İLK TAŞI KİM ATSIN?

by Fahrettin Dağlı

İnsanoğlu olarak yüklendiğimiz ağır yükün altında kaldık. Ağır günahlar işledik, işlemeye de devam ediyoruz. En kötüsü de, bunun farkında olmamak; doğal bir süreç olarak kabullenmek, içselleştirmektir…

Ülkemizde çoğu kimsenin mevcut halden memnun olduğu kanaatinde değilim. Muazzam bir memnuniyetsizlik var. Ve haliyle gökten inecek bir ‘mesih’ elinin her şeyi düzelteceği gibi bir anlayış var. Kendi dünyasına yönelip, kişisel ve toplumsal sorgulama yapmak yerine hazır, zahmetsiz, bedava bir kurtarıcı bekliyor.

Toplumun bir kısmı korku duvarını aşarak olumsuzlukları dile getiriyorlar.

Yine bir kısmı, olumsuzlukların farkında olsalar da korku ve endişelerinden dolayı seslerini çıkaramıyorlar. Veya kuşdiliyle konuşuyorlar.

Diğer bir kısmı ise yine yanlışlıkların farkında olmakla birlikte sebeplere iltifat ederek, açıktan eleştiri ve tenkidin iktidarı zayıflatacağı, düşüreceği endişesi nedeniyle seslerini çıkaramıyorlar veya olup bitenlere karşı kendilerince sabrediyorlar.

Azınlık bir kesim var ki, onlar tuzu kuru olanlar ve sistemden beslenenler… Bunlar da inanmadıkları bir yalanı tekrarlayarak toplumu etkilemeye çalışıyorlar. Ellerindeki muazzam medya/propaganda vasıtaları ile toplumu efsunluyorlar.

Bütün kesimlerin çoğunluğunu oluşturanların ortak özelliği ise, meselelere doğru ve isabetli teşhis koyamamaları ve dolayısıyla çıkış kapısı bulamamalarıdır.

Haliyle memnuniyetsizlerin büyük çoğunluğu başlarına modern bir kurtarıcı / kurtarıcılar arıyorlar. Fakat bütün mesele, “ilk taşı kim atsın?” O paklıkta, o saflıkta kimse kaldı mı? Sözkonusu günahları işlemeyen veya ortak olmayan kimseler kaldı mı?

İşte burada o meşhur kıssanın hikâyesini paylaşalım;

Yahudiler, bir gün Hz. İsa’ya zina yapan evli bir kadını getirip cezasını infaz etmesini istediler. Aslında bu taleplerinde de samimi değillerdi. Bu günahı sıklıkla işleyen bir toplumdu. Burada amaç Hz. İsa’yı tuzağa düşürmekti. Eğer Tevrat’taki hükmü uygulayacak olsa hemen bölgenin Roma Valisine şikayet edeceklerdi. Yok, eğer uygulamayacak olursa o zaman da “Bakın, ben yeni bir şeriat getirmedim, ben Musa’nın şeriatına tabi oldum diyor ama Tevrat’taki hükmü uygulamıyor” diye suçlayacaklardı.

Hz. İsa bir kadına baktı, bir de onu getirenlere, taşlamaya hazır olanlara… Ve döndü onlara, “Tamam cezasını verelim. Fakat bir şartla; “İlk taşı, bu günahı hiç işlememiş, günahsız olan biriniz atacak.” İşte bu şok çıkış o coşkun kalabalığı bir anda yerlerine çivilemişti. Çünkü hiçbiri günahsız değildi. Hz. İsa, onların tasarladığı tuzaklarını kendi başlarına geçirmişti.

Yine bir gün Yahudiler, iki aşıktan bir tanesini yakalamış taşa tutmuşlardı. Hz. İsa durumu gördüğünde gelip, ölmek üzere olan kadının başucuna oturur, onun yüzündeki tozu toprağı temizledikten sonra kalabalığa dönüp; “Siz aslında kendinizi taşlıyorsunuz, onda kendinizi görüyorsunuz, o Allah’ın huzuruna günahıyla çıkacak, fakat siz maskenizle çıkacaksınız.”

Aslında bu bir Yahudi ahlakıdır. Evet ‘Yahudilik’ bir ırkın adı değildir. Bir toplumsal anlayışın sıfatıdır. Bir toplum dünyevileşir, haktan ve hukuktan uzaklaşır, keyiflerince hüküm vazetmeye ve uygulamaya başlayınca ‘yahudileşirler.

Bugün bu “Yahudileşme Temayüllünün” bir toplumsal ahlaka dönüştüğü gibi bir müşahede sözkonusu. Bu hal hangi toplumda cari ise biliniz ki, o toplum sosyal yıkımını kendi elleriyle hazırlamaktadır.

Her gün onlarca sosyal, siyasal, ekonomik mahiyetli günahlar işliyoruz. Ondan sonra dönüp şikayetçi oluyoruz; “Rabbim, ne günahlar işledik ki, onca musibete maruz kalıyoruz?” diye sual ediyoruz. Bu suali sormaya yüzümüz var mı? Hepimiz başımızı iki elimizin arasına alıp, ‘acaba ben bu toplumsal günahlardan ne kadarını işliyorum veya işlemiyorum?’ vicdanımıza sual edelim. Hz. İsa çıkıp aramıza gelse ve o gün o Yahudi topluluğa dediği gibi, “İlk taşı, bu günahı hiç işlememiş, günahsız olan biriniz atsın.” dese kaçımız meydanda kalırız?

Kurtuluş, birbirimize suçu atmak yerine, toplum olarak bir arınma, tövbeleşme, helalleşme ve yeniden akitleşme / ahitleşme süreci başlatarak, yeni bir sosyal ve siyasal inşa ameliyesi geliştirmemizden geçiyor.

İnsanî ve İslamî olanın bu olduğu acizane kanaatindeyim. Başka çıkış yolu göremiyorum. Hepimizin bu yaman mevzuya odaklanıp çıkış yolu aramamız gerekiyor. Biliyoruz ki, “Bulanlar arayanlardır.”

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept