Bazı arkadaşlarımız ‘hep tehlikeyi gösteriyorsunuz; hiç mi umut kapısı görmüyorsunuz?’ diye sitemkar olarak soruyorlar. Acizane bu yazıda da kendimce bildiğim ve iman ettiğim çıkış yolunu yine O’nun yardım ve inayetiyle göstermeye çalışacağım.
Bugün bütün dünya mikroskobik bir mikropla boğuşuyor ve neredeyse insanoğlunu dize getirdi. Koca dünyayı onlara dar kıldı. İnsanlar heyecanla geliştirilecek bir aşıyı, tedavi edecek bir ilacı bekliyorlar. Bugüne kadar modern tıbbın geliştirdiği tüm yol ve yöntemler deneniyor. Ancak henüz virüsün yayılmasının önüne geçilemiyor.
Bugün tartışma mevzularından biri de din üzerinden yapılıyor. Kanaatim o ki, azınlık olduğunu tahmin ettiğim bir grup; bunun Allah’ın bir gazabı olduğunu, çaresinin ise yine Allah’a iltica ederek; dua ve niyazda bulunarak atlatılabileceğini, dolayısıyla tıbbı hiçbir müdahaleye gerek olmadığını savunuyor. Yine bunların karşısındaki bir gurup da, bu hususta dini bir takım gerekçeleri ve çareleri mevzu etmenin yanlış olduğunu ve dolayısıyla ‘din üzerinden yapılan tavsiye ve ikazların tümünün geçersiz olduğunu ve inanılmaması gerektiğini’ telkin ediyor. Bu grup, yer yer dinin değerleri ile istihza/alay edebiliyor. Tabir caizse kaos fırsatçılığı yaparak dini değerleri itibarsızlaştırma gayreti içindeler. Acizane bu iki anlayışı da sakat ve yanlış buluyorum.
Bir Müslüman olarak, kainatta yaratılan her şeyin Allah’ın eseri olduğuna iman edenlerdenim. İnsan da Allah’ın yarattığı şaheserdir. İnsanın biyolojik varlığını dizayn eden ve işleten de O’dur. Dolayısıyla vücut mukavemetinin hangi etkilere bağlı olarak direnebileceğini veya yıkılabileceğini de en iyi bilen Allah’tır. Eseri en iyi bilen eserin sahibidir. Dolayısıyla O’ndan daha iyi bilecek bir varlık yoktur.
Allah, insanoğlunu, tutum ve davranışları hususunda muhayyer (hür) bırakmıştır. Olumlu veya olumsuz anlamdaki irade beyanı doğrultusunda kişinin muradına uygun olarak irade edileni yaratandır. Kişi, sevap ve günah işleme özgürlüğüne sahiptir. Yaratıcı sadece şunu ifade buyuruyor; ‘Bu dünyada yaptıklarınızdan sorumlusunuz. Ahirette, hesap gününde bunları önünüze çıkaracağız; kim zerre miktarında sevap veya şer işlemişse bunların karşılığını alacak. Yaratılış amacı da bu değil mi? Yeryüzünde sınanmak/sınava çekilmek!.. İnsan, irade etme ve irade ettiğini icra etme hürriyetine sahiptir.
İrade sahibi insan için olduğu gibi varlık aleminde yaratılan diğer iradesiz canlılar da amaçsız yaratılmamıştır. Onların insanlardan tek farkı akıl ve irade sahibi olmamalarıdır. Onların iradelerini Allah belirliyor. Ve hiçbirisi boşuna yaratılmamıştır. Hepsinin bildiğimiz veya bilemediğimiz hikmetleri vardır. Bir şey daha biliyoruz; O da insanın dışında varlık aleminde yaratılan her şey mutlak anlamda insan için yaratılmıştır. Yine bunların hikmetlerinin bir kısmını biliyor ve bir kısmını da bilemiyoruz. Bir kısmı, insanın biyolojik varlığını idame ettirmeye matuf olduğu gibi, diğer bir kısmı da bir imtihan vesilesidir.
İşte ‘Koronavirüs’ ve benzeri mikrobik varlıkları da böyle okumak ve yorumlamak mümkündür. Netice de, Müslüman akıl/zihin olarak virüsü yaratanın Allah olduğundan şüphemiz yok. Milletler iyi veya kötü niyetlerle biyolojik laboratuarlarda virüs veya daha başka mikro organizmaları geliştiriyor olabilirler. Bunu da Allah’tan bağımsız değerlendiremeyiz. Müspet ilimlerin Kanuniyetlerini de (sünnetullah) yaratan Allah’tır. İnsanoğlu olarak bizler sadece yaratılmış olanı keşfediyoruz. Allah tarafından bilineni zaman içinde öğreniyoruz. Mesela Allah’ın kitabında ‘yer çekimi kanunu’ veya ‘suyun kaldırma gücü’nü işaret eden onlarca ayet var. 1400 küsur yıl önce Allah haber vermiş. İnsanoğlu bu kanunları çok sonraları keşfetti. Tabiattaki sayısız oluşumun kanuniyetlerinin yegane sahibi Allah’tır.
Bir başka örnek, Fil Suresinde geçen, Kâbe’yi yıkmaya gelen ve yenilmez addedilen ‘Fil ordularının’ başına kuşlar tarafından yağdırılan küçük cisimciklerin de virüs taşıyıcısı olabileceğini bugün tefsir eden müfessirler var. Çünkü o gün salgın hastalıklar biliniyordu ama neyin sebep olduğu bilinmiyordu. Yani, insanoğlu henüz nedenini keşfetmemişti. Bilimsel çalışmalar bunları zaman içinde tek tek keşfediyor/icat ediyor.
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi yaratan Allah, bulan insanoğlu. Zaten Ademi yaratan mutlak yaratıcı, onu bunları araştırmak ve bulmak melekeleriyle mücehhez yaratmıştır. Peki, kimler bulabilir? Dinli veya dinsiz fark etmez; her kim meseleyi aklına takıp onunla yatıp kalkarsa ve aklı daima onunla meşgulse, başka bir deyimle o hususta fani olursa Allah ona buldurur. Tıpkı Arşimet, Edison, Einstein, Curie, Newton, Tesla, Pasteur, İbn-i Sina, Harezmi ve benzerleri binlerce bilim adamına buldurduğu gibi…
Evet, Koronavirüs ve benzeri belki milyonlarca mikro organizmaları yaratan da Allah’tır ve onların da gördüğü işlevler vardır. Bazen zalim insanoğlunu uyarmak, ikaz etmek, cezalandırmak ve bazen de imtihan etmek için… Yaratan Allah olduğuna göre yine çareyi de bulduracak olan Allah’tır. Eğer insanoğlu uyarı ve ikazı algılayabilir ve buna munzam olarak tutum ve davranışını değiştirecek olursa veyahut bunda imtihan adına ibret alır ona göre kulluğunu gözden geçirirse Allah da onun çaresini yine bu işte fani olan bilim adamlarına nasip eder.
Evet, sonuç olarak, herkes inancında hürdür; kimsenin başkalarını zorlamaya hakkı yoktur. Allah’a iman edenler açısında olayın özeti bu. Dolayısıyla hem iman ettiğini ifade edip ve hem de imanın icaplarına göre olayları yorumlamayanların düşüncelerini bir daha gözden geçirmelerini dilerim. Buna ilave olarak inanmayanların ise inanların bu düşünce ve kanaatlerine saygı gösterip din ile ilgili mevzuları istihza/alay konusu yapmamalarını diliyorum. Hiç kimsenin inançlarını birbirine dayatmaya hakları yoktur. Ancak herkesin birbirinin inancına saygı duyma; saygı duymasa bile tahammül gösterme yükümlülüğü vardır. Bir arada yaşama kültürü bunu gerektirir.
Şimdi gelelim kurtuluş umuduna!..
Yukarıda zikrettiğim hususlar muvacehesinde bir Müslüman olarak Allah’a inanma iddiasında bulunan herkese acizane şunu tavsiye ediyorum; Bu virüs felaketinde Allah’ın muradının tam olarak ne olduğunu bilme imkanımız yok. Yukarıda ifade ettiğim gibi virüs ya ikaz, ceza veya imtihan boyutludur. Bizler en kötü ihtimali düşünerek yaşantımızı; tutum ve davranışlarımızı gözden geçirip kendimizi bir sorgulamaya tabi tutacağız. Rabbimizden, yanlışlarımızın farkına varmamızı, onlardan dönmemizi, tashih etmemizi nasip etmesini yalvar-yakar dileyeceğiz. Tevbe ve istiğfarda bulunarak bir daha aynı yanlışları tekrarlamamak adına Allah ile olan sözleşmemizi yenileyeceğiz.
Bu dünyada hemcinslerimiz ve beraber yaşadığımız varlıklarla olan hukukumuzu Kur’an ve Hz. Peygamberin örnek şahsiyetinin ışığında gözden geçirip yeni bir tecdit dönemine evirilmenin sürecini başlatacak olursak, umut ederim ki Hz. Yunus’u bizar eden kavminin affedilmesi gibi, Rabbimiz bizleri de affeder ve yeni bir aydınlık güne uyandırır İnşallah.
Hadi Bismillah!..