SEVGİLERİMİZDE NE KADAR SAMİMİYİZ?

by Fahrettin Dağlı

Herhalde insanoğlunun en kadim problemi; Dil ile eylem/amel arasındaki uyuşmazlık… Onun için iman, “Dil ile ikrar ve kalp ile tasdik.”i gerektirir. “Dil ile ikrar” topluma ilandır. İnandıklarını özgürce topluma duyurmadır. Ona göre muamele görme beklentisidir. “Kalp ile tasdik” ise kendi ruhuna, iradesine, aklına kabul ettirmektir, yedirmektir. Kalp, insanın derunini ilgilendirdiği için bir kimsenin, bir başkasının iç dünyasını okuyarak öğrenme imkanı olamaz. Peki, davranışlarına, eylemlerine yansıma biçimleri ile tahmin edilebilme imkanımız olabilir mi? ‘Kalpten geçenin sadece Allah tarafından bilindiği’ gerçeği karşısında ne diyebiliriz? Ancak böyle olmakla birlikte psikoloji ilmi ile iştigal edenler daha iyi bilirler ki, ‘insanın iç dünyası bir şekliyle dışa vurur.’ Yani, insan ne kadar saklarsa saklasın derunindeki duygu ve his bir şekliyle eylemlerine/amellerine yansıyacaktır. Onun için de veciz bir ifade olarak kültürümüzde yer bulmuştur; “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.”
Bu sayfadaki arkadaşlarım, takipçilerim arasında lâdini veya başka inançlara iman edenler olabilir. Onlar beni mazur görsünler. Burada ifade etmeye çalıştığım hususlar daha ziyade İslam dininin müminleri içindir. Dediğim gibi tarihin kadim problemi; ‘sevgi ifadelerindeki samimiyetsizlik…’ Her neye inanıyorsanız, her kimi sevdiğinizi beyan ediyorsanız burada samimiyet beklenir. Eğer bir insana, bir varlığa sevginizi sözcüklerle ifade ediyorsanız bunun davranışa, eyleme yansıması beklenilir. İnsan sevdiği üzerinde titrer, onu üzmemeye çalışır, onun için fedakârlıkta ve feragatte bulunur. Herhalde aşk dediğimiz de böyle bir şey! Şirin için dağı delmeyi gerektirir… İnsani/beşeri aşk/sevgi için sözkonusu olan buysa peki kâinatı yaratan, onun içinde bizi var edip, varlık âlemini emrimize müsahhar kılan Allah’a imanımızın tezahürleri nasıl olmalı? Herhalde hiçbir beşeri aşk ve sevgi ile kıyaslanmayacak bir bağlılık ve muhabbetle karşılık vermemizi gerektirir. O’nun kitap ile bize bildirdiği hayat düzenini tam bir iman ve teslimiyetle yaşamayı gerektirir. Hayatının her alanında O’nun varlığına duyduğu imanın kendisine yüklediği sorumluluk ile düşünmesi, karar vermesi ve eylemde bulunmasını gerektirir. İman dediğimiz şey tam bir teslimiyettir. Onun için kalbi tasdik görmeyen bir iman beyanı ile gelen bir gurup Arap bedevisi ile ilgili olarak ayet iniyor; “Bedeviler, “Biz imana erdik” derler. De ki (onlara, ey Muhammed!): “Siz (daha) imana ermediniz. ‘Biz (zahiren) İslam (teslim) olduk’ demeniz daha doğrudur…”(Hucurat:14) Evet bu müthiş beyan bir gerçekliği bütün açıklığıyla bize haber veriyor. Korkularınızdan, beklentilerinizden dolayı birilerine/bazılarına teslim olmuş olabilirsiniz ama bilmelisiniz ki bu bir imanın tezahürü değil, sadece korkularına,beklentilerine teslim olmaktır. Halbuki iman, tam bir teslimiyet ve gönüllülükle her şeyi yeniden inşa etmeyi gerektiriyor. Varlığını O’nun ellerine vermeyi gerektirir.
Buradan sözü bugünümüze getiriyorum. Ve bir hicranımı paylaşıyorum; bu ülke insanının büyük çoğunluğunun amele/eyleme yansıyan inançlarının, sevgilerinin samimiyet (ihlas) tartısında sınıfta kaldığı kanaatini taşıyorum. Hele hele içinde yaşadığımız bu korku ikliminde insanların ekserisinin inanmadığı veya az inandığı bir şeye dünyevi çıkar saikıyla, tam inanmış gibi bir resim vermeye çalıştığına hep beraber tanıklık etmekteyiz. Onun için de buradan hep bir tespite dikkat çekmeye çalışıyorum. Bu iktidar döneminde samimi mümin sayısında azalma ve münafık saydığımız ikiyüzlü, riyakar, sevgi sahtekarı insan sayısında artma olduğu gerçeği… Yapılan saha çalışmalarının hemen hepsi bu gerçekliği işaret ediyor. Zaten mahallenin insanı da bu durumun farkında ama yenilgiye teslim olmuş durumda. Vurgun yemiş kitleler gibi ırmağın kenarında baygın bir şekilde iç çekerek bu tabloyu seyrediyorlar. Tam bir mağlubiyet psikolojisi… Yeniden ayağa kalkmaya mecal ve cesaret bulamayan kalabalıklar!.. Allah’a müteveccih olan sevgileri ile birlikte itimatlarını yitiren kitleler! Bunu iç karartmak için yazmıyorum. Ancak hakikati de bütün çıplaklığı ile açıklamak gibi bir sorumluluğumuz ve mecburiyetimiz var. Üstelik bu tablodan gelecek adına bir umutsuzluk da çıkartmamak lazım. Irmağı geçen bir avuç teslim olmuş sahici müminlerin neleri başardıklarına da tarih şahittir. (Bakara: 246 – 251)
Türkiye, dünyanın ortasındaki bu jeopolitik, jeostratejik konumu itibariyle bunu başarmak mecburiyetindedir. Yeryüzü insanlığına yeni bir inşa programı sunmak zorundadır. Tarihin icbarı ile karşı karşıyayız; İmanları tazelemek zamanı… Malum eskiden bir araya gelmelerde şu naif sözcükler de dilimizden dökülüyordu; ‘Hadi bir araya gelelim de bir iman tazelemesi yapalım…’
Demek istenen şey; ‘birbirimizi onaralım, eskiyen cihetlerimizi yenileyelim.’ Bugün bu diriliş ruhunu ateşleme zamanı! Sadece kendi din mensuplarına değil, gittikçe radikalleşen, uçlara savrulan dünya milletlerine yeni bir hayat tasavvuru ve inşası için buyurun kıyama!.. Umutsuzluk, çaresizlik şeytanın telkinidir. Ancak şu da bilinmelidir ki, bu siyasi ve toplumsal gidişattan umut beslemek de aynı ölçüde yine şeytanın telkinidir!..

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept