Evet, eski CB Abdullah Gül’ün “Bütün dünyada siyasal İslam iflas etmiştir” ifadesiyle ilgili olarak “Çöken, İslamla Telif Ettiğiniz Değil, Çöken, İktidar Zihniyetidir.” başlığı altında bu konuda bir paylaşımda bulunmuş ve devamının geleceği sözünü vermiştim. Bu yazımızda aynı konuya ilişkin düşüncelerimi ifade etmeyi sorumluluğumun gereği sayıyorum.
‘İslamcı siyaset’ veya ‘İslamcı iktidar’ yakıştırması doğru mu? Hangi siyasal paradigmalarına bakarak böyle bir yakıştırma yapılabilir?
İslamcılık nedir, ne değildir sorusuna girmeyeceğim. Çünkü ucu açık, uzun ve her bir izahı çok su götürecek bir kavram. Üstelik bazen gerçekliği teoriye boğdurmak suretiyle öldürüyoruz, yazık ediyoruz. Onun için de diyorum ki, ‘basiti zor’, ‘genişi dar’ kılmayalım. Vasat bir insanın bile anlayacağını, tumturaklı ifadelerle anlaşılmaz kılmayalım.
Onun için de daha çok ‘Müslüman Siyasetçi’ açısından siyaset ne anlama geliyor? Hangi sorulara nasıl cevaplar üretiliyor? Nasıl bir pratik uygulandı? Neticeleri ne oldu? Ve sonuç olarak bu kadar deneyimden sonra ‘ne, nasıl’ sorularına hangi cevaplar üretilmeli?
Bir defa AKP, kuruluş metinlerinde kendini ‘Muhafazakar Demokrat’ diye tanımlayan bir siyasal programla siyasal hayata katıldı. Temsili bir ifadeyle ‘Milli Görüş Gömleğini’ değiştirdiklerini, yani artık İslami söylemler üzerinden siyaset üretmeyecekleri anlamında açıktan veya zımni beyanları olmuştu. Zaten Fazilet Partisinden de bu gerekçelerle ayrılmışlardı. 2010 yılına kadar da benzer siyasal argümanlar üzerinden iktidarlarını sürdürdüler. 2010 yılı, iktidar elbisesinin üzerindeki yaldızların dökülmeye başlandığı bir milat olmuştur.
Bir defa işin başında bir İslami söylem veya talep sözkonusu değil. Kendilerinden önce DP, AP, DYP ve ANAP pratiğinde görülen siyaset yelpazesinin merkez sağını temsil eden bir siyasal tabloyla başladılar. Seçmen kitlesi de bu partilerin seçmen tabanlarıydı. Parti içerisindeki bazı eski sol ve liberal tandanslı kişiler de örgüte bir çeşni katıyordu. Biraz da Özal ANAP’ına bir öykünmeydi.
İşin aslı ise şudur; ‘Siyasal İslamcı’ veya ‘İslamcı iktidar’ tanımlaması yerine belki daha uygun olanı, ‘İslami endişeleri olan Müslümanların çoğunluk olarak yönetimlerinde bulunduğu parti veya iktidar’ denilebilir. Denilebilir diyorum ama bana göre AKP pratiği o bile değildi. Neden değildi?
Bir Müslüman siyasetçinin öncelikleri şunlar olmalı değil midir?
Toplumun tümünü kucaklayan adil, dürüst ve şeffaf bir siyaset;
İnsan haklarını önceleyen bir siyasal süreç; Allah’ın ve meri yasaların ön gördüğü temel hak ve hukuklarda asla bir sınırlamaya gidilmemesi;
İktisadi olarak, toplumsal kesimler arasındaki gelir dağılımında adil bölüşüm;
Kamusal faaliyetlerde her türlü rüşvet ve yolsuzluğun etkin bir denetim ve cezalandırma sistemiyle önleme iradesinin hakim kılınması;
Her alanda helal-haram hassasiyetini yaşatacak bir farkındalık alanı açılması;
Tüm toplumsal kesimlerin temsilcilerinin iştirakinin sağlandığı adil bir siyasi temsiliyet;
Kamuyu ilgilendiren konularda alınacak kararların, yine halkın temsilcilerinin etkin katılımıyla oluşturulan istişare kurullarında alınması;
Kamu yönetiminde ehliyet ve liyakatin esas alınması;
Ülke insanları arasında ayırım yapmaksızın herkesin güvenliğinin garanti altına alınması;
İktidar mensuplarının ahlaki tutum ve davranışlarının toplum nezdinde olumlu karşılık bulması… Yani, halkın iktidar mensuplarına güvenmesi, inanması;
Diğer ülkelere yönelik siyasetlerinde de adil, dürüst, ahlaklı ve erdemli olunması… Tutum ve davranışlarıyla örnek bir temsiliyet bırakmaları;
Dini yaşamlarında riyadan, kibirden, gösterişten uzak durmaları… Yönettikleri topluma hoşgörülü ve müşfik davranmaları…
Bir Müslüman yöneticide bulunması gereken temel özelliklerden bir demet bunlar. Belki bunlara ilave edilecek daha onlarca nitelik sayılabilir…
Bunlar İslam’ın yönetime dair olmazsa olmazlarıdır. Şimdi Sn. A.Gül başta olmak üzere AKP kurucu heyetine soruyorum; bu sıraladıklarım hususunda hanginizin ciddi bir hassasiyeti vardı?
Mesela Sn. Gül’e soruyorum; Hadi diyelim ki, başbakanlık dönemi kısa ve üstelik emanetçi olduğu için pas geçelim. Cumhurbaşkanlığı dönemiyle ilgili olarak AKP kurucu heyetindeki Müslüman siyasetçiler olarak sıraladıklarım hususunda hanginizin bir hassasiyeti oldu? Heyetten birkaç kişinin dil ucuyla; bizden öncekileri yitirip, bitiren üç hastalık (masa, kasa, nisa) veya üç ‘y’ diye tanımladığınız ‘yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar’ konusunda ciddi nasıl bir siyaset ürettiniz. AB’ye katılım sürecinin zorlamaları olmamış olsaydı herhalde yapılanlar bile yapılmayacaktı.
Mesela Sn. Gül’e soruyorum; Yolsuzluklar konusunda kulağınıza gelen hiçbir bilgi olmadı mı? 17-25 Aralık’ta ortalığa saçılan yolsuzluk mevzularıyla ilgili tarafınıza gelen hiçbir istihbarı bilgi olmadı mı? Memleketiniz Kayseri dahil olmak üzere Belediyelerde süren onca yolsuzluk konusunda tarafınıza intikal eden hiç bir ihbar/şikayet dosyası olmadı mı? Emrinizde görev yapan Devlet Denetleme Kurulu’nu neden harekete geçirmediniz? Veya sözkonusu denetleme kuruluna ne tür incelemeler yaptırdınız?
Ehliyet ve liyakate riayet edilmediğini, eş-dost-ahbap ortaklığının devam ettiğinin farkında değil miydiniz? Kamuda bazı kesimlerin haksız bir şekilde kadrolaştıkları duyumlarını almıyor muydunuz? Bizatihi yaşadığım bir vaka var ki, tam da bu mevzuu açıklıyor. İnşaallah onu ayrı bir yazı konusu yapacağım. Ve sizden onun cevabını bekleyeceğim.
Haram iktisapların helalmiş gibi muamele gördüğü kulağınıza gelmiyor muydu? Yasallık perdesi altında haramların nasıl meşrulaştırıldığını bilmiyor muydunuz?
Daha pek çok şey sıralayabilirim. Bunlara cevabınız ‘HAYIR’ ise, o zaman da sorarız; NEDEN O MAKAMLARI İŞGAL ETTİNİZ? Milletin emaneti olduğunu unuttunuz mu? Emanetler hususunda Allah’ın emir ve nehiyleri hiç mi aklınıza gelmiyordu?
17-25, Hendek, Gezi, 15 Temmuz ve arkasından sökün edip gelen felaketler birer sonuçtur. İyi gittiğini zannettiğiniz on yıllık iktidarınızın yalan, yanlış, yolsuz süreçlerinin birer sonucudur.
Neden ‘sonuç’ olduğunu gelecek yazımıza bırakıyorum.