İdeolojik Körlük ve Bir Başörtü Hikayesi

by Fahrettin Dağlı

Malum Diyanetin geçen Cuma Hutbesinin başlığı “Haya” idi. Bu hutbeden sonra kamuoyunca “feminist müslüman kadın ” olarak bilinen bir hanımefendinin protestosu söz konusu oldu.

Hanımefendi canlı yayında “Ben işaret fişeği çaktım, başörtümü diyanet ve iktidarın ayaklarının altına attım” diyerek örtüsünü çıkardığını açıkladı.

Kamuoyunda çokça tartışılan bu protestodan hareketle bir kesimin bu ve benzeri konulardaki tutum ve davranışları üzerine bir şeyler yazmadan önce ifade etmek istediğim iki önemli husus var:

Birincisi, kadın veya erkek olsun herkes istediği gibi giyinme, örtünme özgürlüğüne sahiptir. Hiç kimse giyim kuşamından dolayı ayıplanamaz, horlanamaz.

İkincisi, güvenirliğini yitirmiş iktidar ve bağlı kurumu diyanetin Cuma Hutbelerinin toplumda herhangi bir müspet tesir uyandırmadığı gibi zaman zaman insanları camilerden uzaklaştıran bir fonksiyon ifa ettiği de bir gerçek.

Hanımefendinin protestosuna gelince, daha önce de benzeri birçok protestoya şahit olmuştuk. Bu konuda şu hakikati idrak edemeyen bir zihne söylenebilecek fazla bir şey olmadığı kanaatindeyim. Allah’ın emri olduğuna iman ederek taktığı başörtüsünü diyanetin hutbesine binaen çıkarmasının ne akli ve ne de nakli bir izahı olabilir.

Halen İslam dünyasında milyonlarca kadının kullandığı bir örtüyü “diyanetin ve iktidarın ayaklarının altına atma” ifadesi o kadınlara yapılmış ciddi bir haksızlıktır. Başlarda taşınan bir örtüyü ayaklar altına atmanın sembolik anlamı onlar için tahkir edici ve aşağılayıcıdır. Bugün İsrail soykırımına direnen yüzbinlerce örtülü Filistinli kadının taşıdıkları başörtüsünün islamın şiarlarından biri olduğu düşünüldüğünde konunun diyanete mukabele etme seviyesine indirilmesi talihsizlik olmuştur.

Kısaca bu eylemi lüzumsuz, ciddiyetsiz buluyorum. Sol, kemalist çevrelerin bu meseledeki çelişkileri ve tutarsızlıkları ise yazımın esas konusudur.

Söz konusu hanımefendinin protestosu bu çevrelerde çok geniş bir ilgi ve sempatiyle karşılandı. O kesimin yazarları, gazetecileri, televizyoncuları, aktivistleri adeta kutlama yarışına girdiler. Eylemin ne kadar cesurca, kahramanca olduğuna vurgular yapıldı. Entelektüel kimliklerine yakışmayacak ifadelerde bulundular. Bu sebeple bir insanı kutlarken halen bu başörtüyü takan yüzbinlerce kadına ve inancına haksızlık ettiklerinin farkında olmadılar.

Ak Parti iktidarının kadınların başlarını zorla örttüreceğine inanmalarına ve bundan korkmalarına da anlam veremiyorum. Halen iktidarın tek derdinin din, diyanet değil koltuğu koruma olduğu gerçeğini kavrayamadılar. Bugün iktidar partisi tabanının önemli bir kesiminin dini inanış ve pratiklerden uzaklaşmış, kız çocuklarının başörtüsüz, seküler bir hayat yaşadıklarının farkına varamamış durumdalar. Dolayısıyla iktidarın İran deneyiminden sonra toplumsal desteği heba edecek bir uygulama içine gireceğine ihtimal vermek yine en hafif ifadesiyle ahmaklıktır. Bütün önceliği, kendi geleceğini korumak ve tahkim etmektir, bunun için papaz kıyafeti giymek bile gerekse çekinmeden yapabilirler.

Bu ülkenin dini çevreleri kendileri dışındaki topluluklarla diyaloğa girmek, dinlemek ve anlamak hususunda ne kadar kusurluysalar ayni ölçüde sol, seküler kesimler de geniş müslüman kitleyi dinlemek, anlamak yerine o iklimden uzaklaşmış ve halen müslüman etiketi taşıyan azınlık sayabileceğimiz bireylere veya butik örgütlenmelere itibar ve iltifat ettiler, dost edindiler, diğerlerini karşı taraf olarak kodladılar.

CHP ve diğer sol partiler de aynı tutum ve davranış içinde oldular. Partilerine aday belirlemede islami cenahın içinde o tarafın sevgi ve sempatisine mazhar olmuş kişiler yerine daha ziyade yazıma mevzu olan hanımefendi gibilerine vitrin yüzü olarak yer veriyor, medya organlarına da benzer yüzleri çıkararak kendi haklılıklarına ve diğerlerinin haksızlıklarına birer delil olarak gösterme gayretine girişiyorlar. Böyle yapmakla o çevrelerin sevgi ve sempatilerini üzerlerine çekeceklerine inanıyorlar. Adeta bunlarla diğerlerini dövme niyetindeler. Halbuki bu aksülamel onların ve genel olarak toplumun lehine bir sonuç doğurmadığı gibi söz konusu kesimler arasındaki yapay duvarları daha çok yükseltiyor.

Sonuç olarak bu tekil vakıa bir daha gösterdi ki, malum çevrelerin amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir. Toplumsal barışı değil, kendi haklılıklarını iktidar cenahının yanlışları üzerinde ispat etme çabasıdır. Ne yazık ki, aynı çevreler Cumhuriyet tarihi boyunca dindarları hep böyle gördüler, böyle muamelede bulundular, bunun için de bir türlü mesafe kaydedemediler. Bu ideolojik körlük, Ak Parti iktidarının bu kadar olumsuz icraatlarına rağmen halen toplumdan ciddi bir karşılık bulmasının önemli sebeplerinden biridir. Yüzyıldır aşılamayan bu mevzuda bir arpa boyu yol alınamayışını bu olay vesilesiyle üzülerek bir kere daha görmüş olduk .

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept