UYAN EY HALKIM; ALDATILIYORSUN!

by Fahrettin Dağlı
Türkiye toplumu ciddi bir sınavda ve eğer gözlemlerim beni yanıltmıyorsa ciddi bir çoğunluk bu sınavı kaybetti.
Birileri çıkıp sorabilir veya çıkışabilir; “Kendinizi ne zannediyorsunuz? Bu mevzularda otorite misiniz; bu kadar iddialı konuşuyorsunuz?
Başka bir soru; “Bu tespiti yaparken kendinizi nereye koyuyorsunuz?
Bu soruları soran olursa kırılmayacağımı, alınmayacağımı peşinen söylemiş olayım. Bu tür sorulara muhatap olacağımı bile bile yazıyorum.
Kalbime soruyorum; acaba ön yargılarım var mı? Birilerine duyduğum kızgınlığın bir tesiri var mı? Bütün samimiyetimle ifade ediyorum; bu sorulara cevabım “hayır”dır.
Malum, Hz. Peygamber ashabına buyuruyor; “Mazluma da zalime de yardım edin.” Ashabı hemen soruyor; “Ya Rasulullah, Mazlumu anladık da zalime yardım nasıl olacak?” Hz. Peygamberin cevabı; “Onların da zulümlerinin önüne geçmekle.”
İşte insanımızın sınavı burada kilitleniyor.
Mazluma yardım ediyor mu?
Mağduriyetine karşı onun yanında duruyor mu?
Zalimin zulmünün önüne geçmek konusunda gücü nispetince yapabileceklerini yapıyor mu?”
Bu sorulara verilecek cevaplar mümin kimliğinin kalitesini ortaya koyar.
Şimdi bu ölçülere öncelikle kendi nefsimi ve sonra da Müslümanlık iddiasındaki herkesi vuruyorum; kimin sınavı geçme ve kimin de sınavdan kaybetme ihtimalinin olduğunu ölçüp, biçiyorum. Soğuk kanlılıkla vicdanımın süzgecinden geçirerek ve mümkün olduğu nispette vasat şartlara, adalete riayet ederek yapıyorum; bu ölçme-biçme ameliyesini…
Evet, gördüğüm manzara iç acıtıcı; iç yakıcı… Bir inancın mensubu olarak olup bitenlere elbette kayıtsız kalmıyorum, üzülüyorum, kahırlanıyorum. Bazen hiçbir şey yapamamanın; sadece seyirci kalmanın derin hüznünü duyuyorum. Akılların askıya alındığı; nefislerin iplerinin salıverildiği bir beşerî hayata seyirci kalmanın bahtsızlığı…
Sosyolog değilim. Ancak uzun yıllardır siyaset ilmine ve pratiğine duyduğum ilgi ve okumalarım sosyoloji üzerine olmuştur… Bu anlamda iyi bir gözlemci olduğumu ifade etmem inşallah kibir olarak addedilmez. Toplumu ilgilendiren her mevzu ile ilgili olarak da vasat da olsa malumat sahibi olmaya gayret etmişimdir. Bunların hepsini, sadece tek olan mutlak hakikate vasıl olmak için yapmaya çalışıyorum. Elbette her beşer gibi ben de yanılabilirim. Burada da nasibim yaver gidiyor; beni uyaracak, yanlışlarımı tashih edecek dostlarım var.
Bu girişten sonra tekrar asıl mevzuya dönelim; Türkiye toplumunun sınavı, karşılaştıkları hadiseler karşısında takındıkları tutum ve davranışlar üzerinden ölçümlemek; anlamlandırmak mümkün. 20 yıllık Ak Parti iktidarı bu konuda önemli bir sınav ve turnusol oldu.
Kazanım ve kayıplar karşısında nasıl bir tutum ve davranış ortaya koyduklarını gözlemledim. Gördüklerimi / müşahede ettiklerimi anlamlandırdığımda ortaya çok kötü, kirli, karanlık bir görüntü çıkıyor.
İktidarın önlerine çıkardığı dünya imkanlarını kaybetmemek için nasıl iktidara mahkûm olduklarını yakinen gözlemledim. Bir partiyi ‘Din’le özdeşleştirip, partinin iktidarı kaybetmesini neredeyse ‘Din’in kaybetmesi gibi anlayan nevzuhur bir anlayış peyda oldu. Halbuki ‘Din’in varlığı başka hiçbir yaratılmışın varlığına bağlı değildir; ihtiyaç duymaz. Bireyler ve toplumlar varlıklarını, devletlerini kaybedebilirler, ancak Allah’ın dini bakidir. Onu yeryüzüne indiren onu korumayı da taahhüt altına almış. O halde burada Müslümana düşen, hiçbir endişeye mahal bırakmadan; ‘Din’in varlığını ve yaşanırlığını hiçbir koşula bağlamadan o dinin Sahibine tam bir teslimiyetle hakkın ve adaletin yanında olmaktır. Kurumlar da, partiler de, devletler de insan gibidir. Vardırlar ve bir süre sonra ölüdürler. Baki olan, fani olana tabi olmaz.
Karşılaştığımız her hadisede Ak Parti destekçisi geniş muhafazakâr kesimin gösterdikleri duruş ibretamiz vahim bir resim ortaya koyuyor. Bu günlerde yaşadığımız ekonomik problemler mevcut durumu iyice karikatürüze ediyor. Ağlanacak halemize gülüyoruz.
Müslüman toplumun muhakeme kabiliyetinin köreldiğini görmek için alim / sosyolog olmaya gerek yok. Vasat bir akla, bilgiye sahip olan herkesin rahatlıkla gözlemleyeceği bir durum.
Ülkenin siyasi lideri faize karşı olduğunu; “Nassın uygun görmediğini ben de uygun görmüyorum” gibi iddialı cümleler kullanarak en azından kendi muhafazakar seçmenine dini hükümlerde ne kadar hassas olduğunu ihsas ediyor. Bu seçmen kitlesinden en akıllı gördüklerimiz bile diğer tüm iktisadi ilişkilerde geçerli olan faizin MB’nin politika faizini aşağı çekmesiyle faize nasıl karşı olunduğunu sormuyor/soramıyor. Sormaya cüret edeni de hemen susturuyorlar.
Bir süre önce muhafazakar mahalleden eskiden beri tanıdığım, mahallenin mukimlerinin ortalamasına göre ilmi kapasitesi bir çıta yukarıda olan bir arkadaşın iktidar politikalarıyla ilgili endişelerini içeren iki paylaşımını facebookta gördüm. Paylaşımın altına yorum yapan birkaç mahalle mukiminin, arkadaşı paylayan yorumları gelmiş; “Sen de mi brütüs?” diye ikaz etmişler. Merak ettim; bir iki saat sonra baktım ki, arkadaş sözkonusu paylaşımlarını kaldırmış. İşte böyle. Çoğunun sustuğu; konuşmaya cüret eden azınlığın da susturulduğu bir Müslümanlık anlayışı…
Muhakeme gayet basit. Şunu soramıyor;
“Arkadaş mademki, bu yöntemi biliyordunuz da TL’nin bu kadar değer kaybının önüne bugüne kadar niye geçmediniz?
Bu keskin çıkış ve inişin neticesinde kimler vurgun vurdu?
İkincisi yeni sistemle bütün mevduat sahiplerini faize teşvik etmiyor musunuz?
Faize karşıyken, bu nasıl bir paradoks?
Eskiden bankalarda hesap açıp mevduatını orada muhafaza etmek ihtiyariyken şimdi aldığınız kararlarla mevduatların vadeli faiz hesaplarında değerlendirilmesi teşvik edilmiyor mu?
Üçüncüsü ve en önemlisi; bu düzenleme ile toplumun tümünü faize ortak yapmıyor musunuz?
Nasıl mı?
Bankalarda açılan mevduat hesaplarının dönem sonlarındaki faiz getirisi Doların o anki kurunun altındaysa hazine aradaki farkı taahhüt etmiyor mu? Yani, toplumun ortak hazinesinden ödenmeyecek mi?
Bankalarda faizle nemalandırılmak amacıyla yatırılan mevduatın zararı bu toplumun hazinesinden karşılanmayacak mı? Faizcinin faiz emniyeti bizim hazinemizden sağlanmayacak mı? Dolaylı olarak hepimiz faiz ödemeleri için çalışmayacak mıyız?
İktidar taraftarı arkadaşlar bu soruları neden muhataplarına
sormazlar;
“Arkadaş bu ne hesaptır?” diye…
Faizlere karşıyken toplumun tümünü faize bulaştırmanın faiz karşıtlığıyla izah edilecek ne ciheti var?
Sorumlusu olmadığımız bir zararın niye ödeyeni biz olalım?
Bizi yine aldatıyor musunuz?
Dış güçler, faiz lobisi dediniz; peki, bu dış güçler veya faiz lobisi şimdi niye sizi rahat bıraktılar? Niye yine operasyon çekmiyorlar?
Bu soruları soran iktidar yanlıları oldu mu? En azından ben rastlamadım. Tam aksi var olan hakikatin üstünü örtme, çarpıtma derdindeler…
Halbuki burada Müslümanlar neyle sınanıyorlar? Dünyayla… İktidarla… Irmakla…
Bugüne kadar kaybedenler gibi şimdikilerde kaybediyorlar. Irmakla sınandınız ve büyük çoğunluğunuz o ırmağa hortumlarınızı dayadınız; ırmağın suyunu da; kendinizi de ve yönettiğiniz toplumu da tükettiniz. Kendinize de, topluma da yazık ettiniz.
Aksi kanaatte olanlarla her zeminde müzakereye varım. Bu kadar…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept