İktidar taraftarları, trolleri, iktidara karşı yapılan muhalefeti bir nimetten mahrum kalmaya bağlıyorlar. Hani, “alemi nasıl bilirsin, kendin gibi” cümlesindeki ifadeyle iktidar nimetleriyle sermest olanlar da iktidara karşı muhalefeti daima buraya bağlıyorlar. Kendilerini çok zeki, muhataplarını aptal zannediyorlar. Bunlara kime ait olduğu ihtilaflı şu veciz ifadeyi ithaf etmek istiyorum;
“Suskunluğum asaletimdendir.
Her lafa verilecek bir cevabım var elbet.
Lakin bir lafa bakarım, laf mı diye?
Bir de söyleyene bakarım, adam mı diye?”
Sosyal medyada daha fazla etkileşim, alkış almak, saygı ve ihtiram duymak için hem nalına hem mıhına vurup akil adam rolünü oynamak ahmaklıktan daha öte bir şeydir ama seviyeyi daha fazla düşürmemek için bu kadarla iktifa ediyorum.
Benim de içinden geldiğim camianın önemli bir kesimi, 1960-70’lı yıllarda verdikleri mücadeleyi 1980’lerden sonra mevki, makam ve mala tahvil etmek istediler, kimileri muradına erdi, kimileri de son nefese kadar umudunu canlı tutuyor. Adeta “bu kadar mücadele ettik, bedel ödedik, bu dünyada bir karşılığı olmayacak mı?” der gibiler…
Bu dünyanın böyle bir cazibesi var, onun için de bizim gibi insanların muhalefetini anlamıyorlar veya anlamak istemiyorlar.
Hz. Peygamberin idrak yoksunu Hristiyanları mubâhaleye davet ettiği gibi ben de bunlara meydan okuyorum; Vallahi iktidara olan muhalefetim tamamen insani ve islami değerlerimden, endişelerimden kaynaklanıyor. Yüreğimi yokluyorum, acaba diyorum ama bir şey bulamıyorum. Siz de var mısınız o katılaşmış, kararmış yüreğinizi avucunuza alıp yoklamaya? O ahlaki cesaretiniz kaldı mı? Sizi ilgilendiren, sizin için kıymet ifade eden İnsanın / insanların ahlaki üstünlüğü değil, eriştikleri mevki, makam ve servettir.
İktidara, muktedire muhalefetimi gelince, onu size izah edeceğim ama ne kadarını anlayabileceğinizden emin değilim.
Devlet sizin mülkünüz değil, kamunun emanetidir, kimin tarafından kullanılacağı da ehliyet ve liyakat esasına göre belirlenir. Şahsen bulunduğum memuriyetlerim, kendi tahsilim, gayretim, çalışmam ve ehliyetimin bir sonucuydu. Kimsenin ikramıyla değil, mevcutlar arasında tercihe layık görüldüğüm için atandım. Şunu bilmeyenler veya bildikleri halde inkar edenler de bilsinler ki, iktidarın gittikçe kötüleşen akıbeti karşısında sözümün, ikazlarımın bir şey ifade etmediğini anladığım gün beraber çalıştığım bakanın karşısına çıkıp emaneti kendi isteğim ve irademle teslim ettim, daha fazla vebal altına girmemek için de genç sayılabilecek bir yaşta emekliliğimi isteyip memuriyetten ayrıldım, bundan sonraki mesaimi ise, hak ve adalet müdafaasına adadım. Sizin gibi ölçüleri, kıstasları dünyevileşmiş olanlar bunu anlayabilecek durumda değiller, kıratları da kaldırmaz. Binlerce insanın omuzlarına basarak bugünlere gelenler herkesi kendin gibi bilirler. İktidar mülkiyeti ne Ak Parti ve ne de başka partilere aittir, umumun emanetidir, layık olan alır. Biz devleti böyle görürüz.
Kendimi alim, aydın, bugünkü tabirle entelektüel de görmüyorum. Sade bir insan ve müslüman olarak hakikat bilgisinin talebeliğini sürdürüyorum. Allah, ilimde nasipleri olanlara iktidar ve güç sahiplerine karşı hakkı ve adaleti savunma sorumluluğu yüklediği için bunu bir görev addediyorum.
“Bâri din adamları ve âlimleri onları yalan söylemekten ve haram yemekten menetselerdi. Bu yaptıkları ne kötüdür!” (Maide:63)
Yahudi alimler bu sorumluluğu yerine getirmedikleri için Allah tarafından yeriliyorlar. İşte günümüzde de fikren, zikren Yahudileşenlere karşı kendimizi yükümlü görüyoruz.
Günlük politikayla fazla ilgili değilim, hiçbir partiyle ne yakınlığım ve ne de düşmanlığım vardır. Muhatabım kim olursa olsun zalime karşı mazlumun, zayıfın yanındayım, sizin gibi Karunlaşanların yanında değil…
Üstelik sadece ameli ibadetler cihetiyle değil, aynı zamanda “İslam Devletleri” olarak anılan Emevi ve Abbasi yönetimlerine karşı sivil itaatsizliği imanın gereği olarak gören, gereğini yapan ve bunun bedelini de onların zindanlarında kalarak ödeyen İmam Ebu Hanife’nin meşrebindenim.
Bundan böyle zehrinizi başka yerlere kusun, akıtın, iktidarın bütün zorbalığına rağmen hakkı ve adaleti savunanların üzerine değil, anlaşıldı mı?