Ülkede Büyük Bir Hakikat Yıkımı Var

by Fahrettin Dağlı

İktidar mensupları, onları müslümanlık aşkıyla destekleyenler veya yeterli düzeyde düşünebilme / tefekkür edebilme kabiliyetinden yoksun olanlar söylediklerimi / söyleyeceklerimi mübalağa veya bir tık ilerisi Ak Parti karşıtlığına, düşmanlığına yorabilirler. Varsınlar yorsunlar, sadece günahlarımı hafifletirler. Buradan bir daha tekrarlıyorum: Akleden, düşünen bir insan olarak kişilere, kurumlara kin ve nefret beslemenin doğru olmadığını bilen bir insanım. Varsa bir kinim ve nefretim, her türlü hukuksuzluğa ve ahlaksızlığadır. Bunları kim icra ediyorsa kimliğine, ırkına, partisine, cemaatine, tarikatına, aşiretine, meşrebine, inancına bakmadan karşı çıkarım, aynı şekilde bunların zulmüne maruz kalan mazlumun da yanında olur, hakkını savunurum. Bu hissiyatım hukuk anlayışımdan, ahlakımdan ve herhalde biraz da karakterimden kaynaklanıyor.

Şimdi gelelim bugün altı çizilecek olan bir hakikate…

Türkiye’de Müslümanlık iddiasındaki büyük çoğunluk özellikle son on yılda inançlarından kaynaklanan hakikati, ahlakı, doğruluğu, dürüstlüğü, adil olmayı politikaya, partiye kurban verdiler. “Önce hakikat bilgisi mi, yoksa partinin / iktidarın geleceği mi?” tercihi karşısında iktidarın geleceğini öncelediler.

Ak Parti iktidarı dışında bir alternatifin olamayacağı gibi batıl bir kanaate vardılar. Batıl diyorum, çünkü yeryüzünde hiçbir şey gösteremeyiz ki, bir alternatifi olmasın. Şimdi aklı evveller hemen “peki, sizce alternatif nedir veya var mı?” diye soracaklar.

Onlara peşinen cevabım; siz ilk önce batıl olanı, hakka, hukuka, ahlaka uygun olmayanı ret edin, itiraz edin, zihninizdeki ezberleri silin, atın! Ona “la” (Hayır) demedikçe yerine geçebilecek bir hakikat arayışına giremezseniz. Meşhur ifadedir; “Bulanlar arayanlardır.” Siz var olanla iktifa edip, daha hayırlı, daha iyi bir alternatifin var olabileceği ihtimaline erişmeden bir arama cehdi içine giremezsiniz. Onun için de bu tür izahlarıma peşinen; “Var mı bir alternatifiniz?” diye karşılık verirsiniz. Bu zihinsel çürüme mevcut oldukça ben size meleği işaret etsem bile siz yine bir mazeret ileri sürüp kabul etmeyeceksiniz. İnsanlık tarihi bu gibi durumların onlarca, yüzlerce örneğine tanıktır.

Burada kaç defa tekrarladım ve önemine binaen bir daha tekrarlıyorum. Okuduklarım, bildiklerim üzerinden şunu rahatlıkla ifade edebilirim: Cumhuriyet tarihinde dini anlayışın bu derece bozulmaya, itibarsızlaşmaya maruz kaldığı bir dönemi hatırlamıyorum, bilmiyorum. Dini değerler, siyasetin bir aparatı haline getirilerek tahrife uğratılmıştır. Dini alan, iktidarın arka bahçeleri olarak tavsif edebileceğimiz bir takım tarikat, cemaat, gurup ve nevzuhur hocalara ihale edilmiştir. Zamanın ruhunu okuyamayan, bu anlamda bir bilgiye, irfana sahip olamayan, insanlığın eriştiği bilgi çağından kopuk, evrensel dünyanın baş döndürücü değişimine bigâne kalan, eskiyi tekrar eden, dinin temel değerlerini temiz bir akılla okumayan, algılamayan, yorumlayamayan, birleştirici değil, ayrıştırıcı bir dil ve üslubun hakim olduğu bir dinî alan oluşmuştur.

Müslümanlık iddiasındaki bu insanların temel bir sapması da dini olanla, milli, geleneksel olanı ayrıştıramaması ve dolayısıyla milli saydıkları çoğu şeye kutsallık atfetmeleri ve dinin birer cüzü olarak görmeleridir. Milli olanın ne olabileceği sorusuna verilecek cevap ayrı bir tartışma mevzudur.

Ve ne hazın bir akıbet ki, dini anlayışın bu kadar tahrip / tahrif edildiği, maksadından uzaklaştırıldığı, dini değerlerin ve dindarlığın itibarsızlaştırıldığı, insanların ve özellikle gençlerin fevç fevç dinden uzaklaştıkları, din dışı bazı felsefi inanışlara kaçtıkları ve sığındıkları bir dönemde sözüm ona dindarlık iddiasındaki mahalle sakinlerinin halen büyük çoğunluğu dini yaşamlarıyla ilgili endişelerle mevcut iktidarın arkasında durmaktadırlar. İşte kahredici gerçekte budur. Bu gerçeği görmek, akletmek için de çok derin düşünmeye ihtiyaç yoktur.

Mevcut iktidar aktörleri, yönetimleriyle ilgili hususlarda başarısız olduklarından dolayı bu dönemde politikalarını daha yoğun bir şekilde dini değerlerin istismarı üzerine inşa ettiler. Kendilerini dindarların yegâne teminatı olarak kabul ettirdiler. Hâşâ sümme hâşâ “biz varsak siz varsınız, biz gidersek ortada ne din ne iman kalır” gibi bir anlayışı inşa ettiler. Bu durum insanlık tarihi açısından sadece bugünün meselesi de değildir. İnandık, iman ettik iddiasında bulunan müslümanlar insanlığa indirilen Kitap üzerinde biraz tefekkür edebilseler, akledebilseler bu gerçeği görebilir, idrak edebilirler.

Mevzu ettiğimiz hususla ilgili sonuç cümleleri olarak şunu söyleyebilirim: Vallahi de, billahi de bu iktidarın politikaları dini değerlere zarar veriyor, itibarsızlaştırıyor. Bu anlamda cumhuriyet tarihinin en tahripkâr politikasını icra ediyorlar. Siyasetin vesayeti altına giren dini alanın uğrayacağı yıkım neyse bugün bu ülkede de bu açık bir şekilde yaşanıyor. Gelin, bu vebalin altına girmeyin. İnsanca, mümince yaşayabileceğimiz bir yönetimi inşa edebilme imkanına sahibiz. Yeter ki, niyet edelim ve o niyete uygun bir eylem ortaya koyalım…

Garantici bir ruh hali müslümanlara yakışan bir hal değildir. Bir zulme itiraz etmek için lazım olan, önce bu itirazın kendi uhdesine düşen bir görev olduğunu bilmek ve bu konuda Allah’a bütün kalbiyle güvenmektir. Önce bugünkü vazifesini yapar, zulme itirazını yapabildiği en doğru şekilde, hiçbir şeyden korkmadan yerine getirir, sonra ortaya çıkan şartların şekillendirmesine göre akledebildiği en doğru kararı verir. Yani mevcut olanı her durumda kabul etmek, gözünün önüne dört başı mamur bir yeni ihtimal gelmedikçe zulme itiraz edememek Allah’a değil, şartlara güvenmek anlamına gelir. Bu yüzden içine düşülen çaresizliğin sebebini kendimizde aramalı, Allah’a olan itimadımızı tazeleyerek ataleti üzerimizden atmalıyız.

Bunları Okudunuz Mu?

1 yorum

Şahin Üregen 6 Ağustos 2023 - 18:38

Garantici ruh hali, burjuva zihniyetini ruh halidir. Hep benim olsun hep bende kalsın, hep varlıklar içinde olayım zihni burjuva zihnidir.
Evetci zihniyetten, olana hep evet diyen zihinden yeni bir şey çıkmaz, o zihin tembel zihindir. Yerinde Sayan zihindir ezberci zihindir. Yeniyi arayan zihin ezberci zihin olmamalıdır, olana olumsuzlama ile bakmak ve o yönde değerlendirmeye girmekle yeniye kapı açılabilir.
Ve ezberci zihin yerinde kalan, kendisinden başkasının, bulunduğu mevkiyi idare edemeyeceğini düşünen kişiler yaratır. Benlik öyle gelişmiştir ki kendisinden başka o işi yapacak, o makamda oturacak başka birileri yoktur, onun için toplumlar yerinde sayıyor. Kişilerde zihnine kolay geldiği için aynen kabul ediyor kollektif akla hizmet ediliyor ya kaostan kurtulamıyoruz.
Yenilik için, kişilerin de kendilerini tarafsızca görmeleri eylemlerinin aynasında kendilerini görmeleri ve değerlendirmeleri en önemli kıstastır…
Sevgilerimle selamlıyorum…

Cevapla

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept