Lord Acton mealen “İktidar bozar; mutlak iktidar mutlaka bozar.” demiş. Bu tespit bir tarih tecrübesinin ürünüdür. Peki, her iktidar veya mutlak iktidarı bekleyen akibet bu mu? Tarih, nadir istisnalar dışında böyle akibetleri çoklukla nakleder.
Malum, insanoğlunun en yaman sınav konusu, güç, iktidar, mal/servettir. Bunlarla sınanıp bozulmayan çok az insan vardır herhalde. İktidar gücü, insanın aklını başından alıyor. Hükmettiği beşeri ve mali güç ona sınırsız hareket edebilme iştahı kazandırıyor. Binlerce/milyonlarca insanın kendilerine tabasbus etmeleri onların enelerini/benliklerini şişiriyor. Ve bir süre sonra çevresinde sadece saray dalkavukları kalıyor. Onlar da işi biraz daha ileri götürerek ona tanrısal bir güç atfetmeye başlarlar. Yani, ayağının altındaki halıyı çaktırmadan çekerler. Boşluğa düşen muktedir kendini nirvanaya çıktı zanneder. Gerçekten kendisinde olağanüstü bir halin tezahür ettiğine inanır. Seçilmiş kutsal bir kişi olduğu kanaati belirir. Özel görevlendirilmiş elçi gibi görür. İşte bu da “Mutlak İktidar” konumudur ki, bu durum, kişinin nefsini rab edinmesi aşamasıdır. Her sözünün bir ayet hükmünde olduğu gibi bir zehaba kapılmasıdır. Tahakkum ettiği toplumu hor, hakir ve güdülecek sürü olarak görmeye başlamasıdır. Bu hal, insanoğlunun düşebileceği en kötü derekelerden biridir.
Peki, bozulmamanın bir çaresi yok mu?
Elbette var.
Bugün batı toplumları iktidar gücünü denge denetim mekanizmalarıyla sınırlamışlar.İktidar erkinin nefsini ilahlaştırmasına fırsat bırakmamışlar. “Dolayısıyla ben yaptım oldu” olmuyor. Ve onun için bugün biraz da iç çekerek, Alman Başbakanı Merkel, Yeni Zelanda Başbakanı Ardern’i ve diğerlerinin yöneticilik örnekliklerini paylaşarak neden İslam ülkelerinde böyle bir numune-i imtisale tanıklık etmiyoruz diye hayıflanıyoruz.
Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz; iktidar veya mutlak iktidarın bozma riskine karşı alınabilecek en güçlü koruma, yönetenlerin yönetim iştahalarının sınırlarını belirleyecek, keyfi uygulamalara fırsat vermeyecek ve onları aştıkları taktirde hukuki müeyyidelerle karşılaşabilecekleri inancını pekiştiren denge ve denetim mekanizmalarının güçlü bir şekilde tesis edilmesidir.