Siyasette Paradigma Değişimi Elzemdir

by Fahrettin Dağlı

Küçüklüğümde mahalle hocasına devam edip namaz sureleri ezberlemenin dışında düzenli bir dini eğitim almadım. Rahmetli ümmi annemin namaz kılışı dışında evde İslam’ın şiarlarından bir numune de yoktu. Yani anlayacağınız sosyal / dini anlamda çorak bir toprakta büyüdüm. Buna rağmen Allah’a güçlü bir şekilde iman ediyor ve olup bitenleri bu ilhamla anlamlandırmaya çalışıyordum.

Şu hakikatin farkına vardım, Allah kulun meyli, arayışı neye yönelikse ona göre vesileler, vasıtalar halk ederek işini kolaylaştırıyor, varacağa menzile kolaylıkla vasıl olması için sebepler halk ediyor. Benim de lise eğitimine başlamamla birlikte tevafuken bazı hadiselerin bir araya gelmesiyle dini kaynaklarla buluşmak ve okumalar yapmak nasip oldu. Çölleşen gönlüm arı duru pınar sularıyla sulandı ve vahaya dönüşmeye başladı. Bu anlamda Allah’a sonsuz hamd ederim. Üniversitede de şartlar muvacehesinde hem dinimi öğrenmek ve hem de yaşamak için gayretimi sürdürdüm.

Memuriyetimde ve özellikle de müfettiş olarak görev yapmaya başladıktan sonra şartlar biraz zorlaşmasına rağmen dini yaşamı ikinci plana itmemeye çalıştım. 28 Şubat’ın şiddetli zamanlarında bile namazımı aksatmamaya, inançlarımı, değerlerimi temsil etmekte bir korku, çekince, endişe içine düşmemeye çalıştım. 28 Şubat sürecinde kamu kurum ve kuruluşlarında başörtü zulmü yaygın bir şekilde işlenirken endişeye kapılmadan o insanların haklarını zalim idarecilere karşı savundum. O yüzden o günlerde ismi ‘Batı Çalışma Grubu’ olan gruba mensup bir subay tarafından bağlı bulunduğum bakanlığa şikayet edildim. Soruşturma geçirdim ve takipsizlik aldım. Sonra teftiş kurulu başkanı olarak bakanlık yüksek disiplin kuruluna üye olarak katıldım. Başörtü nedeniyle haklarında “görevden çıkarılma” cezası verilen personelin dosyaları bizi beklemekteydi. Orada da o personelle ilgili tüm ceza taleplerini iptal ettirmeye kurul olarak muvaffak olduk.

2003 yılında bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı’na atandım ve dolayısıyla hem siyaset kurumunu ve hem de bürokrasiyi yakinen izleme imkanım oldu. AKP iktidarının başında gördüm ki, kamuda çalışan büyük bir muhafazakar kesim iktidar imkanlarından yararlanma konusunda bayağı iştahlı. Bu iştah ve arzunun onları ahlaken nerelere savuracağını, siyasetin acımasız dişlileri arasında nasıl kimliklerinden soyunacaklarını tahmin etmek güç değildi. Bu düşünce ve endişe uykularımı kaçırıyordu. Bürokrasideki arkadaşlarla birlikte kısmı bir sivil örgütlenme temin edip, siyasetten gelebilecek salvolar karşısında bir dayanışma sağlayabilelim diye ilk önce bir vakıf ve daha sonra da kurduğumuz bir derneğin çatısı altında toplanarak birbirimize hakkı ve hukuku tavsiye ederek siyasetin zorbalıklarına karşı birbirimize destek vermeyi hedefledik.

Ancak bir süre sonra gördük ki, İstanbul’dan bürokrasiye transfer edilip Ankara’ya gelen ekip hukuksuz bir pazarlama ahlakı edinmiş ve bir zamanlar belediye imkanlarından nemalan kesim şimdi genel yönetimin rant kaynaklarından yararlanmak için fırsat kollamakta. Bu maksatla yavaş yavaş kendileriyle birlikte görev yapan Ankara menşeli bürokratları da etkilemeye ve kendilerine benzetmeye çalışmaktalar. İlk önce mevki, makam veriyorlar, sonra onunla tehdit ederek bulundukları makamlardan ekonomik imkanlar devşirmeye çalışıyorlardı. Onlara bu imkan kapılarını açanları daha üst mevkilere doğru yükseltirken, aksi davrananları ise bir kulp bularak sistemin dışına itiyorlardı.

Bunun tehlikeli bir menzile doğru seyrettiğini ve namuslu, dürüst bildiğimiz o kadar arkadaşımızın bu acımasız dişlilerin çarkına düştüğünü fark ettiğimizde dernekteki arkadaşlarımızla birlikte bir interaktif dini eğitim programı planladık ve realize ettik. Yetkin bir arkadaşımızın riyasetinde yaklaşık altı yıl süren bir eğitimi kesintisiz sürdürdük. Dini telkine hepimizin ihtiyacı vardı. Biz talep ettik, Allah da karşılık verdi. Bütün umudumuz dini telkin, uyarı ve iyi uygulamalarla, temsillerle arkadaşlarımızın savrulmasının önüne geçmekti. Ne yazık ki, pek başarılı olduğumuz söylenemez. Çünkü iktidar öyle bir çekim alanı oluşturmuştu ki, kolay kolay uzak kalınamıyordu. Gözlerimizin önünde nice arkadaşlarımızın ayaklarının kaydığına şahitlik ettik.

Yıllar geçtikçe ve Ak Parti “mutlak iktidar” pozisyonuna erişince neredeyse her kurum ve kuruluş şirazesinden çıkmaya, kamu düzeni laçkalaşmaya, ehliyet ve liyakat gözetimi zayıflamaya, ahbap-çavuş ilişkisinin yoğunlaşmasıyla birlikte nepotizm kamunun seçici kriteri haline gelmeye başladı.

Ak Parti iktidarının iflah olmaz bir turnikeye girdiğine tam olarak kanaat getirince de emekliye ayrılıp sivil girişimlerde bulunmak için inisiyatifler almaya çalıştım. Bu sebeple az çok faydalı olabileceğini tahmin ettiğim onlarca düşünce ve kanaat önderinin kapısını çalıp derdimi onlarla paylaştım, eğer zamanında bir inisiyatif alamayacak olursak geri dönülmez bir çıkmaza girebileceğimize dair düşüncelerimi ileterek onları müşterek çalışmaya davet ettim. Orada da beklentilerime bir karşılık bulamadım. Ve bir süre sonra ülke bir 15 Temmuz felaketi yaşadı. Seslendirdiğim endişe gerçekleşmişti. Çünkü o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi kalmadı. İktidar gün geçtikçe otoriterleşti ve hukuktan uzaklaştı. Ondan önce kabuklarına çekilen veya localarda oturup gelişmeleri izleyenler evlerine kapanıp TV’lerinin başına geçiyorlardı.

Sağ muhafazakar cenahta Ak Parti dışındaki muhaliflerin sesi soluğu iyice kesildi. Sol Kemalist cepheyle birlikte CHP ise, iki sağ grup arasındaki ihtilaftan hoşnut olarak kendi paylarına düşecek çıkara odaklandılar. Yani, siyaset kurumu da topyekûn bir tefessüh dönemine girdi.

Muhafazakar mahallede sesi duyulan çok az insan kalmıştı. O şartlarda halen mahallede oturup da Ak Parti’ye muhalif olmak kolay değildi. Ellili yaşlarını geçmiş kişilerin saf değiştirmeleri ise iyice zordu. Buna rağmen yine de 2020’lere doğru siyasal rejim nispeten biraz izin verince tekrar inisiyatif almak için çalışmalar başlattık. Çünkü halen siyaseten bu kör kuyudan çıkmak mümkün görünüyordu.

Bir daha şahit olduk ki, insan kumaşımızdan yeni bir elbise çıkarmak imkansız denilecek kadar zordur.

O arada mahallede Ak Parti’den ayrılan bazı arkadaşlar da yeni partiler kurdular. Siyaset pazarına iddialı çıktılar ama onlar da iktidarın inşa ettiği sosyal ve siyasal bariyeri aşamadılar. Aşamayacakları da baştan belliydi. Çünkü yeni bir siyaset paradigması geliştiremeyerek var olan siyasal mahalleye benzer gece kondular inşa ettiler.

Meselenin artık bir beka sorunu olduğunu düşünerek karşı mahalle olarak konumlanan kesimlere ulaşmaya, onlarla asgari müştereklikler üzerinde ortak bir temel oluşturma imkanını yoklamaya çalıştık. Orada da gördüğümüz manzara, sanki bu coğrafyada asırlarca süren bir medeniyet yaşanmamış, yokmuş gibi bir anlayışa, ideolojik yaklaşıma sahip olduklarıydı. Meselenin sadece Ak Parti iktidarının hakka ve hukuka istinat etmeyen politikalarından ibaret olmadığını, köklerinin daha derinlerde olduğunu yana yakıla izah etmemize rağmen bu çabanın da bir fayda getirmediğini yaşayarak gözlemledik.

Bu kadar yaşanmışlıktan, tecrübeden sonra bir grup arkadaşla baş başa verip şu kanaate vardık:

Ne iktidar ve ne de diğer toplumsal muhalefet kesimlerinin Türkiye’yi yok oluşa sürükleyen bu mahut gidişata derman olmayacakları aynel yakîn derecesinde belli oldu. İktidarın akıldan, nakilden, hikmetten, meşruiyetten mahrum politikalarıyla muhaliflerin Türkiye gerçekliğinden yoksun ve halen eski geleneği, kültürü, ahlakı sürdürmeye niyetli, azimli görünen muhalefeti arasında sıkışan siyaseti yeniden ıslah, tadil ve tashih görevinin bize düştüğünü görüp tekrar maziye gidip, unutulan irfan lambasıyla hakikat yolculuğu yapmaya niyetlendik.

Üzerinde yaşadığımız Anadolu coğrafyası bir medeniyetler yatağıdır. Bu topraklarda pergelin sivri ucunu hakikatin merkezine yerleştirip diğer ucuyla yaşanmış tüm medeniyet, sistem, tecrübe ve deneyimlerin üzerinde dolaştırarak yeni bir siyaset nüvesi inşa etmek mümkündür. Bu inşa ameliyesinde birincil referansımız halkımızın büyük çoğunluğunun mensubu bulunduğu medeniyet, ikincisi, insanoğlunun bugüne kadar ürettiği, tecrübe ettiği, deneyimlediği ve sonucunda fayda, hayır hasıl ettiği sosyal, siyasal sistemlerdir. Yani insanoğlunun ortak malı olan evrensel değerler.

Bu çalışmadaki temel amacımız, Ak Parti iktidarına değil, müesses nizama, mevcut siyasal ve sosyal geleneğe, kültüre, ahlaka ve sisteme alternatif yeni bir anlayışın tohumlarını medeniyetlerin neşvünema bulduğu Anadolu topraklarına serpmektir.

Eskinin bir fayda hasıl etmediği artık kör göze parmak misali berraklık kazanmış, eskimiş, köhnemiş, kokuşmuş bu düzenin sağını solunu yamayarak inatla sürdürmenin bir anlamı kalmamıştır. Eski siyaset tarzını siyasetin arkeolojik kalıntıları olarak tarihin çöplüğüne atacağız. Alan temizliğinden sonra Anadolu irfanının mahsulü olan tohumlarla tekrar bu mümbit topraklarda yeşerteceğiz inşallah.

“Eski hâl muhal; ya yeni hâl veya izmihlâl

İzmihlali yaşamak istemiyorsak, eskileri çöp sepetine atıp, yeni şeyleri konuşma zamanıdır diyerek Bismillah diyeceğiz inşallah.

Siyaset; bizim için değil, insanlarımızın ve insanlığın kararan geleceği için zorunlu bir uğraştır…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept