HESABA ÇEKİLMEDEN ÖNCE KENDİNİZİ HESABA ÇEKİN

by Fahrettin Dağlı
Hesap verebilirliğin sadece öte dünyanın konusu olduğu düşüncesinde olan Müslümanlık iddiasında olanlar var. “Ben sadece Allah’a hesabımı veririm” klişe ifadesinin gölgesinde… Halbuki Allah, ayetleriyle tekrarlarla müminleri uyarıyor; “ahirete hesap yükü ile gelmeyin.” Orada şaşmaz, yanılmaz mutlak hakimin huzurunda hesap vermek çok zor. Neticede bu dünyada verilmeyen hesabın orada ödenmesi de mümkün olmayacak.
Hz. Ömer halkını uyarıyor: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Oto kontrolünüzü yapın. Kendinizi en büyük buluşma anı için hazırlayınız. Kıyamet gününde hesap, ancak dünyada kendini sorgulayanlar için kolay olur.”
Ebu Bekr–i Şibli’nin ısrarla tekrar ettiği bir husus:
– Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin!
Her dersine, her vaazına böyle başlayan Şibli’ye bir gün biri sorar:
– Her fırsatta “hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin” buyuruyorsunuz. Biz burada kendimizi hesaba çeksek, ahirette bir daha hesaba çekilmeyecek miyiz?
Cevabı:
– Evet, burada kendini hesaba çeken orada hesaba çekilmeyecek, buradaki hesabı onu kurtaracaktır, inşaallah!..
Hz. Peygambere karşı her türlü mukavemetin öncüleri olan Mekke’li azgınların iman etmemekte direnmelerinin en önemli sebebi ahirete ve dolayısıyla hesap gününe iman etmek istememeleridir. Çünkü onlar bu dünyada hesapsız-kitapsız ve keyiflerince yaşamak istiyorlardı. Ahiretteki hesabın endişesiyle yaşamak istemiyorlardı. Öyle ya, Allah’a gerçekten iman eden kişi günah işlerken en azından vicdanen bir rahatsızlık hisseder. Bu dünyada olmasa bile öte tarafta hesap sorulacağı endişesi taşır. İşte Mekkeli azgın tayfa bu endişeyi taşımak istemiyorlardı. Bu dünyada haksız, hukuksuz yaşayalım; hiçbir ahlaki endişe, kaygı taşımayalım; yiyelim, içelim, zevki sefa içinde hayat sürelim. Ne varsa bu dünyada var; başka bir dünya yok.” İşte böyle bir halet-i ruhiye.
Halbuki mümin insan bu dünyada hesabını verip, kambursuz bir şekilde öte tarafa göç etmeyi arzular. Demek ki, iman ile hesap verebilirlik arasında güçlü bir bağ var. Hesap verme konusunda ne nispette bir inanca sahipseniz; bu durum, o nispette bir imana sahipsiniz demektir.
Malum, artık “hesap verebilirlik” anlayışı, modern hukukun ve yönetim kuramlarının esaslı konularından birisi haline gelmiştir. Üstelik bu anlayış, mevzuu sadece vicdana bırakmamış; hukuki müeyyidelerle esaslı bir yapıya dönüştürmüştür. Modern yönetim anlayışı bu temel üzere inşa edilmiştir dersek abartılı olmaz herhalde. Devletlerin tüm kurumsal yapıları bu esas üzerine inşa edilmişlerdir. Ve hiçbir kimse hesap dışı bırakılmamıştır. Hiçbir kimse dokunulmaz da değildir.
Muhafazakar kesim, bu mevzu sözkonusu olduğunda hep Fatih’in yargılanması sahnesini gündeme getirirler. Üstelik bir gayri müslimle olan davası ile ilgili… Bugün 85 milyon insanın hukuku ile ilgili olarak hesaba davet edilenler; “Size hesap vermek mecburiyetinde değiliz” deyip işin içinden çıkıyorlar. Halbuki inandığınızı iddia ettiğiniz dinde de, tabi olduğunuz hukuk nizamında da hesap vermeniz emrediliyor. Peki, “hesap verememe” anlayışının kaynağı ne? Bunu bize izah edecek bir akıl var mı? En sade vatandaş bile sizden hesap soracak ve siz de o hesabı vereceksiniz. Bu dünyada vermeniz esastır. Ancak vermediğiniz taktirde öte tarafta sizleri bekleyen ağır bir hesap verme süreci bekliyor. Eğer gerçekten iman etmişseniz imanınızın ispatı, hesap vermeye hazır olup, olmama halinizdir. Bizden hatırlatması…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept