Eski CB Abdullah Gül’ün, “…Şimdi Siyasal İslam’ın çöküşü diye çok tartışmalar var. (Siyasal İslam’ın çöktüğünü mü düşünüyorsunuz?) Öyle, tüm dünyada. Biz bunu görüp, paradigmadan kopuşu gerçekleştirmiştik, ama sürdürülemedi…” şeklindeki ifadeleri bugün basında en çok mevzu edilen konu oldu.
Bugüne kadar şahıslar üzerinden konuşarak polemiklere vesile olmamaya yönelik hassasiyetimi hafifleterek dinin hakkı için Abdullah Bey, AKP pratiği ve dillendirdiği ‘siyasal İslam’ ile ilgili olarak bir dizi yazı yazmaya niyetliyim. Sapla samanın bu kadar birbirine karıştığı bir dönemi hatırlamıyorum. Abdullah Beyin hem ifadelerinin özü ve hem de zamanlaması son derece problemlidir. İnşaallah zihnimin el verdiği/yettiği ölçüde bunları yazacağım.
Gönül isterdi ki, bu konularda birikimleri olan, akademik kariyerleri olanlar yazsın. Ancak gördüğüm kadarıyla bugüne kadar kimse teşebbüs etmedi. Dolayısıyla iş başa düştü. Sabırla takip etmenizi istirham ediyorum. Çünkü bu süreci iyi okuyacak ve anlamlandıracak olursak umarım geleceğe daha sağlıklı bir zihinle yönelmiş oluruz.
AKP pratiği, onca zayiatına rağmen gelecek siyasetini inşa etmek anlamında çok pahalı bir deneyim oldu Müslüman siyasetçiler için. Ne olursa olsun yaşadığımızı yaşadık, bundan sonrası için nasıl bir yol haritası yürümemiz gerektiği hususlarını konuşup, müzakere etmenin tam zamanı…
Bugüne kadar sade bir Müslüman olarak kendimi asla ‘İslamcı’, ‘Siyasal İslamcı’ v.b. bir ön isim takısı ile tanımlamadığım gibi bu gibi nitelendirmelere de sıcak bakmadım. Onun için de rahat konuşabiliyorum. Bu tür tanımlamalar ve nitelemeler çok sıkıntılı ve mahsurludur. Kişi ve gurupların hata, yanlış ve kusurlarının İslami anlamda inanca mal edilmesi gibi ciddi bir tehlikesi vardır.
Sonda söyleyeceğimi baştan söylemiş olayım; Ne Türkiye’deki AKP, ne Mısır’daki İhvan (Mursi) ve ne de dünyanın az çok refere ettiği Gannuşi’nin Tunus deneyimi İslami anlayışın, ahlakın, adaletin tezahürlerinin zamanımıza taşınmış hali değildir. Zamanı Kur’an’ın aydınlattığı yolda, Hz. Peygamberin rehberliğinde yeniden yorumlama ile ilgili ciddi sıkıntılarımız var. Zamanı yeniden yorumlayacak cihanşümul bir anlayışa vasıl olmadan, sadece iktidarların el değiştirmesiyle veya sadece İslami söylemler üzerinden Müslüman bireylerin iktidara taşınmasıyla beklenen ve özlenen o önemli değişim gerçekleşemez ve gerçekleşmemiştir. Zaman tünelinden asırlar öncesi başlayan ve bugünümüze doğru uzanan seyri iyi okumadan, tecrübe etmeden ve içinde bulunduğumuz zamanın ruhunu üflemeden yeni bir dünyanın pencereleri açılmayacağı gibi dünya insanlığına sunacak yeni bir mesajımız da olamaz. Asırlar öncesine takılı kalıp çağın gerisinde diğer milletlere hayranlık duyarak geçiririz zamanı. Hem kendimize ve hem de bizden yeni bir mesaj bekleyen insanlığa büyük haksızlık yapmış oluruz.
Bir defa kavramdan başlayalım. Devletlerin, iktidarların, partilerin ‘İslam’la nitelendirilmesi gömleğin ilk düğmesinin yanlış iliklenmesidir. Devletler, dini (farklı din ve inanç mensupları) ve lâdini insanların müşterek iradeleriyle kurulan örgütlü hukuki yapılardır. Dolayısıyla farklı inanışların yaşandığı bir örgütlü yapıda sizin çıkıp kendi inancınızı o hukuki yapının yegâne belirleyicisi olarak düşünmeniz, dayatmanız haksızlıktır. Demokratik laisist bir oydaşmanın neticesinde beliren bir siyasi yapıdan bahis ediyoruz. İktidarın aynı usullerle el/taraf değiştirdiği bir siyasal sistemden bahis ediyoruz. %51 oyla iktidar olsanız bile diğer yakada sizin iktidarınızı onaylamayan bir %49 var. Onların da siyasal ve hukuki tercih ve talepleri var. Eğer ideallerinizi, hedeflerinizi iktidar yapmak için bu laisist hukuki yöntemler üzerinden siyaset yapıp neticesinde iktidar olursanız, biliniz ki, geldiğiniz yöntemle de gidebilirsiniz. İktidar olduktan sonra ‘ben bu usulü beğenmedim, kaldırıyorum’ derseniz bunun hiçbir insani ve İslami izahı olamaz. Cari hukuk sisteminin size araladığı imkanlar üzerinden iktidara gelmişseniz oyunun ortasında oyunun kurallarını değiştiremezsiniz. ‘İktidara gelinceye kadar ‘demokrasinin’ imkanlarını kullanırım, mutlak iktidara eriştiğim zamanda buraya kadar deyip demokrasiyi rafa kaldırırım, kendi ideolojimi/inancımı egemen kılarım’ derseniz bunun izah götürecek bir açıklaması olamaz. Parlamenter rejimde seçimlere katılan tüm siyasal partiler zımnen ‘demokratik siyasal sistemi’ benimsedikleri ön kabulüyle seçimlere girerler. Dolayısıyla ‘Harç bitti inşaata paydos’ demek zorbalıktır, faşistliktir. Kabul edilemez. Ne hukukidir, ne ahlakidir ve ne de insanidir.
İnşaallah konu ile ilgili yazmaya devam edeceğim…
Gelecek Yazı: AKP KURUCULARININ İSLAMİ HASSASİYETLERİ NE KADARDI?