NELERİ Mİ KAYBETTİK?

by Fahrettin Dağlı
Keşke bu sorunun karşılığı olan cevabı bugün özgür bir şekilde konuşuyor ve tartışıyor olsaydık. Sadece maddi kayıplar değil; moral değerler açısından ne kadar büyük zarar-ziyanlara uğradığımızın hesabını çıkarabilseydik.
Öncelikle şunu ifade etmiş olayım; Benim gibi onca arkadaşın, dostun olup bitenler karşısında feryadı figanlarının basit birer politik mülahaza ve karşıtlık olarak algılanmamasını, değerlendirilmemesini dilerim.
“Efendim, hep iktidarı tenkit ediyorsunuz; diğerlerinin hiç mi yok kabahati?” sorusunu soranlar, -beni bağışlasınlar lütfen-; ya mevzuu tam olarak idrak edememişler veya çarpıtarak dikkati merkezden uzaklaştırma niyetindeler.
Elbette olup bitenlerin hesabını mühür sahibinden soracağız; bundan daha normal ne olabilir? Bizi yönetsinler diye vekalet vermişiz. Biz asılız; onlar vekil. Vekalet verdiğimizden hesap sormayacak mıyız? Onlarca defa tekrarladım; bizim için iktidarda olanın kim olup olmadığı değil; iktidarın nasıl kullanıldığı önemlidir. İktidarda, Müslümanlık iddiasında olan birileri varsa ve bu iddiası üzerinden siyaset yapıyorsa, diğerlerine yapacağımız tenkidin katlarcısını onlara yaparız. İddiası ile yaptıklarını kıyas edip; yanlışlarını ortaya koyarız. Bunu yaparken de hiçbir endişeye mahal bırakmayız.
Ak Parti iktidarı bu mülkün sahibi değil; sadece emanetçisi. Emanetini doğru kullanırsa hepimizden destek alır; yok,
gereğini yapmazsa, onun iktidarda kalıp kalmaması gibi bir derdimiz ve endişemiz de olmaz. Çünkü şuna iman ediyoruz; İktidar, Allah’ın emanetidir. Doğru kullanırsanız, hem kendinizi ve hem de yönettiğiniz toplumu felaha/kurtuluşa eriştirirsiniz; yok, aksini yaparsanız, kendinizle birlikte toplumu da yıkıma götürürsünüz. Bundan şüphe yok. O halde siyaset aktörlerinin Müslümanlık iddiasında olmalarının bizim gibi hak ve adalet savunucuları açısından bir kıymeti harbiyesi yok. O manada CHP neyse Ak Parti de odur. Herhalde bu maruzatım anlaşılmıştır.
Şimdi gelelim ana mevzuu…
Türkiye son birkaç yıldır, ekonomik, sosyal ve dini anlamda çok büyük bir irtifa kaybı yaşıyor. Çıplak bir gözlemle olayları izleyen herkesin anlayabileceği bir gerçek. Eğer pembe gözlüğü takıp hadiselere bakıyorsanız, diyecek bir şey yok. Çünkü siz gerçeği görmemeye, işitmemeye yeminlisiniz. Evet, böyle bir inkarcı güruh var. İşte en son örneği Akit Gazetesinin manşet haberi; “Şer ittifakından Zam kumpası”… Şimdi hangi akıl sahibi yaşadığımız bu ekonomik problemin sebebini dışarıda arattırır. Bir iktidar düşünün ki, birkaç yılda kaç tane Merkez Bankası başkanını değiştirdi. Sebebini soran var mı? Benim gibi soranlara, verdikleri akli, ilmi cevapları var mı? Her gün ifşa edilen onca yolsuzluk dosyasının hangisi savcılıklara sevk edildi?
Bir bakan, bakanlık yaptığı birim ile ticari ilişkiye giriyor; fahiş fiyatlarla kamuya mal satıyor; Bu da maddi/somut kanıtlarla ispatlanıyor ve buna rağmen iktidar, mevzu bahis bakanı kutluyor; teşekkür ediyor. Bunun gibi yüzlerce dosya. Bunlar ortadayken insan olan insanoğlu öyle faili dışarıda aramaz; bizatihi içerde arar. Ne şer güçleri? Eğer illa da şer arıyorsanız; içinizde arayın. İçinizdeki şerliler kamunun buğday ambarlarına dadanmışlar. Tarla fareleri gibi buğday başaklarını tırtıklıyorlar. Siz bu hakikati görüyorsunuz, görmesine de, yine de inkara yatıyorsunuz. Bu böyle…
Keşke kayıplarımız sadece ekonomik değerler olsaydı! Ki, bu kayıplarımızın bile doğru dürüst bir hesabı yapılmıyor. TÜİK’in yalan yanlış verileri üzerinden değer kaybı hesaplıyoruz. Bunları doğru kabul etsek bile sorunun büyüklüğünü tam olarak göstermiyor. Kaba ekonomik göstergeler üzerinden ekonomik kayıplarımızı ifade etsek, bu durum, mevcut fotoğrafı çok eksik ifade eder.
Ekonomist değilim. Malum, bazı kayıpların hesabı çok zordur. Ancak tahminle ifade edebilirsiniz.
Misal mi? Bu ülkede son birkaç yıldır; binlerce yetişmiş beyin dışarıya transfer oldu. Bu ülkenin en prestijli üniversitelerinden mezun olup nefesi dışarıda aldılar. Siz onlara bu kadar yatırım yaptınız ve gidişlerini sadece izlediniz. Onlar gitmek de haklılar mıydı? Büyük ölçüde evet… Çünkü bu ülkede kaç yıllardır ehliyet, liyakat, kariyer, uzmanlık ve tecrübe gözetilemez oldu. Ahbap-çavuş ilişkisinin prim yaptığı bir döneme evirildik. Bu kültürün cari olduğu bir ülkede gelişmişlikten bahis etmek mümkün değil. Hem bilimsel ve hem de dini hakikat açısından…
Malum, yeni bir yönetim sistemine geçildi. Parlamenter sistemden Türk tipi Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçildi. Bir şirkette bile yeni bir ticari döneme geçildiğinde yılsonunda bu sistemin getirisi, götürüsü hesaplanır; dönemsel bilançolar çıkarılır ve uzmanlar da oturup bu veriler üzerinden değerlendirme raporları çıkartırlar. Uygulayıcı siyasi kurumlarda buradan aldıkları bilgilendirmeyle, yaptıklarını ve yapmadıklarını gözden geçirirler. Tashihi ve ıslahı gerektiren bir durum varsa onu yerine getirirler. Bu usul, denge ve denetim mekanizmaları bağımsız/özerk olan devletlerde işleyen bir sistem. Ve bugüne kadar insanoğlunun bulup tecrübe ettiği bir sistem… Ne yazık ki, yeni hükümet sisteminde bu denge-denetim mekanizmalarının hiçbirisi doğru dürüst çalıştırılmıyor ve dolayısıyla kayıplarımızı tam olarak hesaplayamıyoruz; bilemiyoruz. Uluslararası istatistiklere baktığımızda az çok hangi pozisyonda olduğumuzu öğrenebiliyoruz.
Eğer şeffaf yürütmesi olan bir siyasal iktidar olmuş olsaydı, kayıplarımızı ölçebilme imkanımız olurdu. Ancak, bazı kayıplarımız var ki, onları tam olarak ölçebilme imkanımız olmadığı gibi onları maddi ölçeklerle ifade etme imkanımız da yok. Bunlar sosyal, ahlak/moral ve dini değerlerdir. Buradaki irtifa kaybını tekrar tashih etmek rayına yerleştirmek öyle kolay olmayacak. Aynen çoraklaşan toprak gibi…
Dini hayat açısından kayıplarımızın ne nispette olduğunu bilmek belli bir yaşa erişen insanlar açısından daha kolaydır. 50 ve yukarı yaşlarda olanlar 1960’tan bugüne yaşananların ne anlama geldiğini; dini hayatın hangi savrulmalara maruz kaldığını çok daha iyi idrak ederler. Muamelat hukuku (insanlar arası hukuk ilişkileri) anlamında çok büyük kayıplar yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Bu ülkeyi yönetenlerin böyle bir dertlerinin olduğuna dair hiçbir emare göremiyorum. Gırtlaklarından aşağı inen bir hakikat numunesi yok. Eğer sosyal, moral ve dini değerler anlamında neyi kaybettiğimizin tam bir hesabını yapmış olsaydık; kayıplarımız karşısında vicdan kırıntısı olan herkes feryadı figan ederdi; evlerimiz taziye evlerine dönerdi.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept