Bir gazeteci, televizyon ekranında serzenişte bulunuyor; “İslami kesimde AKP’yi denetleyecek/dengeleyecek bir alternatif siyasi hareket çıkmayacak mı?”
Son Davutoğlu vâkası da gösteriyor ki Türkiye hızla bir otokratlaşma dönemine giriyor. Normal şartlarda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir dediğini ikilemeyen bir başbakanlık sergileyen Davutoğlu bile çok görüldü. Çünkü tek adam görüntüsünün, birileri tarafından ara sırada da olsa gölgelenmesine bile tahammül kalmamıştır.
Bu durum hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine, hem Türkiye Müslümanlarına ve hem de İslami siyasal anlayışa yapılabilecek en büyük kötülüklerden birisidir.
Gittikçe özgürlükçü bir anlayıştan inhiraf ederek tek adam iradesinin her şeyi belirlediği, tayin ettiği/edeceği bir yönetim anlayış ve uygulamasına yuvarlanıyoruz. Eğer bir nebze kalabilmişse Türkiye İslamcılığı, o da Ahmet Davutoğlu’nun şahsında AKP’den tasfiye edilmektedir. Çünkü kendisi tam olarak öyle olmasa bile Türkiye muhafazakâr tabanı Davutoğlu’nun şahsını öyle görüyor ve yorumluyor. Tayyip Erdoğan’ın etrafındaki gurup ise pragmatist/haz ve hız sahibi yeni nevzuhur İslamcı bir kolektif akıl. Aklın, hikmetin, ahlakın, güvenin, itimadın zayi olduğu bir topluluk. Dolayısıyla bu ekiple iyiye, güzele, hayra ulaşılacağı zannediliyorsa büyük bir yanılgının sözkonusu olduğunu eminlikle ifade edebilirim.
Peki, bu süreci, bu badireyi nasıl aşabiliriz?
Bazı şeyler vardır ki ihtiyaç hasıl olunca diğer tüm şartlar sukut eder. Malum bazı haller farzıyetin şartlarını değiştirir. Farz-ı kifaye iken farz-ı ayn durumuna getirebilir veya tersi sözkonusu olabilir.Siyaset teorisi ve uygulamaları ile ilgili olan biri olarak tam bir eminlikle ifade edebilirim ki bugün için alternatif bir siyasi çalışma, Türkiye Müslümanları için farz-ı ayn derecesine gelmiş bulunmaktadır.
Neden öncelikli olarak Müslümanlar?
Evet, öncelikle sorumluluk sahibi Müslüman aydınlar bu çağrıya muhataptır. Çünkü inanmak mükellefiyet yüklüyor. Kirlenen mahallemizdir. Kirlenen, itibarsızlaştırılan değerlerimizdir. Samimiyet, itimat, güven erozyonuna uğrayan camiamızdır. Eğer inanıyorsak bu iman bize mükellefiyet yüklüyor. Eğer bu kötü gidişatın sıkıntısını içimizde hissediyorsak, bir şeylerin yapılması gerektiği zaruretine inanıyorsak mutlak bir eylemlilik haliyle kuşanmamız gerekiyor.
Ya sorumluluk alıp bu meş’um gidişatı durduracağız ya da “21. Yüzyıl İslam’ın çağı olacak” iddiamızı kaybedeceğiz.
Bununla birlikte insani değerler konusunda hassasiyeti olan toplum kesimlerinin de elbette böyle bir mücadeleye iştiraki arzumuzdur. Toplumsal hayatın insani olarak sürdürülebilirliği konusunda, iktidar gücünün hak ve adalet kavramlarına duyarlı olmasını isteyen ve bu beklentisini eyleme dönüştürme arzusunda olanların da bu çağrıya muhatap olması tabiidir ve zaruridir.
Bu zarurete karşı bazı arkadaşlarımız meclis dışında kalmış siyasal partilerimizi işaret edebilirler. Kabul etmek lazım ki Türkiye’nin çok acil bir açılıma ihtiyacı var. Bu ihtiyaç sağın herhangi bir tonu/rengi ile doldurulacak kadar basit değildir. Onun için mümkün olduğu nispette, yukarıda da işaret edildiği üzere Türkiye toplumunun farklı kesimlerinin de iştirak edecekleri geniş tabanlı bir siyasal organizasyona ihtiyacı var.
Bu siyasal organizasyonun öncelikli görevi; AKP öncesi iktidarlar tarafından inşa edilen ve AKP siyasal kadrosu tarafından aynen benimsenip uygulanan yanlış, isabetsiz, hastalıklı siyaset pratiğini tashih etmek. Siyasi arenada yapılan yanlışın doğrusunu/sahih olanını, İslami ve insani olanını göstermek.
Bu yeni siyasi girişim, siyasetini sadece bir maddelik program üzerine inşa edecek. Kavramsallaştırması o kadar önemli değil. İster “tam adalet” ister “tam demokrasi” deyin neticede Türkiye siyasetini/idaresini ıslah/restore edecek tek maddelik bir siyasi program. Yani normalleşmeye götürecek bir siyaset organizasyonu.
Üzerinde en az ihtilaf edilecek bir program üzerinden süresi belirlenmiş bir zaman diliminde programın gereği olan hususlar gerçekleştikten sonra yeni bir siyasal sürece geçilebilir. O zaman da her siyasi veya ideolojik gurup/topluluk kendi inisiyatifleri ile geliştirecekleri programları ile siyaset arenasına dâhil olabilirler. Bu tam adalet/demokrasi dönemine geçişle birlikte Türkiye siyaset anlayışını değer ölçekli yeni bir siyasal programla yeni bir döneme evirmek temel amaç olmalıdır.
Peki, bu süreci kimlerle başarabiliriz? Bu soru çok önemli. Çünkü bir Müslüman olarak şuna iman ediyorum/ediyoruz; Allah’ın yardım ve inayeti olmadan hiçbir şeyi kâmil anlamda başarma imkânımız yoktur. Dolayısıyla en azından bu teşebbüsün içinde bulunacak kadroların, bu niyet ve amel içerisinde olmaları gerekir.
Siyasetin alışkanlıklarını, teamüllerini, kültürünü değiştirmeye talip olacak insanların siyasetin rantına, cakasına, refahına değil, tam aksi zorluğuna/cefasına talip olabilecek insanlardan müteşekkil olması gerekir. Bu işin fıtratı bunu gerektiriyor. Aksi takdirde ne kadar iyi niyetle başlanırsa başlansın eninde sonunda bugün AKP’nin ve liderliğinin yaşadığı bu meş’um akıbeti yaşayacaktır.