NEDEN BU KADAR DİN DİLİ?

by Fahrettin Dağlı

Bazı dostlarımız soruyor: Yazılarınız neden bu kadar ‘din’ temalı?

Çünkü tanıyanlar biliyor. Benim resmi bir ilahiyat eğitimim yok. Sadece bir Müslüman olarak iman ettiği bir dini öğrenmek/bilmek adına gayret göstermeye çalışıyorum.

Dolayısıyla dostlarımın bu soruyu sormada belki de hakları var. Çünkü son yıllarda ‘din ve dince kutsal kabul edilen değerler’ siyasi arenada o kadar çok kullanıldı ve istismar edildi ki, ikrah getirdi. İnsanlar artık dini mevzuları konuşmaya ve dinlemeye tahammül göstermemeye başladılar.

Doğru veya yanlış piyasada isimleri ‘hoca, şeyh’ diye geçen insanların dini takdimleri ve anlatımları gerçekten hepimizde bir mukavemet oluşturdu. Nefret olmasa bile gerçekten istenmeyen simalar haline geldiler. Dini vaazları artık birer magazin programına dönüşmüş durumda. Ayrıca kendi aralarındaki rekabetleri, çekişmeleri artık eskisi gibi ‘kol kırılır yen içinde kalır’ olmuyor. Karşılıklı birbirlerine hakaretleri, aşağılamaları youtube da çarşaf şarşaf yayınlanıyor. İnsanlar ‘dini önderler’ (!) olarak bu insanlara ve söylemlerine baktıkça dinden de uzaklaşıyorlar. Bunları uyarmakla mükellef olan ilim erbabının çoğu da bunlara bulaşmaktan imtina ediyor. Dolayısıyla büyük ölçekte din alanı da bunların tarlası haline gelmiş; istedikleri gibi ekip biçiyorlar.

Bir başka alan ise ‘siyaset veya iktidar alanı’!.. Orada da din ve dince kutsal sayılan değerler fütursuzca siyasetin malzemesi yapılıyor. Zaman zaman kılıçların ucuna Mushaf takar gibi muhaliflerine karşı dini bir savunma aracı olarak kullanabiliyorlar. Dini mekanlarda siyasi gösteri ve konuşmalar yapabiliyorlar. Haliyle bu tür görüntü ve gösteriler diğer muhalif cephede bir hoşnutsuzluğa ve tepkiye sebep olmaktadır. Bu tepki zaman zaman dine veya dince kutsal sayılan değerlere kadar uzanabilmektedir.

Elbette azınlık da olsa bu durum samimi dindarlara ıstırap vermekte, üzmektedir, kahretmektedir; bir şey yapmayı arzu ediyorlar, ancak sınırlı güçleri buna yetmiyor.

Resmi bir ilahiyat eğitimim olmamakla birlikte, bu fecaate sessiz ve tepkisiz kalmanın öte taraftaki karşılığını düşündükçe bu mevzuları gündemi getirmeye kendimi mecbur hissediyorum. Keşke bu ülkede bir normalleşme sağlansa da hepimiz kendi disiplinlerimize dönebilseydik. Bu normalleşme sağlanancaya kadar da dinin izzetini korumak ‘ben Müslümanım’ diyen her ilim sahibinin üzerine bir yükümlülüktür. İslami tabirle ‘Farzdır.’

Bilgim, ilmim ölçeğinde bir takım çözümlemeler yapmaya gayret ediyorum. Ne kadar karşılık buluyor onu ölçümleme imkanımız yok. Ancak, bir mükellefiyeti ifa etmenin ve öte tarafa bir şahitlik bırakmanın zaruretine inandığım / iman ettiğim için bu mevzularda kalem oynatmaya çalışıyorum.

Burada bir hüznümü daha bu vesileyle dile getirmiş olayım; Yukarıda izah etmeye çalıştığım çarpık din anlayışı ve uygulamalarına karşı olan yine azınlık diyebileceğimiz bir ilahiyatçı kesim ise, sırf onlara karşı tepkisel bir duruş adına onlarla kavga dilini veya polemiğini tercih ediyorlar. Hâlbuki onlardan bağımsız olarak Allah’ın Peygamberlerine ortak emri olan, din dilinin nasıl olması gerektiğine dair uyarı ve ikazlarını dikkate alarak muhatap alabilseler daha etkileyici bir farkındalık alanı oluşturabilecekler. Hedef, kişiler ve şahsiyetleri değil, kişilerden bağımsız olarak yanlış düşünce ve fikirlere karşı mücadele etmektir. Tekfir, istihza, karalama v.b. bir dil ve üslup karşı cephenin sadece mukavemetini artırır /arttırıyor. Halbuki güzel ve yumuşak bir dil ve üslup, eskilerin deyimiyle ‘yılanı bile deliğinden çıkarır.’

Evet, işte bu arenada az çok olup bitenlerin farkında olan bir mü’min olarak bu olanlara lakayt ve ilgisiz kalamayız. Onun için de mümkün olduğu nispette haddimi de bilerek bir takım uyarı, ikaz ve tavzihler yapmaya çalışıyorum.

Şu gerçekliği herhalde Allah’a inanan herkes bilir ki; ‘Allah’tan bağımsız, Allah’ın müdahil olmadığı bir alan yok.’ İman eden herkes için mutlak yaratıcı Allah’tır. Allah’ın izni ve müsaadesi olmadıkça yaprak bile kımıldamaz. Her şey onun ‘OL’ emrine bağlıdır. Peki, bu durum insanoğlunun iradesini hükümsüz mü bırakıyor? Hayır. İnsan irade ediyor, Allah yaratıyor. Allah, insanın iradesinin tezahürüne göre hayrı da, şerri de yaratıyor. Yeryüzündeki imtihanın da boyutu budur.

Dolayısıyla Müslüman akıl, meseleleri Allah’ın muradından bağımsız değerlendiremez. -Haşa- Allah yokmuş gibi davranamaz. Eğer tartışma mevzuu ettiğimiz hususta Allah’ın bir nası varsa onu ihmal etme, görmezlikten gelme gibi bir lüksümüz olamaz. Dinde samimiyet bunu gerektirir. Eğer ‘iman ediyorum’ diyorsanız bu mükellefiyetiniz var.

Ben de acizane olarak yazılarımda mümkün olduğu ölçüde bu disipline uygun davranmaya gayret ediyorum. Yanıldığım hususlarda da, sağ olsunlar aziz dostlarımın uyarı ve ikazlarıyla tashihler yapıyorum. Bilmiyorum meramımı anlatabildim mi?

 

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept