) Arınç gibi ‘ben demiştim, uyarmıştım’ diyebilmek için birkaç samimiyetsiz cümle kuran siyasileri dinlemek zorunda kalıyoruz. Ne diyelim, Allah akıbetimizi hayreylesin.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept