Bazı iktidar çevreleri son günlerde kamuoyunu meşgul eden borsa soygunu nedeniyle dikkatleri iktidar üzerinden uzaklaştırma gayretindeler.
“Hatanın, yanlışın sadece siyaset kurumundan kaynaklanmadığını, toplumun topyekûn bir çözülme, savrulma yaşadığını ve dolayısıyla başımıza gelenlerin ‘nasılsanız öyle idare edilirsiniz’ hadisinin hükmü gereği cereyan ettiğini” ifade etmeye çalışıyorlar.
Hadis olduğu söylenen bu söz ana hadis kaynaklarında yer almamakta, tali derecedeki hadis kaynaklarında geçmektedir.
Bu rivayetin senedinde hadis uyduran biri olduğunu ve ayrıca senette kopukluk olduğunu belirterek rivayetin zayıflığına işaret edilmiştir.
Burada bir hadis tetkiki yapacak değilim. Ayrıca o ifade ister hadis, isterse kelâm-ı kibar olsun, anlam bakımından çok da yanlış değil. Nitekim Kur’an’da az çok bu manayı çağrıştıran ayetler de mevcut. Ancak bu ifadenin en çok ne zaman toplumun zihnine işlendiğine bakmak gerekir.
Haccâc-ı Zâlim olarak bilinen Emevi valilerinden Haccâc bin Yûsuf es-Sekafî’nin, “Ömer gibi adil olsan!” diye söyleyen halka “Siz Ömer’in döneminde yaşayan halk gibi olsaydınız ben de Ömer gibi adil olurdum.” dediği bilinir. Açılımı, “siz kötü olduğunuz için Allah bizim gibi zalimleri başınıza musallat kıldı.” şeklinde anlaşılabilir. Bu kısmen doğrudur. Ancak Hz. Ali’nin ifadesiyle, “Hak bir söz söylendi, ne var ki onunla bâtıl murat edildi”.
Halbuki, Allah aynı toplumun iktidar emanetini bir süre sonra dünyanın en adil yöneticilerinden biri olan Ömer Bin Abdülaziz’e nasip etmişti.
Allah her şeye kadirdir, mutlak kaderini işleterek toplumun kalbindeki niyetine ve ameline göre sebeplerini halk ederek o toplumun başına ya hayırlı birini ya da kötü birini tayin edebilir. İsra Suresi 16. Ayet de buna işaret ediyor.
“Allah her dönemin hükümdarını halkın kalbine göre gönderir. Onları düzeltmek isterse salih birini, helak etmek isterse kötü birini hükümdar olarak gönderir.” ( İsra:16)
Bizim hâşâ kendimizi mabudun yerine koyarak olup bitenler konusunda kesin hükümler vermemiz sözkonusu olamaz. Allah’ın hikmeti ne olursa olsun biz kullar her dönemde hakkı ve adaleti ayakta tutarak marufu savunmalı, münkiri, zulmü telin etmeliyiz. Bu üzerimizde farz olan bir vecibedir. Bunu birtakım zorlama yorumlarla, tevillerle ayet veya hadislerin maksadını aşındırarak başka cihetlere çekme gibi bir hakkımız olamaz.
İktidar yanlıları yine bir zamanlar farklı kişilere isnat edilen şu rivayeti tekrarlayıp duruyorlardı; “Fitne zamanı hakkı tutanları nasıl anlarız?” diye sorulan kişi, “Düşman okunu takip ediniz, o sizi hak ehline götürür” demiştir.
Halbuki meselâ bütün düşman oklarının IŞİD’e yöneldiği zamanda IŞİD mi hakkı ayakta tutmaktaydı?
Maalesef iktidar yanlısı muhafazakar kesim o gün gibi bugün de bu tür din kılıfına büründürülmüş mazeretlere sığınarak açıkça zulme destek olmaya devam etmektedir. İktidar aktörleri de bundan cesaret alarak alabildiğine keyfi bir yönetim tarzı, siyaseti sergiliyor. Halbuki Allah’ın spesifik hadiselerle ilgili muradının ne olduğunu bilme imkanımız yok, ancak Allah’a sığınarak tahminler yürütebiliriz. Her halükarda dinin müminleri olarak hakkı ve adaleti ayakta tutmak adına zalime ve zulme karşı dururuz. Hele hele iktidarlara muhalif olmak ilim ve hikmet sahiplerinin sorumluluğudur.
İktidara gelmeden önce Hz. Ömer’in adaletini dillerinden düşürmeyenler ne çabuk o altın sözleri unuttular?
O Ömer ki, halife seçildiğinde kürsüye çıkarak halka, “Eğer bir hata yaparsam beni nasıl düzeltirsiniz?” diye sormuş, cemaatten bir sahabe şu tarihi cevabı vermiştir: “Eğer haktan saparsan, seni bu kılıçlarımızla yola getiririz.” Bu cevap karşılığında sert tabiatlı Ömer, kendisinden beklenenin aksine şöyle karşılık vermiştir: “Beni yanlış yaptığımda uyaracak ve düzeltecek bir ümmet var ettiği için Allah’a hamdolsun”.
Fırat’ın kenarındaki koyunun hikayesiyle birlikte bunların hepsini unuttular, şimdiler de başımıza gelen kötülüklerin sebeplerini başka cihetlere çekmek için gayret ediyorlar. Bu gayretleri hiçbir şeye yaramayacak günah yüklerini artırmanın dışında…
Ak Parti iktidarının en başarılı olduğu alan, toplumu dönüştürme ameliyesidir. 1960-70’lı yılların zinde gençliğini pasifize ederek, yüreklerindeki yangını söndürerek iktidara eklemlemiştir. O kitleleri kamu imkanlarıyla tanıştırarak, helal haram hesabı yaptırmayarak kamu mallarını iktisap etmelerinin yolunu açmış ve neticede Talud’un ordusunun büyük çoğunluğunun ırmağın suyundan kana kana içmesi, manen mefluç olması ve dünyaya yenik düşmesi gibi bunlar da ayni akıbetle karşılaşmışlardır.
İktidarın siyaset biçimi ve uygulamalarının bu dönüştürücü etkisini hesaba katmayanlar bu dünyadan saptırdıklarının da hesaplarını yüklenerek öte tarafa göç edeceklerdir. Böyle bir akıbetten Allah’a sığınırız.