Çoğunluk Kaybetti, Azınlık Kazandı

by Fahrettin Dağlı

Aylardır süren seçim hengamesi nihayet bitti. Seçime katılan partiler son derece gayri adil şartlarla başladılar yarışa. Konumuz bu olmadığı için şimdilik girmeyeceğim ama fevkalade önemli bir mevzu. İleride müstakil bir konu olarak ele alacağım inşallah.

Seçim kampanyalarında kullanılan dil, üslup ve yöntem üzerinde çok şeyler söylenebilir. Her türlü yalan, iftira, montaj, asparagas haber adeta islama göre mubah sayıldı. İktidar, seçimi almak için bu yarışı bir savaş gibi görüp, “her türlü hile mubahtır” gibi bir haleti ruhiyeye büründü, hiçbir ahlaki ölçü, kural gözetmedi. Dinin değerleri adeta siyasetin bir propaganda malzemesi gibi kampanyada kullanıldı, tüketildi.

Bunlar yapılırken gözler, ülkedeki bu kadar ilahiyat fakültesinde görevli binlerce ilahiyatçıyı ve üniversitelerin sosyal bölümlerinde görevli entelektüelleri aradı. Azgınlaşan bu siyaset anlayışına reddiyeler yazacak, uyaracak ilahiyatçıları, aydınları… Ne yazık ki, bu ülkede az bir azınlık dışında buna tanıklık edemedik. Böyle bir dinamizmden mahrum bir ülkede siyaset adına fecaatler sergileniyor; değer ve şahsiyet katliamı gerçekleştiriliyor olmasını normal karşılamak gerekir.

Seçmen kitlesinin meselelere yeterli düzeyde vakıf olmaması bu siyaset simsarlarının işini kolaylaştırıyor. Maalesef pek çok kişinin TV dışında bilgi kaynağına ve dar aile çevresinden edinilen dini bilgiden başka bir malumata sahip olmaması bu seçimde de siyasetçilerin yararlandığı bu dezenformasyona önemli ölçüde katkı sundu.

Ayrıca iktidar artık birkaç ufak istisna dışında tamamen kontrolüne giren tarikat ve cemaat gibi örgütlenmeleri istediği gibi motive ve parti etrafında konsolide edebiliyor. Yüz binlerce bağlısına tek tek ulaşmasına gerek kalmıyor. En baştaki şahsı bir şekliyle ikna edince gerisindeki yüz binler için ayrıca uğraşmaya lüzum yok. Onlar reaya hükmündedirler. Baştaki şahıs kimi veya hangi partiyi işaret ediyorsa sorgusuz, sualsiz gereği yapılacaktır.

Dini oluşumların siyaset kurumu ile girdikleri bu ilişki biçimi onları kirletmiştir, değersizleştirmiştir, itibarsızlaştırmıştır. Onlar için önemli olan siyaset kurumunun onlara sağlayacağı kamu imkanları ve sosyal nüfuzdur. Tabir caizse kendi krallıklarını, hükümranlıklarını sürdürmek için bu dağıtıcı olan iktidar kapısına muhtaç hale getirilmişlerdir. Bu yüzden sivilliklerini tamamen yitirdiler. Dolayısıyla bu sözkonusu ilişki biçiminden olumsuz anlamda en fazla etkilenen dini değerler ve dindarlık alanı oldu. Bunların şahsında din, bir değer, ahlak üreticisi değil, sadece dergâha daha fazla kamu imkanı temin eden bir istismar aracı olduğundan bunun farkında olan politik simsarlar için bu pazar karlı bir alış-veriş mahallidir.

Ve bu seçimde de dini değerler tepe tepe kullanılmıştır. Hiçbir endişeye düşmeden cesurca(!) dinin kutsal saydığı değerlerin canına okunmuştur.

Daha önce de yazdım. Seçimlere katılan hiçbir siyasi partinin “biz hakkı, diğerleri ise batılı temsil ediyorlar” veya “biz Müslümanız, diğerler değil” gibi bir iddiada bulunmalarına hakkı yoktur ve bu ifade dinen de son derece sakıncalıdır. Ama buna rağmen geçmişten tevarüs eden bu gelenek, kültür, ahlak daha kaba bir şekilde fütursuzca sürdürülmektedir. Ne yazık ki, en büyük darbeyi dini değerler alıyor. Dine ve dindara olan güven, itimat süratle irtifa kaybediyor.

Halbuki siyasetle iştigal eden bir müslüman için asıl olan “her ne olursa olsun yarışı kazanmak değil, yarışı ahlaki sınırlara uyarak ve asla taviz vermeyerek sürdürmek ve bitirmektir.” Çünkü o şuna iman etmiştir: “Her türlü mücadelenin, gayretin sonucu Allah’a aittir.” Onun için de akleden müslüman yöneticiler şu düstura dikkat etmişlerdir: “Bizler zaferle değil, seferle mükellefiz.” Tercümesi, “Biz ahlaki sınırlar içerisinde bize düşen söz ve eylemde bulunuruz ve sonucu da Allah’a bırakırız.”

Bu seçimde din ve millilik adına neredeyse kullanılmadık malzeme bırakılmadı. Çok çirkin bir kampanya yürütüldü.

Neticede bir sonuç ortaya çıktı. Neredeyse toplum ortadan ikiye bölündü. Bir yarısı tekrar kazanmanın sevincini kutlarken, diğer yarısı ise yarınından endişeli bir sabaha uyandı. Lütfen kimse “endişeye sebep olacak ne var” gibi bir sual sormasın! Bu toplumun muhalif kesiminin ne tür mağduriyetler yaşadığını senelerdir yazıyoruz. “Bu iktidar halkına adil muamelede bulunuyor” diyebilecek bir iddia sahibi / vicdansız / merhametsiz var mı? Buyursun müzakere edelim. Belki de son elli yılın en gayri adil yönetimidir diyebiliriz.

Yeniden kazandı. Neyi kazandı? Halkın oyunu. Neyle? Kurduğu medya imparatorluğuyla. O sihir kutularındaki sihirbazların sihir gösterileriyle. “Biz gidersek din-iman elden gider. Devletin bekası tehlikeye girer” gibi yalanlarla, yanıltmalarla…

Şimdi kimse ‘iktidar partisi ve şerikleri ahlaki, hukuki kaide ve prensiplere uyarak bu sonucu aldı’ diyemez. Her şey gözümüzün önünde cereyan etti. Ne yapalım; elimizde Musa’nın asası yok ki, sihirlerinizin boş yanıltmacalardan, yanılsamalardan ibaret olduğunu ispatlayalım.

Sözün özü; her türlü parti ve gurup çıkarlarının üstünde hakkın ve adaletin savunucusu olan az bir azınlık dışında büyük çoğunluk kaybetti.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept