Uzun süredir dindarlık iddiasında bulunanları uyarmaya gayret ediyorum; sahip olduğunuz hiçbir şeyin değerlerinizden daha kıymetli olmaması gerekir; eğer gerçekten samimiyseniz!
Şu anki sosyoloji önümüze şu fotoğrafı çıkarıyor: Toplum ortadan ikiye bölünmüş durumda. Bir bölümü, ne olursa olsun iktidarın arkasında durmaya yeminli; diğer kesim ise, bu sürecin artık Ak Parti iktidarı veya Erdoğan ile yürümeyeceği kanaatinde. Araştırma şirketleri ne derlerse desinler benim inancım o ki, toplumda siyasi tercih konusunda fazla bir kararsızlık sözkonusu değil. Kararsız oyların fazla çıkmasının arka planında; vatandaşın siyasi tercihini ifade etme endişe ve korkusu yatıyor. Dolayısıyla bu da sanki kararsızlar çokmuş gibi bir tablo ortaya çıkarıyor.
Yeryüzünde yaratılmış hiçbir canlı varlık ölümsüz olmadığı gibi, birer siyasal kurum olan partiler de ömürlüdür. Bugün varlar; yarın yoklar. Dolayısıyla hiçbir kişi veya parti vazgeçilmez değildir. İnsana düşen, daima daha iyisini; daha güzelini arama çabası ve gayreti içerisinde olmasıdır.
İKTİDAR VAZGEÇİLMEZ Mİ?
Ak Parti iktidarı da, hayatın olağan seyri içerisinde artık sosyal ölüm öncesindeki emarelerin çoğunu yaşıyor. Ancak iktidar/güç, öyle tatlı, öyle vazgeçilmez ki, politikacılar bir türlü kazanımlarından / iktidar nimetlerinden vazgeçmek istemiyorlar. İla nihaiye orada kalmak, gücü elinde tutmak arzusundalar. Onun için de bu tür yapılar, eğer normal koşullar iktidarın devamını sağlayamıyorsa bu sefer olağanüstü koşulları devreye sokmaya çalışıyorlar. Bu durum sadece Ak Parti iktidarı için geçerli değil; bugüne kadar nice iktidarlar / muktedirler orada daim kalmak için mücadele etmişler; kırmış, dökmüşlerdir. Biraz daha orada dursa da bir gün taktir edilen ömrün sonuna geliniyor; ne bir gün öncesi ve ne de bir gün sonrası…Yaratılmış her şey fani olduğu gibi iktidarlar da fanidir. Dolayısıyla fanilere güvenip ona göre hayat yaşayanlar bu dünyada olmasa bile öte tarafta gerçekle yüzleşecekler.
Gelelim asıl konumuza…
TOPLUM AYRIŞTIRILDI
Dedik ya; toplum ortadan ikiye bölünmüş durumda. Böyle olmasının baş faili iktidarın politikaları ve söylemleridir. Uzun yıllardır girdikleri girdabın içinde debelendikçe batıyorlar ve oturup bir durum muhasebesi yapmak ve nefsi sorgulamak yerine, dış dinamikleri suçluyorlar; hain diyorlar; işbirlikçi diyorlar; faiz/döviz lobisi diyorlar; yer yer tekfir ediyorlar. İktidar mensupları / taraftarları da koro halinde bu söyleme katılıyorlar. Bunu yaparken de akıllarına ve inanma iddiasında bulundukları dini kaynaklara hakkıyla müracaat etmiyorlar. Etmiş olsalardı, neyin karşılığında neyi feda ettiklerini bilip; dizlerini döver, az güler çok ağlarlardı. Ne yazık ki, böyle olmaya dair hiçbir canlılık emaresi yok. İktidarın ekonomik, sosyal ve siyasal anlamdaki politikalarına destek vermekle zulme iştirak ettiklerinin farkında bile değiller. İnandıkları dinin adaletle ilgili onca ayeti ortada… Ancak, bu konuyla ilgili öyle bir ayet var ki, insanın oturup derin derin düşünmesini icap ettiriyor;
ZULÜM VE AKİBET
“Zalimlere en ufak bir meyil göstermeyiniz, yoksa size de cehennem ateşi dokunur…” (Hud 11/113)
Ve Maide 62: “Onlardan birçoğunun günaha girmede, haksızlık etmede ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!”
Bakınız, ayette zalimlere en ufak bir meyil gösterene Allah cehennemin ateşini gösteriyor.
Peki, meyil ne anlama geliyor?
Adaşım, mütefekkir, âlim Fahreddini Razi, “Yani onlara doğru, az bir şekilde dahi olsa yakınlık/sempati göstermeyin, demektir. Burada yasaklanan şey, zalimlerin üzerinde bulundukları zulme rıza göstermek, onların bu işini iyi görmek; hem kendileri hem başkalarına onun güzel olduğunu göstertmek ve buna benzer şeylerde onlara katılmaktır.” diye tefsir ediyor.
Hz. Peygamber de kötülükler, çirkinlikler karşısında Müslümanın tepkisel pozisyonunu şöyle ifade buyuruyor; “Çirkinlikleri, kötülükleri, zulmü, eliyle engellesin, buna gücü yetmez ise diliyle mani olsun ve buna da güç yetiremiyorsa kalbi ile buğzetsin / nefret etsin. Bu kadarı imanın en zayıf mertebesidir. Bunu da yapmayanın imanı yoktur.”
Başka bir hadisinde ise, “İçerisinde iyilerin daha mümtaz, daha güçlü bulunduğu bir kavimde kötülükler işlendiği halde, iyiler müdahale edip ıslahta bulunmazlarsa -bir başka rivayette: Müdahale edecek güçte bir kimsenin bulunduğu bir kavimde kötülükler işlenir ve fakat o kimse müdahalede bulunmazsa- Allah, herkese ulaşacak umumî bir ceza gönderir.”
Bir de artık duaların kabul kapılarının kapandığı bir aşamayı da işaret ediyor Rasulullah; “Ey mü’minler, yalvar yakar olmanıza rağmen dualarınız kabul olmayacak durumlara düşmezden önce iyiliği önerin/yayın ve kötülüklerden sakındırın.”
Hud 113 ve naklettiğimiz hadisler önümüze gerçekten korkunç bir tablonun var olduğu gerçeğini gösteriyor. Mümin kişi, her ne şart altında olursa olsun adaleti ayakta tutmak ve adalet mücadelesi verenlerin arkasında durmakla mükelleftir. İktidar veya gücün kimin elinde olduğuna bakmadan güç/iktidar sahiplerine karşı mazlumların yanında olmaktır.
Peki, bugün bu ülkede olan bitenler karşısında durum öyle mi?
Ne yazık ki, olumlu bir cevap veremiyoruz. Tam aksi dünün mazlumları bugün güce yaslanarak zulmü açık veya zımni olarak desteklemektedirler. En çirkin, kötü ciheti ise, bunu yaparken inandıkları iddiasında bulundukları Allah adına yaptıkları gibi korkunç bir iddianın sahibi olmaları… Bu kadar sosyal, ekonomik, dini anlamda zulümler/haksızlıklar işlenirken sırf iktidar zarar görmesin saikı ile ses çıkarmamaları, inkara yatmaları bu insanları altından kalkamayacakları günahlara ve haramlara sevk etmektedir.
Bir başka korkunç gerçek daha; bu insanlar kendi fiilleriyle günaha girmek ve harama bulaşmakla kalmıyorlar, güç ve iktidar karşısında olanları da din dışına itiyorlar. Bugüne kadar nice Müslümanların şu beyanına tanıklık ettim; (Karşısındaki iktidar yanlısı kişiyi kastederek) “Eğer din senin inandığın, yaşadığın ise ben bu dinden veya senin dininden değilim.” Bu durumda ne oluyor? İkisinden birisi dinin dışına kayıp gidiyor. Allah muhafaza bu söz ve eylemler nedeniyle Allahüalem milyonlarca insanın dinlerini kaybettikleri gibi bir durum sözkonusu. İnşaallah yanılıyorumdur.
Buraya kadar iktidar taraftarlarının pozisyonunu tasvir etmeye çalıştım. Bir de iktidara ve dolayısıyla iktidar taraftarlarına karşı muhalif duranların tepkisel/reaksiyoner yaklaşımları var. Onlar da iktidar yanlılarının söz ve fiillerine kızarak iman sınırını aşındırıyorlar. Halbuki bu durum sadece bugünlere has değil. Kadim bir mesele. Dolayısıyla burada merhum Muhammed İkbal’in “Kaçın Müslümanlardan sığının İslam’a” Veya yine Merhum Ali Şeriati’nin dediği gibi “Din’e karşı Din” gayret ve çabasıyla İslam’ın rahmet iklimine girmek, teneffüs etmek varken niye o hırs ve sinirle kalkıp küpünüzü çatlatıyorsunuz? Neyi kaybettiğinizin farkında mısınız? Uğrunda ömrünüzü tükettiğiniz bir inancı nasıl bu kadar müsrifçe harcayabiliyorsunuz?
SONUÇ
Sonuç olarak iktidarın ayrıştırıcı, cepheleştirici politikaları nedeniyle milyonlarca insan günaha ve harama bulaştı. Ve önemli bir kısmının da dini, itikadı açıdan sıkıntıya girdiği kanaatindeyim. İşte bunun bir sonucu olarak bugün üzerimize musibetler sağanak sağanak yağmaya devam etmektedir.