Demek ki Ahlak Neymiş?

by Fahrettin Dağlı

ABD’de patlayan Epstein arşivi batı dünyasında bir kanalizasyon taşması tesiri uyandırdı. Sosyal medyada her rastladığımda gayri ihtiyari olarak gözlerimi kapatma ihtiyacı duyuyorum. Ortalığa saçılanlar, bir egemen gücün dünyaya hakim olmak için nasıl insanlık dışı uygulamalara başvuracağını bize bir daha gösterdi. Haktan, hukuktan, ahlaktan uzaklaşmış azgın bir topluluğun nasıl bir vahşilik, yamyamlık derekesine düşebileceği, Pompei halkını hatırlatacak bir tefessüh halini yaşayabileceği bir kere daha ispatlandı.

Epstein rezaleti şu hakikati tekrar gündemimize taşıdı: “Ahlak” kavramı mevzu olduğunda seküler çevre dindar muhafazakar kesimi genellikle cinsellik konusundaki zaaflarıyla itham ediyor. Suçlayıcı bir dille bu kesimin akıllarına ahlak söz konusu olduğunda hemen cinselliğin geldiğini, halbuki evrensel değerlerin daha makro düzeyde bir ahlaki anlayışı öncelediğini ifade ediyorlar.

İşte Epstein rezaleti bir de şu gerçeğin altının çizilmesini sağlamıştır: “Evrensel değerler dediğimiz genel ahlak anlayışı bugün insanın vicdani duygularından neşet eden metafizik bir anlayıştan yoksundur. İnsanlığın ortak birikiminden kaynaklanan, ortak akılla şekillenen ve bugüne kadar insanlığın ortak menfaatini gözeten yazılı olmayan bir kanunlar manzumesi olarak kabul ettiğimiz bu değerlerin en fazla neşvünema bulduğu düşünülen ABD’de toplumun elitlerinin bu müessif olayların baş failleri olması düşündürücüdür. Bu tür olaylar İslam toplumlarında yaşanmaz mı? Elbette insanın var olduğu her yerde her türlü vakanın yaşanma ihtimali vardır. Ancak dinin büyük günahlardan saydığı ve sadece ahiret inancının frenleyebildiği zina evrensel ahlakın yasal düzenlemeleri içinde yer almaz, vicdani etkileri de toplumsal bir sonuç üretmez. Metafizik bir bakışın yer almadığı toplum yapılarında er ya da geç böyle kanalizasyon taşmalarıyla karşılaşmak mukadderdir.

Hz. Ali’nin Sıffın’da Muaviye’nin askerlerinin mızraklarının uçlarına Mushaf takmaları üzerine savaştan çekilen taraftarlarına yönelik sarfettiği veciz ifade akla geliyor. “Kendisiyle batıl kastedilen hak söz”, gerçekliğin yanıltıcı bir biçimde masum görünmesini sağlayan durumdur. Hz. Ali’nin ifadesine göre, hak ile batılın karışması, doğruyu arayanların yoldan sapmasına neden olur. Bu, özellikle dinin siyasetin manipülasyon aracı haline gelmesiyle ortaya çıkar. Gerçek hak, batıla karıştığında gizlenir; bu yüzden hakikat bilinçli bir şekilde batıldan ayırt edilmeli ve ahlaki temellere dayanmalıdır.

Yani, hakikat manipüle edilerek insan neslinin korunmasına dair hükmün bilinçli veya bilinçsizce önemsiz kılınması veya önemsiz bir sıralamada sayılmasıdır.

Seküler kesimin böyle düşünmesinde sağ muhafazakar cenahın uygulamalarının, politikalarının bir etkisi yok mu? Elbette var. Ben bunlara zıtların çatışması diyorum. Ne yazık ki, kendilerini dindar kabul eden kesim bir taraftan en azından sözel olarak cinsellikle ilgili hususlara her şeyden çok önem verdiklerini gösteriyor, diğer taraftan da temel insan hakları mevzuundaki ilgisiz, lakayt davranışlarını inkarı kabil olmayan bir gerçek olarak ortaya koyuyorlar. Halbuki İslam hukuk anlayışında kul haklarının birbirine geçmesiyle ilgili muamelat hukuku / ahlakı çok önemlidir.

İnsanlığın yaratılışından bugüne kadar var olan en çirkin, en rezil fiilin cinsellikle ilgili suçlar olduğu bir gerçek. İnsanlığın atası Hz. Âdem ve Havva bu fiilleri nedeniyle cennetten çıkarılmışlardır. Buradan insanın en büyük zaafının ve şeytanın bu zaafa yönelik en büyük tuzağının cinsellikle ilgili filler olduğunu anlıyoruz. Toplumun dindar muhafazakar kesimine ahlak eleştirisi getirenler kendi zaviyelerinden “zina” fiilinin büyütülecek bir tarafını görmeyebilirler. Ancak olaya sadece kendi ideolojik yargılarıyla bakmayıp, karşı tarafın inançlarına, düşüncelerine, kabullerine odaklanıp empati yapabilseler, bu fiillerin onlar açısından nasıl büyük bir günah olduğunu anlayabilirler.

İslam’da korunması gereken beş temel değer; can, akıl, din, mal ve neslin (nesil /nesep / namus) korunmasıdır. Bu ilkeler, İslam hukukunda temel korunacak alanları belirler. Neslin korunması, aile yapısını ve toplumsal moral yapıyı koruma amacını taşır. Bu beş prensip, İslami düşünce dünyasında adalet, güvenlik ve ahlaki bütünlük için temel oluşturur. Buradaki temel saik, iki çiftin meşru / hukuki bir akitle (nikah) bir araya gelmeleri ve dolayısıyla doğacak çocukların anne ve babalarının belli olmasını hedefler.

Zina, neslin karışmasına sebep olmak suretiyle nesli ve zürriyet mefhumunu yok eder. Zina, çoğu kere doğan veya doğacak olan çocukların öldürülmeleri veya yaşayanların da soylarının bilinmemesi ile sonuçlanan çok kötü bir yoldur.

Bu gibi ağır sonuçları olan bir suç olduğundan hem büyük günahlardan sayılmış hem de bu fiili işleyenlere ağır cezalar öngörülmüştür.

Elbette ahlak sadece “apış arasıyla” sınırlı değildir. İslam hukuk anlayışında ahlakla ilgili yüzlerce hüküm var. Diğer hak ve hukuklar ne kadar önemli olursa olsun bunlar cinsellikle ilgili suçları önemli addetmemize mani değildir.

Epstein olayı da bu hakikati açık bir şekilde tekrar bize hatırlatmıştır. Şeytan nasıl insanın atası Adem’in cennetten sürgün edilmesini cinsellik üzerinden gerçekleştirmişse şeytanın bugünkü insi türü de aynı yöntemle insanın bu zaafı üzerinden ülke yöneticilerini, elitlerini, sanatçılarını, varlık sahiplerini ağlarına düşürerek dünya üzerinde bir hakimiyet kurmaya hedeflemektedirler.

Epstein olayı bir başka hakikati daha tekrar gündemlerimize getirtmiştir. O da Siyon önderlerinin tarihsel emeli olan dünya hakimiyeti ütopyasının halen cari olduğudur, Epstein denilen çete reisinin MOSSAD ile çalıştığıdır. Bir defa örgütsel bir yapıyla çalıştığı muhakkak. Aksi taktirde neden bu kadar ilişkilere girmiş ve arşiv oluşturmuş olsun.

Malum, Kur’an’da Adem’in yaratılışıyla ilgili Allah ile şeytan arasında geçen diyalog şöyledir:

Şeytan dedi ki: “Bundan böyle benim sapmama izin vermene karşılık, ant içerim ki, ben de onları (insanı) saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.

Allah buyurdu: “Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!” (A’raf:16-18)

Evet, şeytan vazifesini ifa etmeye devam ediyor. İnsi askerleri dünyada kol geziyorlar. Kendileri dışındaki toplumların yöneticileri, elit kesimlerini ağlarına düşürüp toplumları içeriden çökertmeye çalışıyorlar. Ona asker olanlara, yolundan gidenlere, emrine amade olanlara veyl olsun.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept