Kur’anı Kerimde onlarca ayette bu hususa dikkat çekilir. Sebe Suresinin bağlamlarından birisi de bu hususu dillendirir.
İnkâr edenler dediler ki: “Biz ne bu Kur’ân’a, ne de bundan öncekilere inanırız. ” derler. O zalimleri; sen, Rab’lerinin huzuruna duruşma için getirildiklerinde, birbirlerine laf atarken bir görseydin! Mustazaflar (Temel hak ve hürriyetleri kısıtlanmış, baskıcı, zâlim idareler altında ezilenler) o kibirli olan önderlerine: “Ah! Sizin yüzünüzden bu hallere düştük, siz olmasaydınız biz de iman edecektik! ” diyecekler. (Sebe:31)
Büyüklük taslayan zorba, güç ve iktidar sahipleri, temel hak ve hürriyetleri kısıtlanmış, baskıcı, zâlim idareler altında ezilen halka (Mustazaflara): “Size hidâyet geldikten sonra, biz mi sizi ondan uzaklaştırdık. Asla! Siz zaten günahı hayat tarzı haline getirmiştiniz!” derler.(Sebe:32)
Ezilenler de (Mustazaflar), kibirlilere (Güç, iktidar ve servet sahiplerine): “Hayır! İşiniz gücünüz, gece gündüz dolap çevirmek! Hatırlasanıza bir; “bize Allah’a yabancılaşmamızı ve O’na eşdeğer rakip güçler tanımamızı dayatıyordunuz!” . Ve böyle atışırlarken hepsi, azabı gördükleri o esnada, pişmanlıklarını içlerine atarlar. . . O inkârcıların boyunlarına ateşten demir halkalar takarız. Bu, yaptıklarının adil bir karşılığı değil midir? (Sebe:33)
Mevdudi’nin bu üç ayet ile ilgili tefsiri:
“Burada bahse geçen mustazaflar, Liderlerine, başkanlarına, yönetici ve ulularına körü körüne tabi olan ve onlara karşı hiçbir nasihatçiyi dinlemeye hazır olmayan sıradan insanlar. Bu insanlar gerçeği apaçık gördüklerinde ve liderlerinin nasıl her şeyi ters gösterdiklerini, liderlerine uydukları için nasıl bir akıbete sürüklendiklerini farkettiklerinde bu önderlerine dönecek ve şöyle diyeceklerdir: ‘Ey zalim insanlar, bizi siz saptırdınız. Bizim düştüğümüz bütün belaların sorumlusu sizsiniz. Eğer siz bizi saptırmasaydınız, biz Allah’ın elçilerini dinler ve onların söylediklerine inanırdık.’
Güç, iktidar sahibi olup büyüklük taslayanlar da onlara derler ki: ‘Biz birkaç kişi sizin gibi yüzlerce, binlerce insanı bize tabi olmaya zorlayacak bir güce sahip değildik. Eğer siz inanmak isteseydiniz, bizi liderlik, güç, yetki ve yönetimden alıkoyardınız. Eğer sizin hediyeleriniz, vergileriniz ve hibe ettiğiniz şeyler olmasa biz fakir olurduk. Eğer siz bize bağlılık göstermeseydiniz, biz bir gün bile ulu ve aziz olarak kalmazdık. Siz bizi önder kabul edip yüceltmeseydiniz, bizi kimse tanımazdı bile. Siz bizim ordumuz olmasaydınız, biz bir tek ferdi bile yönetemezdik. Şimdi neden size peygamberin gösterdiği yola kendinizin tabi olmak istemediğinizi kabul etmiyorsunuz? Siz haram ve helalden gafildiniz ve hayatın sadece bizim sağlayabileceğimiz sükselerinin esiriydiniz. Size her tür suç ve günahı işleme ehliyeti verebilecek ve vereceğiniz hediyeler karşılığında sizi Allah’a bağışlatma sorumluluğunu üzerine alacak rehberler arıyordunuz. Her tür şirki icat ederek, dinde birçok yenilikler çıkararak ve sizin bütün arzularınızı gerçeğin kendisi diye sunarak sizi hoşnut eden liderleri dinlemek istiyordunuz. Allah’ın dinini sizin arzularınıza uydurmak için değiştirecek sahtekarlara ihtiyacınız vardı. Ahirette ne olursa olsun sizi bu dünyada zengin kılacak önderlere uymak istiyordunuz. Hakimiyetleri altında her tür günah ve ahlaksızlığı işleme özgürlüğüne sahip olacağınız ahlaksız ve şerefsiz yöneticileri istiyordunuz. Bu nedenle bu alışverişte siz ve biz eşit ortaklarız. Şimdi tamamen masum olduğunuzu ve siz istemeden bizim sizi saptırdığımızı söyleyerek hiç kimseyi kandıramazsınız.’
Zayıflar (mustazaflar) cevaben: ‘Bizim bu sorumlulukta eşit paya sahip olduğumuzu nasıl söylersiniz? İnsanları aldatmak ve saptırmak için gece gündüz ne kadar planlar, hile ve dolaplar kurduğunuzu bir hatırlayın. Sizin bize bütün dünyayı sunduğunuz, bizim de buna kandığımız doğru değil. Sizin bizi dolandırıcılık ve hilelerinizle kandırdığınız ve her birinizin sıradan insanları kandırmak için her gün yeni bir yem ortaya attığı da bir gerçek.’
Kur’an, dini liderlerle, onlara tabi olanlar arasındaki bütün tartışmalara birçok yerde farklı şekillerde yer verir. Ayrıntılar için bkz. A’raf: 38-39, İbrahim: 21, Kasas: 63, Ahzab: 66-68, Mümin: 47-48, Ha Mim Secde: 29.” (Kaynak: Tefhimul Kuran – Kuranın Anlamı ve Tefsiri)
Evet, bu ayetlerle Allah, başka hiçbir kaynaktan alamayacağımız gaybi bilgiyi bize bildiriyor. Bu dünyadaki toplumsal ilişkilerin öte tarafta nasıl bir karşılık bulacağını haber veriyor.
Mustazafların (güçsüzlerin, zayıfların) bu dünyada güce karşı olan zaaflarının öte tarafta nasıl karşılık bulacağını peşinen kendilerine bildirerek uyarıyor. Allah’ın kendilerine bağışladığı akıllarını ve iradelerini kullanmak yerine, hayatları üzerinde kumar oynayarak kula kulluk eden zavallılara öte tarafta hangi akıbetin beklediğini haber veriyor. Ve aynı zamanda servet, güç, iktidar ve makamla şımarmış, yoldan çıkmış olanlara; başkalarının omuzuna basarak, emeklerini sömürerek yükselmeyi marifet sayan müstekbirlere…
Her iki gurubun da mazeretlerinin nakli ve tabii ki akli bir delilinin olmadığının yüzlerine ifade edileceği…
Zayıflar kendilerine Allah tarafından lütfedilen akıllarına ve iradelerine ihanet etmişlerdir. Çünkü o akıl, gerçeği arayıp bulmak ve o irade, bulduğu gerçeğe uygun bir hayat nizamı yaşamak için emanet edilmiştir. Azla iktifa edip, zayıflıklarına rağmen bütün zorluklara göğüs gerip şerefli bir hayat yaşamak varken kula kul olmayı / köleliği tercih ettiler. Bilal-i Habeşi örnekliğinde olduğu gibi bütün baskılara rağmen irade edip kölelikten efendiliğe inkılap etmek de var…