Her gün düzenli bir şekilde Kur’an okumaya gayret ediyorum. Bugün ‘facebook’da gördüğüm bir paylaşım ve ona gelen olumlu ve olumsuz tepkiler beni ciddi şekilde üzdü ve düşündürttü. Tam bu halet-i ruhiye üzereyken Kur’an’da kaldığım Hac Suresinin 3 ve 4. Ayetlerini okudum;
“Öyle insanlar vardır ki, ALLAH hakkında bilmeden tartışır ve her inatçı şeytanın peşine takılır.” (Hac:3)
“O şeytan ki (adeta alnında) şöyle yazılıdır: “Kim bunu yoldaş edinirse, bilsin ki, kendisini saptıracak ve alevli ateşin azabına sürükleyecektir.” (Hac:4)
Üçüncü ayette işaret edilen tartışma Allah’ın varlığı ile ilgili bir tartışma değil. Çünkü o günün müşriklerince de Allah’ın varlığı tartışılmıyordu.
Peki, o zaman tartışılan ne?
Tartışılan şu: Allah var olmasına varda, ancak O Allah hayata ne kadar müdahildir? Tartışmanın, çekişmenin mahiyeti bu…
Aralarından birisine inmiş olan ilmi nimet bilmeleri gerekirken keyfi ve süfli tartışmaların içerisine giriyorlar. Yani, polemik yapıyorlar. Vahyini indiren Rabbi kendilerinden uzak görüyorlar. Onun için de aracılar ediniyorlar. “Aracılar olmaksızın o göklerdeki, uzaklardaki Allah’a ulaşmamız, sesimizi duyurmamız mümkün değildir. Başımız sıkıştığında, bir derdimiz olduğunda hemen koşarak gidip derdimizi kendisine ileteceğimiz mücessem bir mabud olsun…” diyorlar.
İşte bu hakikati yanlış ve batıl yerde arama gayretinde önlerinde çadır kuran şeytan çıkıyor ve onlara cismi ile görünmeyeni değil mücessem olanı işaret / ima ediyor. Kolaycı / beleşçi kazanmaya ve kumara meyyal insanoğlu da hemen üzerine atlıyor ve böylece bundan sonraki yol arkadaşı artık şeytan oluyor. Ve gittikçe hakikatten uzaklaşıyor; kendisine gösterilen şaşalı sanal mabutlara kulluk etmeye başlıyor. Yani, Allah’a kul olup hürleşmek yerine kula/metaya kul köle oluveriyor.
Zaten şeytan da bunun iznini almıştı; sapmayı, kandırılmayı irade edenlerin yolunun üstünde duracağını…
“Şeytan dedi ki: “Bundan böyle benim sapmama izin vermene karşılık, ant içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.” (Araf:16)
Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.” (Araf:17)
Evet, Hac 4. Ayetle insanın tabi olduğu bir yasa dile getiriliyor; Kim kiminle dost olursa; kim kimi takip ederse, izlerse o onun akıbetini paylaşır. “Kim kimi severse o ondandır.” O kadar… Onun için de bu dünyada takip ettiklerimize, dost ve veli edindiklerimize bakalım. Kimin izinden gidersek onun akıbetine ortak oluruz. Şöyle bir şansımız yok; “Falanı seviyorum, destekliyorum ama ahirette onun bulunduğu yerde bulunmak istemem” diyemezsiniz. Eğer yeryüzünde onun peşinden gidiyorsanız, onun yaptıklarına, ettiklerine ortak oluyorsanız, onaylıyorsanız ve o da Allah’a yabancılaşmış, şeytana tabi olmuşsa sizi de bekleyen akıbet aynıdır. Çünkü Allah seveni sevdiğinden ayırmayacaktır. Yasa bu.
Eskilerimiz bu hakikat bilgisini ne güzel halk diline dökmüşler; “Dostunu söyle kim olduğunu söyleyelim.”
Onun için dost olduklarımıza dikkat edelim. Amellerine ve akıbetlerine ortak olmayalım.
Unutmayalım ki, yeryüzünde insanlar en çok ‘din’le kandırılıyorlar. Kendilerine şeytanın telkinleriyle insanüstü vasıflar yükleyenler bunun yeryüzünde tastık görmesini isterler. İnsanoğlunun bu haddi aşan, azgın benlik davasını, onu takip ve dost edinmekle ortak olmayalım.
Allah’ın Mubin Kitabı ve Hazreti Peygamberin muazzez, şeffaf hayatı ortadayken fani beşerlerin arkasına takılıp Allah’tan ve Resulünden uzaklaşmak bütün zamanların en büyük tehlikesidir, sakınmak lazım…
Hele hele içinde yaşadığımız bu dönemde bu türedi şeytan dostlarının daha çok kol gezdiği/gezeceği bir dönemi yaşıyoruz. Hakla batılın bu kadar karıştığı/karıştırıldığı bir dönemde bu insani tehlikeye işaret etmeye çalıştım. Umarım isabet olmuştur. Vesselam…