İktisadi Kriz ve Hz. Yusuf Örneği

by Fahrettin Dağlı

Bugünlerde yaşadığımız yoksulluk ve dünyada gelecek için konuşulmakta olan gıda krizi bizleri ciddi ciddi düşündürmesi gerekir. Gelecekte yaşayacak nesiller için dünyayı daha mutlu yaşanabilir bir alem kılmak adına tedbirlerimizi bugünden almamız gerekmez mi?

Bugün bu ülkede ciddi bir ekonomik sıkıntı yaşanmaktadır. Bundan en fazla etkilenenler ise çocuklar ve gençlerdir. Özellikle yetersiz beslenme, ileride fiziksel ve psikolojik problemler olarak karşımıza çıkacaktır.

Geleceğimiz bugünkü siyasal iktidara kalmışsa Allah bizlere acısın, merhamet etsin. Onlar konforlu bir evrende keyifle yaşarken birkaç mil ötede evlerine üç ekmek götürmek için canhıraş kıvranan insanların varlığını düşünmekten uzaklar.

Bugün yaşadığımız bu trajedi ister istemez bizleri tarihin hatıralarına yolcu ediyor. İnsanlık benzer problemleri çok yaşadı. Geçmiş kavimlerin yaşadıklarından kendilerine ders ve tecrübe çıkaranlar gelmekte olan tufana karşı tedbirli olurlar. Planlarını, programlarını ona göre yaparlar.

Kur’an vahyi insanlık macerasının bölüm bölüm hulasalarını nakleder. Her kıssa sadece o ana dair bir hikâye nakli değildir. Gelecekte insanlığın karşılaşabileceği problemleri nasıl aşabileceklerinin anahtar çözümlerini verir. Ya bu pencereden probleme bakıp çözüm geliştirirsiniz ve yahut aklınızı kullanmazsınız, gelmekte olan tufanın altında kalıp çer-çöp olup selin önüne katılıp gidersiniz.

İşte bugün yaşadığımız ve muhtemelen önümüzdeki yıllarda daha kötüleri ile karşılaşabileceğimiz ihtimalleri de düşünerek bu gözle tekrar Hz. Yusuf’un Mısır Krallığı’ndaki Hazine vezirliği kıssası üzerinde tefekkür edip bugüne dair sonuçlar çıkaralım.

Malum, Allah Hz. Yusuf’un kıssasına 111 ayetlik müstakil bir sure ayırmış ve bunun maksadını da surenin 3. Ayetinde veriyor;

“(Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur’an’ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin.”

Uzun bir sure ve içinde onlarca hikmet barındıran vahiy demeti. Biz burada sadece mevzumuzla ilgili olan bölüme odaklanacağız.

Hz. Yusuf, bir insan hayatı için fevkalade olağan üstü sayılabilecek olayların yaşandığı bir hikâyenin baş aktörüdür. Farklı imtihan mevzularıyla karşılaştıktan sonra zindandayken dönemin Mısır Kral’ının rüyasını tabir ettiğinden dolayı Kral, bilgisinden yararlanmak üzere Onu yanına danışman olarak alır. O da Kral’a rüyayla haber verilen kıtlık yıllarında hazineyi / ekonomiyi yönetmek üzere kendisini Hazine Veziri olarak atamasını talep eder;

[“Beni ülkenin hazinelerine tayin et! Çünkü ben (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim” dedi.

Ve böylece Yusuf’a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Ve güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.] (Yusuf-55-56)

Unutmadan hemen altını çizmiş olalım. Kral gerçekten ehliyet ve liyakatten anlayan bir siyasetçi. Hz. Yusuf’un ehliyetini tecrübe eden kral onu tam yetkili olarak hazinenin başına tayin eder. Yani ona tam bir inisiyatif alanı açar. Niye özellikle bunun altını çizme ihtiyacı duydum. Çünkü bugün en çok sıkıntısını çektiğimiz bir mevzu olduğu için.

Burada ilginç olan bazı önemli detaylar var.

1- Hz. Yusuf, mevzu ile ilgili uzmanlığına ve Allah’ın yardım ve inayetine güvenerek böyle önemli bir göreve talip oluyor. Halbuki Hz. Peygamber, “görev istenmez, verilir” diye ifade buyuruyor. Ki kendisinden görev talep eden bir kısım arkadaş ve yakınlarının taleplerini geri çevirmiştir.

Peki, o zaman neden Hz. Yusuf kendisine görev verilmesi talebinde bulundu? İşte burada şu yorum yapılıyor; eğer bir mevzuda sizden daha iyi yapabilecek birinin bulunmadığına kanaat getiriyorsanız göreve talip olmada bir beis yoktur. Hz. Yusuf da hem sahip olduğu Peygamberlik fetaneti ve hem de Allah’ın yardım ve inayetinin kendisiyle olacağına dair kati inancıyla böyle bir talepte bulunmuştur. İşte burada şu ruhsatta çıkmaktadır; Müslümanların kurgulamadığı yönetimlerde, idari yapılarda bir Müslüman da görev alabilir. Bir Peygamber bile görev almıştır.

2- Hz. Yusuf, kraliyet sarayında görevliyken ne krallık ailesine ve çalışanlarına ne de idareyle işi olan halka inancını dayatmamıştır. Bir ön şart olarak ortaya koymamıştır. Halka adil ve eşit davranmıştır.

3- Kıtlık yıllarında ekonomik tedbirler kapsamında çok önemli stratejik planlar yapmıştır. Dev buğday siloları yaparak uzun süre dayanması için buğdayı başaklarından soymayarak öylece stoklamıştır. Yaşanan yedi yıllık kıtlık yıllarına rağmen Mısır halkı önemli bir sıkıntı yaşamazken, çevre halklar da buradan ekonomik yardım almışlardır.

4- Kıssanın bu bölümünden çıkardığımız diğer bir önemli sonuç; Hz. Yusuf, yürüttüğü başarılı kamu görevinden dolayı Mısır halkının ve diğer çevre halkların gönlünde taht kurmuştur. Onun Peygamberliğini tasdik etmeseler bile onu sevmişler ve itimat etmişlerdi.

103. Ayetle de Allah Hz. Yusuf’a;

“Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.” diye tesellide bulunmuştur.

Bundan da anlıyoruz ki, Hz. Yusuf da Hz. Muhammed (sav) gibi ümmetinin iman etmesini çok arzuluyordu. Onun için de çok çaba gösteriyordu. Ancak Allah Ona bir sünnetullahı hatırlatıyor; “Her türlü çabaya rağmen insanların çoğu yine de Senin dinine iman edecek değillerdir.”

“Halbuki sen bunun için (peygamberlik görevini îfa için) onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur’an, âlemler için ancak bir öğüttür.” (Yusuf: 104)

Yani, bir yönetici olarak yaptığın hizmetin karşılığı olarak onlardan hiçbir çıkar beklentin olmadığı halde yine da onlar inanmamakta direndiler.

Ve son ayet olan 111. Ayetle Allah, bu kıssaların akıl sahipleri için pek çok ibretler taşıdığını ifade ederek Sureyi tamamlıyor;

“Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur’an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.”

Her peygamber çağının insanının yaşadığı problemlerle mücehhez olarak gönderilmiştir. Peygamberler, insani ve toplumsal problemlere çözüm sunma kudretiyle teçhiz edilmişlerdir.

Dolayısıyla Peygamberlerin varisleri konumundaki alimlerin de bu çağın insanının problemleri üzerinde kafa yorup çözüm getirmeleri bir vecibedir.

Biliyorum bazı arkadaşlarım yine takılacaklar; “meseleyi yine dinin kaynaklarına müracaat ederek izah etmeye çalışmışsınız.” diye…

Evet, Kur’an’ın iddiası var; Din tamamlanmıştır. Kıyamet kopuncaya kadar da insanlığın karşılaştığı problemlere mikro düzeyde de olsa çözümün ipuçlarını biz insanlara haber vermiştir. Çağımız insanının mucizeye ihtiyacı yok. Aklın ve bilimin eriştiği merhale çoğu mevzuların tabi olduğu kanuniyetleri çözmüştür. Bundan sonra da yine aklın rehberliğinde ve vahyin ışığında insanlığın problemlerini çözme imkanı elbette vardır.

Beceriksiz siyasal yönetimin isabetsiz, başarısız politikaları sonucu gittikçe büyüme istidadı gösteren ekonomik yangını, felaketi, Hz. Yusuf kıssası üzerinden aklın ve bilimin rehberliğinde geliştirilecek çözümlemeler ve tedbirlerle söndürebiliriz. Bunu ilim, ahlak ve erdem sahibi bir siyasal ekip ve maiyetlerinde görevli ilim/bilim adamlarıyla teçhiz edilmiş bir siyasal örgüt bu büyük tehlikeyi en az zayiatla aşabilme kudretine erişebilir. Bu ülkenin bunu yapabilme kapasitesi, yeterli yetişmiş insan potansiyeli ve birikimi vardır. Yapılacak iş, ehliyet ve tecrübe sahibi bir önderin rehberliğinde bu potansiyel ve birikimin başarılı bir organizasyonla üretime/yenilemeye dönüştürülmesidir. Sağlam, sarsılmaz bir irade; güçlü bir niyet ve buna munzam amel/eylem/aksiyon… Gerisini Allah tamamlar…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept