ÖNYARGI PUTLARI KIRILMADIKÇA HAKİKATE ULAŞILAMAZ!..

by Fahrettin Dağlı
Önyargı, “bir kimse veya bir şeyle ilgili olarak belirli şart, olay ve görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı, peşin yargı, peşin hüküm, peşin fikir.” olarak tanımlanır.
Genel ve özel kullanımlarında, bir taraf tutma biçimidir. Bir ideolojik fikri veya bakış açısını koşulsuz desteklemek anlamında da kullanılır.
Einstein, “İnsanların ön yargılarını yok etmek parçalamak, bir atomu parçalamaktan daha zordur.” der.
Küfür (hakikatin üstünü örtme, inkâr) ön yargıdır, iman ise ön bilgidir. Önyargısızca ulaştığınız ön bilgidir iman!.. Bu temel üzerine ya iman binanızı inşa edersiniz, ya da öylece bırakırsınız.
Önyargının insanoğlunu nasıl bir kadim yanlışa mahkûm ettiğini Cenab-ı Allah Zâriyât Suresi’ndeki ayetlerle şöyle tasvir buyuruyor;
﴾52﴿ İşte böyle; kendilerinden öncekilere de hiçbir peygamber gelmemiştir ki, “O bir sihirbaz veya bir mecnun” demiş olmasınlar.
﴾53﴿ Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.
﴾54﴿ Artık onlara aldırma! Bundan dolayı (çağrına uymadılar diye) kınanacak değilsin.
﴾55﴿ Ama (alanlar için) öğüt vermeye devam et, zira öğüt inananlara fayda verir.
Gönderilen hiçbir Peygamber gösteremezsiniz ki, muhatapları tarafından sihirbaz veya mecnun olarak suçlanmamış olsun. Hakikatin mesajını muhataplarına iletenler hep aynı suçlamaya muhatap olmuşlardır.
Zannedilmesin ki, bu durum sadece Peygamberlere mahsustur. Peygamberlerin izini takip eden bütün “adalet davetçilerinin” karşlılaştıkları bir muhatabiyettir.
Eğer sizler Nebevi bir çizginin üzerinde iseniz mutlaka bu suçlamalara, nitelemelere muhatap olacaksınız demektir.
Malum, Mekkeli müşrikler Hz. Peygambere, peygamberliğin dışında bir sıfat yakıştırmak istiyorlardı. Fikren karşı gelemedikleri, cesaret edemedikleri için kelime oyunlarıyla Onu toplum nezdinde itibarsızlaştırmayı planlıyorlardı. Fakat bir türlü bir karara varamıyorlardı. Toplantı üstüne toplantı yapıyorlardı; “En uygun yakıştırma ne olabilir?” diye tartışıyorlardı. Çünkü akıllarına gelen her sıfatın karşılık bulmayacağını onlar da biliyorlardı. Ve sonra kendilerince meclislerinin en akıllı olanını görevlendirdiler ve ona “Git Muhammed ile görüş ve ona en yakışır sıfatı bul” dediler. O hakikat düşmanı, büyük bir özgüvenle Allah Resulüne gitti. Allah Resulü ona sadece Kur’an’dan ayetler okudu ve orada duyduğu ayetler adeta zihnine çivi gibi saplanıyordu. Ve Hz. Peygambere ‘ne olur artık bırak okumayı’ diye yalvardı. Çünkü okuduğu her ayet, onun zihninde yer bulan “ön yargı” putlarını tek tek yıkıyordu. Büyük bir özgüvenle ve önyargı ile gelen Velid Bin Mugire kanatları kırılmış bir şekilde müşrik meclisine dönüyordu. Onun böyle döndüğünü karşıdan görenler,
“Eyvah gittiği gibi dönmüyor” dediler.
Gelir gelmez hemen sorguya çektiler;
“Ne karara vardın?” diye sual ettiler.
O da cevaben; “Vallahi yakıştırmaya çalıştığınız hiçbir şey oturmuyor, karşılık bulmuyor. İnsanüstü bir mesajı dillendiriyor. Gelin bu karşıtlıktan vazgeçelim.” Bunu duyan müşrik heyeti küplere bindi. Bütün kinlerini kustular. Ve Velid B. Mugire’ye;
“Sen de mi?” diye sual ettiler.
Velid B. Mugire, müşrik toplumu içindeki konumunu düşünerek, birden toparlandı ve hakikatin hilafına beyanda bulundu;
“Olsa olsa sihirbaz diyebiliriz” dedi. Ve mazereti de hazırdı; “Çünkü o bizim çocuklarımızı, gençlerimizi anne-babalarından ayırıyor; putlara karşı isyana sevk ediyor; onları efsunluyor; sihirli konuşmalarıyla onları yolundan ediyor.”
İşte bunun üzerine Müddesir Suresinin ayetleri ard arda inmeye başladı;
﴾18﴿ Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
﴾19﴿ Kahrolası, ne biçim ölçtü biçti!
﴾20﴿ Sonra kahrolası ne biçim ölçtü biçti!
﴾21﴿ Sonra baktı.
﴾22﴿ Sonra kaşlarını çattı, suratını astı.
﴾23﴿ En sonunda sırtını dönüp gitti ve kibrine yenildi.
﴾24﴿ “Bu” dedi, “Olsa olsa eskilerden nakledilmiş bir sihirdir.
﴾25﴿ Bu, insan sözünden başka bir şey değildir.”
﴾26﴿ Ben onu sekara (cehenneme) sokacağım.
Gayretullaha nasıl dokunduğunu ayetlerin şiddetinden anlıyoruz. Velid B. Mugire, gerçeği/hakikati bile bile tersyüz etmiştir. Allah’ın mesajının gençler üzerinde nasıl bir tesir gücüne sahip olduğunu biliyordu. Ve bu mesajın Hz. Muhammed’e (sav) ait olmadığını, insanüstü bir etkileme gücüne sahip olduğunu çok iyi idrak etmişti. Ama toplum içerisindeki konumu onu hakikatin eşiğinden uzaklaştırmıştır ve bile bile bu çirkin sıfatı ‘Muhammed’ül Emin’e yakıştırma cüretinde ve cesaretinde bulunmuştur.
Onun için Allah, Zâriyât 53’de; “Sanki nesiller boyu birbirlerine hep bunu tavsiye etmişler, miras bırakmışlar!” diye ifade buyuruyor. Tabi ki, ne tavsiye ettiler ve ne de birbirlerine miras bıraktılar! Sadece aynı tasavvur ve bakış açısı onları aynı sonuca götürdü. Aynı yerden baktılar, aynı şeyi gördüler ve aynı sonuca ulaştılar. Önyargılarının kurbanları oldular.
Ve Zâriyât 54’de de, “Artık onlarla ilgilenme (aldırış etme), bundan dolayı (çağrına uymadılar diye sen) kınanacak değilsin.” diye Hz. Resul uyarıldı. Yani, adeta hal diliyle, “Onların hakikati gizlemek ve saptırmak adına giriştikleri, üzerinde çalıştıkları gündemlerine, ajandalarına uyma; gündemi Sen belirle; anti tez değil, tez oluştur” der gibi!..
Ve de Zâriyât 55 ile de, Resulüne, “Asla tezinden vazgeçmemesini, misyonunu aynen sürdürmesini emrediyor. Şöyle bir kanaate asla teveccüh etmemesini ihsas ediyor; “Ben ısrarla uyarıyorum, ikaz ediyorum ama onlar hiç aldırış etmiyorlar; yanlışta ısrar ediyorlar; dolayısıyla ne halleri varsa görsünler!” Tabi ki, öyle değil. “Siz hakikati olanca gücünüzle, ısrarla ifade etmeye çalışın; karşılık bulup bulmadığınıza dönüp bakmayın. Önyargı kurbanları kulak kabartmasa da, mesajınız inanan hakikat sahiplerinin imanlarını güçlü ve kavi kılar. Kimin hakikate pencere açacağı belli olmaz. Senin görevin, hakikati paylaşmak ve duyurmaktır. İnsanların yüreklerini evirip çevirmek senin işin değil, Allah’ın işidir.
Bu hakikat bugünün ‘Adalet Davetçileri” için de aynen geçerlidir. Kim ne derse desin; kim arkasını dönüp giderse gitsin; kim hakkında binbir türlü tezvirat yaparsa yapsın; Sen hakikate iman etmiş misin? Hakikat, ayna gibi karşında duruyor mu? Bırak o zaman insanların ne dediğine aldırma? Onların gündemlerinin kurbanı, esiri olma. Gündemi sen belirle; tek başına da kalsan ‘hakikatin’ davetçisi olmaya devam et. Geleceğe, sonsuzluk âlemine güçlü bir şahitlik/mazeret/ hikâye bırak. Halk etmese de, Halik takdir edecektir.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept