SIFIR SORUN SLOGANI İLE ÇIKILAN YOLDA FIRTINAYA TUTULMAK

by Fahrettin Dağlı
Bir şirketi yönetirken bile ara ara veya yılsonunda mali müşavirleriniz bilançonuzu, mali tablolarınızı çıkarırlar; önünüze koyarlar. Siz de şirket yönetimi ile toplanıp geleceğe dair planlamalar yaparsınız; kar-zarar muhasebesini yapıp, yanlışlardan / hatalardan dönme ve yeni atılımlar için tasavvur geliştirirsiniz; faaliyet alanınızla ilgili yol haritanızı gözden geçirir, gerekiyorsa yeni bir yol haritası belirlersiniz.
Şirket yönetiminde bile bu süreçler bu kadar önemliyken bir devleti yönetirken yönetimin süreçleri daha bir önem arzetmesi gerekmez mi? Elbette daha da önemlidir. Birinde kaybederseniz, sadece şahsınız veya varsa ortaklarınız zarar eder. Bir bakıma “kendim oynadım; kendim kaybettim” deyip geçersiniz. Ancak devlet yönetimi öyle değil. Yaptığınız yanlışların bedelini koca bir toplum öder. Dolayısıyla büyük vebal altına girmiş olursunuz.
Peki, hiç yanlış yapmamak gibi bir imkan olmadığına göre en az yanlışla/hatayla toplumu yönetmenin yolu yok mudur?
Aslında, gerek inandığınızı iddia ettiğiniz dinimiz gerekse bugün uyguladığınızı iddia ettiğiniz demokratik değerlerde bunların neler olduğu tadat edilmiştir. Bunlardan birincisi istişare müessesesidir. Demokratik sistemdeki karşılığı yasama meclisidir. Bütün meselelerinizi bu meclise getirip halkın temsilcilerinin görüşüne sunmaktır.
Burada ne yapılmış oluyor?
Oluşturulacak her görüş, hüküm ve karara dolaylı olarak halkın katılımı sağlanmış oluyor. Dolayısıyla bu karar halkın katılımı ile alındığı için sonucundan da herkes aynı oranda sorumludur. Böylece idareciler kendi üzerlerindeki vebali paylaştırmış olurlar.
İkincisi ise ehliyet ve liyakat meselesidir. Peygamberde olsa hiçbir lider, önder, tek başına bir toplumun tüm problemlerini teşhis edip tedavi edemez. İdareyi taksim ederek her bir alanın mesuliyetini/sorumluluğunu o alanla ilgili ehliyet ve liyakatini teberrüz ettirmiş birilerine emanet eder ve inisiyatif verir. Eğer isabet etmişse tayin edilen kişi de kendine bağlı olarak görev yapacak olanları aynı hassasiyetle seçer ve inisiyatif alanlarını belirler. Böylece bir fabrikanın entegre tesislerinin uyum içerisinde çalışıp üretimde bulunmaları gibi devletin işleme mekanizması da tıkır tıkır işler. Bir sıkıntı ve/veya arıza ile karşılaşıldığında ilgili istişare kurulları toplanır meseleyi sürüncemede bırakmadan çözerler.
Üçüncüsü ise, denge ve denetim kurumlarının kendilerinden beklenen işlevi yasalar bağlamında tarafsız/özgür bir şekilde yerine getirmeleridir. Çıkacak problemleri önceden tespit edip çözmeyi; yanlıştan dönmeyi ve görevinde ihmal gösterenleri uyarmayı veya yenilenmelerinin önünü açmaktır.
Bu genel girişi yaptıktan sonra asıl meseleye gelelim.
Ak Parti 2002 Kasım’ında iktidar olduğunda, dış politikaya dair en önemli sloganı komşularla “sıfır sorun” iddiası idi. İktidarlarının ilk yıllarında gözlemlenebilir bir gelişme gösterdiler. Hatta Suriye ile o kadar yakınlaştılar ki, “Ortak Bakanlar Kurulu Toplantısı” yapmaya kadar vardı…Ülkesini seven herkesi heyecanlandıran gelişmelerdi bunlar.
Şimdi gelelim dananın kuyruğunun nerede koptuğuna? Her vesile ile ifade etmeye çalıştığım bir insani problem burada da devreye girdi. Emperyal güçler, kontrol ettikleri veya nüfuz edebildikleri ülkelerin yönetimlerinde bulunan politik aktörlerin güçlerini, zaaflarını ölçerler, biçerler; kendilerini izlerler; nelerde zaaflarının olduğunu tespit etmeye çalışılar. Özellikle ABD entelijansiyası bu konuda çok gelişmiş teknik ölçümlere sahiptirler.
Evet, kanaatim o ki, Türkiye’nin AB ile ortaklık iradesi yanında bölge ülkeleriyle giriştikleri yakınlaşmadan rahatsız olan bu entelijansiya devreye girerek, ülke yöneticilerinin zaafları üzerinden plan ve projeler geliştirdiler. İşte tam da bu aşamada ABD, Büyük Orta-Doğu Projesini (BOP) ortaya attı. Tabir caizse “bölgenin ortağı benim ve Türkiye’de yardımcımdır” der gibi… Ve Türkiye’yi yöneten siyasi akıl da bundan kendine pay çıkararak; “Malum projenin eş başkanıyım” diye gurur vesilesi kıldı.
Aslında burada bizimkilere ihsas edilen fikir şu; “Biz bu bölgenin daimi bekçisi değiliz; sizler bölgenin Avrupa’ya açılan bir kapısı ve aynı zamanda demokrasi ile yönetilen örnek ülkelerden birisiniz. Avrupa ile Ortadoğu arasında bir köprüsünüz. Bölge ülkelerini kendi yapınıza göre dönüştürün. Beraber bölgeye yeniden çeki düzen verelim ve sonradan ağabey ülke olarak bölgeyi size emanet edeceğiz.” Senaryonun böyle şekillendiği kanaatindeyim. Zaaf işlemeye başladı. İktidara Türkiye yönetimi yetmedi, bir de bölge ülkelerinin liderliği rolünü oynamaya başlayacağız. Yani bölgenin küçük Amerika’sı olacağız.
Ve sonradan “Arap Baharı” diye isimlendirilen fitillemeyle bölge karıştı. İhvan hareketi bölgede hareketlendi ve isyana iştirak etti. BOP eş başkanı sıfatıyla bu yeni bölge düzeninde inisiyatif almaya çalıştık. Burada bölge halklarının barış ve güvenliğinden çok, bölgede hakimiyet kurmanın senaryolarında rol almayı tercih ettik. Neticede, “Arap Baharı” söylemi ile çıkılan yolun sonunda bölge ülkeleri fırtına ve tipiye tutuldular. Bütün dengeler alt-üst oldu. Bölgenin hassas noktaları tekrar kaşındı ve barış müjdeleri verilen bölge halkları birbirlerine düştüler. Coğrafya çatışma alanına döndü ve biz de bu çatışmalarda taraf olduk. Şunun hesabını ne kadar yaptık bilemiyorum; “ABD’si, Rusya’sı bir gün çıkıp gidecekler ve bizler bu komşularımızla; bölge halklarıyla baş başa kalacağız. Onun için de akıllı davranalım; muhasebe ve murakabemizi en üst seviyede canlı/diri tutalım.”
İşte bu noktada iplerin koptuğu kanaatindeyim. Türkiye’deki rejim değişikliğiyle birlikte bir bakıma yasama meclisi de devre dışı bırakıldı. Karar alma süreçleriyle ilgili çok önemli fiili durumlar ortaya çıktı. Artık meclis veya yürütme organı olan Bakanlar Kurulu yerine Başkan ve dar çevresi ülkenin temel meseleleri ile ilgili kararlar alıp icra etmeye başladılar. Süreçlerin tabiatı gereği istişare kurullarında görüşülmeden alınan kararların çoğunda isabet edilmedi ve bugün alınan karardan ertesi gün vaz geçildi. Ülke yönetimi yaz-boz tahtasına döndü ne yazık ki…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept