Toplumsal yaşamda ihtilafsız bir hayat tasavvur etmek mümkün değildir. Adem’in oğulları Habil ve Kabil’le başlayan ve bugünümüzde de süren toplumsal ihtilafların varlığı hayatın bir gerçeğidir. Burada asıl olan toplumsal barışı hedefleyerek, niyetlenerek, ihtilafları insani müzakere yöntemleriyle çözmek veya ihtilafa mevzu hususta karşılıklı birbirlerine tahammül göstermek veyahut birinin diğerine karşı feragatte bulunmasıdır. İhtilafı kavgaya ve çatışmaya dönüştürmemektir.
Malum, Allah Musa ve Kardeşi Harun’u Firavuna gönderirken onlara yumuşak bir üslubu tavsiye ediyor. Hâşa Allah Firavunun yola gelmeyeceğini bilmiyor muydu? Elbette biliyordu. Ancak Musa ve Harun’un şahsında bize bir ölçü / yöntem / metodoloji bırakıyor. Yine başka bir bağlamda Allah, “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış.” diye tembihatta bulunuyor.
Bugünlerde Müslümanlık iddiasındaki bir kesim sanki bu hikmetli beyanları hiç duymamışlar, okumamışlar ve bilmiyormuş gibi muhaliflerine saldırgan, kaba, nobran bir dille karşılık vermektedirler. İhtilafları rahmete dönüştürme yerine daha çok köpürtmeye niyetli bir güruh…
Din adına akla ziyan öyle lüzumsuz, gereksiz hususlar dile getiriliyor ki, insan aklına ister istemez -Allah Muhafaza- yıkılış süreçlerini yaşayan toplumların tartıştığı mevzuları hatırlatıyor. Bu kadar hayati mevzular ortada dururken kalkıp toplumsal ihtilafı körükleyecek detayları gündeme atmanın iyi niyetle telif edilecek hiçbir ciheti yoktur. En iyimser kanaatle, ahmaklıktır; boş boğazlıktır. Bu durum ihtilaf alanlarını derinleştirerek toplumsal fay kırılmalarına sebebiyet vermektedir. Hangi niyet ve saikla olursa olsun bu tür ihtilaflı mevzuları dile getirenlerin, paylaşanların karşısında yine mevzuu derinleştirmeye hazır ve nazır guruplar konumlanıyor. Ve sosyal medya platformlarını da karşılıklı atış poligonuna dönüştürüyorlar. Sapla samanı birbirine karıştırıyorlar. Tartışmada üzüm yemek yerine bağcıyı dövmeye niyetli olanlar ise ateşin üzerine gaz döküp mevcut yanan ateşi daha da alevlendiriyorlar.
Bu toplumsal ihtilaf alanlarıyla ilgili söz düellolarına tanıklık ettikçe ülkem adına daha çok endişeleniyor ve kahırlanıyorum. Toplumun gündeminde olması gereken onca hayati mesele ortada duruyorken bu tür gereksiz detaylarda toplumu boğdurmanın akli ve nakli bir gerekçesi olamaz. Sanki bilinçli bir akıl bu toplumu birbirleriyle vuruşturarak, kırdırarak adım adım uçurumun eşiğine yaklaştırıyor.
Bunu fark edip gerekli tedbirleri almakla mükellef olan yönetici kesim ise ne yazık ki, bazen ihtilafın başlatıcısı ve bazen de mevcut ihtilafın bir tarafına konumlanıyor. Yönettikleri toplumu aklı selime, orta yola, teenniye davet etmek yerine ne yazık ki, mevcut ihtilafı kendi lehlerine siyasi bir ranta dönüştürmenin derdine düşüyorlar. Belki de meselinin en tehlikeli ciheti de budur. Akli selime ve kalbi selime çok ihtiyaç var. Bunun ötesinde son Osmanlı Sadrazamı Said Halim Paşanın ifadesiyle bir kahd-ı rical yaşanmaktadır. Allah bu topluma acısın ve merhamet etsin.