Evrensel Değerler Kutsal Mıdır?

by Fahrettin Dağlı

Muhalif siyasi mahfillerde belki de en çok seslendirilen kavram olan evrensel değerler kavramı, siyasi iklime bulaşan hastalıklar için sunulan tartışmasız bir reçetedir.

Felsefeci İoanna Kuçuradi “saygıya değer olan fikirler, düşünceler değil, insanın kendisidir” der. İnsanı değerli kılan, onu diğer varlıklardan ayıran en önemli vasfı akıl ve onun tezahürleri olan düşünce ve fikir sahibi olmasıdır. İslam fıkhında isabetli içtihat / yorum için iki, isabetli olmayan için de bir sevap yazılacağı ilkesinin tasdik edilmesi, sonucun değil, bir konuda doğruya ulaşmak için çaba gösteren insanın kendisinin ödüllendirildiğini gösteriyor.

“Evrensel değerler” kavramını çokça dile getirenlere “nedir bu evrensel değerler?” diye sorsanız muhtemelen çok az kişiden doğru cevap alabilirsiniz.

Gerçekten bu temel evrensel değerler nelerdir, bunların evrensel olarak kabulü hangi ilmi çalışmanın ve tecrübenin eseri olarak mümkün olmuştur?

Bu mevzuda muhtemelen söz söyleyen gibi dinleyen de ayrıntılara vakıf değildir. Cümle içerisinde kullanılan bu ifade sözün üst alanlara refere edilerek bir ön kabul, bir kabul rızası temin edilmesini sağlamaktadır.

Evrensel değer nedir sorusunu kendi bakış açımızdan cevaplamaya geçmeden önce kavramlaştırmaya bir bakalım. Evren, yani kozmik alem kelimesinden ‘sel’ yapım ekiyle türetilmiş bu kelime anlam genişliğine sahip bir kavramdır. Kainatı, insanlığı da aşan, hakikatinden asla şüphe edilemeyecek inanışlar, ideolojiler ve kültürler üstü bir anlam dünyasını içerdiğini hissettirir. “Evrensel değerler”e atıf yaptığımızda muhatabımızın da bu tartışmasız hakikati kabul ettiğini varsayar, hatta onu buna icbar ederiz. O da evrensel değerlere saygılı bir kişi olarak bu konuda bir itiraz geliştirmez.

Bazan muhatabın muhtemel itirazını etkisizleştirmek için söyleneceği gibi, bir alışkanlık olarak da kullanılabilen, muhtemel itirazlara karşı bir koruma kalkanı işlevi gören bu evrensel değerler başlığı altında neler var? Neyin evrensel değer olup olmadığını nasıl anlarız? Değerlerin evrensel olup olmadığına kim karar verir, karar mercii neresidir? Bu sorulara net cevaplar vermek mümkün değildir. Bu sahada yapılmış bir bilimsel çalışma, konsensüs ya da taraflarca imza altına alınmış uluslararası bir anlaşma da yoktur. Ancak internette kısa bir aramayla “gerçeğe saygı, kişisel bütünlük, hakkaniyet, insan onuruna saygı, hizmet ve sevgi” şeklinde sıralanmış altı maddeye ulaşırsınız. Ancak tartışmalarda kullanılan “evrensel değerler” atfında konu sınırsız bir anlam-kavram dünyasına bağlanır.

İyi, kötü, doğru, yanlış gibi kavramlar içinde doğdukları kültürlerin gerçekliğinde anlam kazanır ve olgunlaşır. Bu da kültürden kültüre çeşitli farklılıkların olacağı ve tek başlıkta bu konuların ele alınamayacağı anlamına gelir. Burada bir mutlaklaştırma, tartışılmazlık söz konusu ise evrensel değerler ifadesi başlığı altında ele alınacak kavramlarla yeni bir kutsalın, dinin, ideolojinin ihdas edildiğini söyleyebiliriz.

Demokrasiden sanata bilimden dine kadar muhataplar üzerinde baskı oluşturmak için kullanılan değerlere baktığımızda evrensel değerler kavramıyla çeşitli toplumların değerlerinin hakikatte tam örtüşmediği, bir bağ kuramadığı, iddia edilen idealin aslında gerçekleşemeyeceği görülür.

Mesela tarihte tanımına uygun bir demokrasi hiç gerçekleşmiş midir, bundan sonra da gerçekleşmesi mümkün müdür? Bu kadar tartışmalı, gerçekleşmesinin çok fazla değişkenin adalet terazisinden sapmamasına bağlı olan bir sistemin iyi bir şey olduğunu herkesin kabul ettiğini varsayarak tartışmak ayrıca tartışmalı bir durumdur.

Bir başka misal, bilimin insanlık için mutlak tek çıkış olduğunun kabulüdür. Bilimin bilgi ve teknoloji üretmesi bir güçtür, bu gücün sermaye ile ilişkisi kaçınılmazdır. Sermaye gücünün insanlık için ne manaya geldiği de tartışmalıdır. Bu hususlar üzerinde geniş bir konsensüse varılmadan yapılacak mutlaklaştırma hakikatle çatışır. Güç, sermaye bağlamında üretilen sanatsal, dini söylem ve kavramlar da tartışmalıdır. Sanki insanlığın doğruluğunda ittifak ettiği kültürler üstü kavramlar varmış gibi sınırları belli olmayan muğlak bir evrensel değerler şemsiyesi oluşturmak sorunlu bir durumdur. Ve içinde evrensel değerler geçen ifadelerin ön koşulsuz kabul edilmesi gerektiği düşüncesi de yanlıştır, her zaman hakikatle örtüşmez.

İyi, kötü, doğru, yanlış kavramları her ne kadar bazı farklı kültürlerde benzerlik gösterse de yine de herkesin içinde doğduğu kültürle sınırlıdır. Kavramlar, kendilerini oluşturan kültürlerden izler taşır. Dolayısıyla her kültür pek tabiidir ki kendi iyi ve doğru sıfatları ile ifade edebileceği kavramları “değerler” olarak kabul etme hakkına sahiptir.

Toplumların çoğunluğunun bu değerleri benimsediği, bizim de bunları kabul etmemiz gerektiği söylenebilir. O zaman çoğunlukların doğruluk ya da hakikat noktasında karar verme mercii sayılması ve tüm kabullerinin de doğru ve meşru kabul edilmesi gerekir ki bu da tartışmaya açıktır.

Bunca tartışılması gereken nokta varken “evrensel değerler açısından” diyerek söze başlayıp uzun uzun hüküm veren, kanaat belirten kişilerin yaklaşımları da kendi içinde çelişkilidir.

Toplumların kötü, doğru, yanlış, güzel gibi kavramlarda benzeşen anlayışlara sahip olması pek tabii mümkündür. Ancak bunlar “evrensel” gibi sınırsız bir anlam genişliğine, kuşatıcılığına sahip; hedef aldığı her şeyi olumsuzlayan, şemsiyesi altına aldığı her şeyi de masum ve kutsal kılan kavramlar da sayılamaz.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept