Ahh Nefis Ah!

by Fahrettin Dağlı

Kolay kolay alıştığı konfordan, lüksten vazgeçemiyor.
Okuduğum bir haber beni yıllar öncesine götürüp, siyaset, bürokrasi ve sermaye üçgeninde dönen bir dolabı hatırlattı. (Haberin linkini yazının altında yorum kısmında vereceğim.)

Ak Parti iktidarının ilk yıllarıydı. Bir arkadaşımız bir bankanın yönetim kurulu üyeliğine atanmıştı. Biz de birkaç arkadaşla birlikte hayırlamak üzere ziyaretine gitmiştik. Yanlış hatırlamıyorsam tek daire üzerine kurulu katlı bir bina. Çıktık arkadaşın bulunduğu kata. Kapıdan girdik önce bizi bir özel kalem müdiresi karşıladı. O bizi başka bir odaya aldı ve orada da iki sekreter görev yapıyordu. Ve sekreterler de bizi arkadaşın bulunduğu Makam odasına aldılar. Yani, üç kapı aşındırarak arkadaşımızın Makamına varabildik. Ve o şatafatlı makam odasından da ayrıca içeriye açılan üç kapı daha vardı. Biri yemek odası, biri dinlenme odası ve diğeri de jakuzili banyo. Konfor anlamında anlattığımın fazlası vardır, eksiği yoktur. Makam arabalarını ve diğer ek konforları saymıyorum; lojman, yurt dışı seyahatleri; ağırlamalar, konaklamalar v.b…

Elbette bu arkadaşlar bu konforu öncekilerden devir almışlardı. Ancak tashih cihetine gitmedikleri gibi daha fazlasını yaptılar. Şimdi sorarım; bu kadar lükse, şatafata hangi nefis, nasıl dayanır?

Kimse bu örneği nadirattan görmesin lütfen. Bürokratik hayatımda çok örneğine şahitlik ettim. Misal, beraber görev yaptığım bakanın özel kalemi bakan göreve başladığında ona diyor ki, “Sayın Bakanım makam odanızın tefrişatı artık eskimiş, yakışmıyor; müsaade edin onu baştan aşağı yenileyeyim” diyor ve onay aldıktan sonra o zamanın parasıyla yüklü bir harcama yapılarak baştan aşağı yenileniyor. Bunu gören müsteşarın özel kalemi de aynı teklifi müsteşara yapıyor ve oraya da aynı miktarda masraf yapılarak yenileniyor. Makam arabaları da, model yükseltmek adına yüklü paralar ödenerek yenilendi. İtibarlarını makamların konforunda arayan bir zihniyetin mefluç olmuş halidir bu…

Kendilerine o teklifleri getiren müdürlere, “Hayır arkadaş, mevcut halin hizmet sunumunda bir eksiği var mı? Yok. O halde niye israf edelim?” diye söylese ve bu mevzudaki ciddiyetini ve kararlılığına da aşağısında görev yapanlara da duyursa nasıl olurdu? Hz. Ömer’in, “devlet mumu, şahıs mumu” kıssası ile büyüyen bir neslin vardığı tefessüh noktasıdır bu…

Kişilerin nefislerini ilk önce bu lükse alıştırıyorlar. Ondan sonra da bu imkanların ellerinden alınabileceği korku ve endişesini yaşatıyorlar. Bu korku ve endişe onları teslim aldıktan sonra da istediklerini yaptırıyorlar. Kurumun imkanlarını birilerine peşkeş çekmek konusunda iradelerini bağlıyorlar. Al-ver dünyası…
Linkini vereceğim haberde de İstanbul Büyük Şehir Belediyesi imkanlarının nasıl kullanıldığını görüyoruz. İstanbul Belediyesini kaybetmiş olmanın bu arkadaşları niye bu kadar çileden çıkardığını daha iyi idrak ediyoruz. Müslümanlık derdiyle iktidara destek verenlere ithaf olunur…

Ebu Zer’siz bir dünyada yaşamanın tadını, lezzetini, konforunu yaşıyorlar.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept