EHLİYET VE LİYAKAT ZAFİYETİ VE İSLAM DÜNYASININ İLK DARBESİ

by Fahrettin Dağlı

Malum Hz. Peygamberin irtihalinden sonra ilk halife Hz. Ebubekir’in tabii hayat seyrinin nihayetinde onun vasiyeti ile Hz. Ömer halife seçilmişti. O da şehit edilerek iktidardan uzaklaştırılmıştır. Yani ilk defa iktidarın değişimi kanla gerçekleşmiştir. Bu İslam tarihinde çok önemli bir olaydı. Çünkü tabii ve doğru seyir yara almıştı. İktidara giden doğru yola kan akıtılmıştı. Surda gedik açılmıştı. Veya devlete giden yolda büyük fitnenin ateşi alevlenmişti. Bu, ilerde bir devlet geleneğine dönüşecek ve iktidarların el değiştirmesi kanlı gerçekleşecekti.

Hz. Ömer’den sonra vasiyet edilen hakem heyetinin müzakereleri neticesinde Hz. Osman halife seçilmişti. Malum Hz. Osman tabiatı gereği yumuşak huylu, hoşgörülü ve akrabaya düşkündü. Bu, insanî olarak hoş, latif ve naif bir karakter yapısı. Ancak, sözkonusu devlet yönetimi olunca bu bir zaafa dönüşüyor ve nakısa oluşturuyor.

Hz. Osman’dan önce halifelik yapan ve İslam devlet yapısını kurumsallaştıran, ümmet arasındaki adalet anlayışını, idrakini kültüre dönüştüren Hz. Ömer’in bıraktığı iklim varlığını bir süre sürdürdü. Onun bıraktığı mübarek emanetin ziyası dört-beş yıl o coğrafyayı aydınlatmaya yetti.

Belki de beşinci veya altıncı yıldan itibaren Hz. Ömer’den tevarüs eden emanet yavaş yavaş bozulmaya, asli unsurlarından uzaklaşmaya, yer yer keyfi idareye bırakmaya başladı.

İdarelerin en büyük zaaflarından birisi olan güvenlik sendromu, bir süre sonra liderleri çevrelerine karşı güvensizliğe sürükler. Yönetimin içerisine giren fitne virüsü içten içe güven duygusunu kemirmeye başlar. En yakınlarının hain olabileceği endişesi ısıtılıp,

birilerinin tahrik ve teşviki ile yavaş yavaş liderin etrafı boşaltılır ve ona güvenebileceği(!) insanlar empoze edilir. Bunlar, genellikle yakın çevre veya liderin iki dudağı arasından çıkanı ikiletmeyen bir güruh olur. Tabir caizse etrafını dikenden duvarlarla çevirirler. Bir süre sonra has dairenin merkezine hiç kimseyi yaklaştırmazlar. Artık has dairenin her türlü sırrına ve mahremiyetine de vakıf olmaya başlarlar. Kendilerini vazgeçilmez olarak kabul ettirirler. Halifenin/liderin ve devletin bekasının kendileri ile kaim olduğunu ihsas ederler. Dışarıdan gelecek tüm itiraz, uyarı ve ikazlara kapı pencereleri kapatırlar. Aslında bu bir bakıma örümceğin kendi eliyle ördüğü kozaya hapsolması ve kendini ölüme terk etmesidir.

İşte Hz. Osman’ın hikâyesi de üç aşağı beş yukarı buna tekabül ediyor. Akrabalık bağlarını bahane ederek Hz. Osman’ın himaye ve himmetine giren taife, bir süre sonra onun dışarıya açılan tüm pencerelerini kapattılar ve adeta onu hapsettiler. Hz. Osman, Hz. Peygamberin sürgün ettiği, Ebubekir ve Ömer’in bu sebebe müstenit olarak asla iltifat etmedikleri bir aileyi (Hakem b. Ebi’l-As) yakın akrabalık ilişkisi nedeniyle yeniden Medine’ye gelmesine izin verdi ve oğlunu da (Mervân b. Hakem) kendine özel kalem olarak görevlendirdi. Bir bakıma birinci dereceden devlet sırrına vakıf bir birimde istihdam etti.  Her ne kadar babasının fiili nedeniyle sürgün edilmişse de oğlu da babası ile birlikte bu sürgün hayatını yaşadılar.

İnsanların geçmişlerini tümden unutmaları, silmeleri mümkün olmuyor. Sürgün eden Hz. Peygamber… Sürgünün devamını sağlayan iki büyük halife… Bu zaviyeden bakıldığında Hz. Osman insanî ve hoşgörülü anlayışının bir eseri olarak bu aileyi affediyor ve Medine’ye kabul ediyor. Ancak bu sürgün hayatının acılarını babası ile birlikte yaşayan birinden bu hatıraları unutması beklenemez. Bir de üstüne üstlük bu kişi, kini ile zaaflı ve kötü karakterli birisi olarak yönetimden uzak tutulması gerekirken tam aksi yönetimin merkezine yerleştirildi.

Hz. Osman iktidarının daha sonraki safhalarında bu adamın yönetimdeki rolünü çok açık bir şekilde görebiliyoruz. Bugünkü anlamda başbakanlık müsteşarlığı konumunda olan Mervan tüm tayin ve atamalarda birinci derecede rol oynadı. Dün istenmeyen bir aile bu gün yönetimin beynine girmiş oldu. Elbette bundan dolayı Hz. Osman’ı muaheze edecek değiliz. En azından onun da “Cezalandırılan babası, bundan dolayı çocuklarının da cezalandırılması gerekmez” diye bir mazereti vardı. Sürgünün bitirilmesi belki bu gerekçe ile anlaşılabilir. Ancak, bu ailenin bir bireyini bürokrasinin en tepe noktasında görevlendirmenin çok makul bir gerekçesinin olabileceği düşünülemez. Bu görevlendirme gerçekleştikten sonra gelen uyarı ve ikazlara kulak asmamak önemli bir nakısa idi.

Mervân b. Hakem’in bu görevlendirmesi sadece Hz. Osman dönemini etkilemeyecek. Emeviler döneminde de isminden çok bahis edilecekbir aktör olarak etkisini devam ettirecektir. Ehliyet ve liyakat gözetmede oluşan bir zaaf, sadece uygulandığı dönemi etkilemekle kalmıyor, kötü bir çığır açarak daha sonra gelen yüzyılı aydınlığa veya karanlığa boğacak bir etki hâsıl ediyor.

Bu makalede uzun uzun tarih anlatacak değilim. Zaten bu benim işim de değil. Ben sadece işin siyasal boyutunu kısaca analiz etmeye çalışıyorum.

Hz.Osman’ın bu bürokratik görevlendirmelerine karşı gelişen itirazlar bir dönem sonra yer yer kalkışma hareketlerine dönüşmeye başlıyor. Malum, fitne haklı bir takım sebeplerden hareketle başlar. Toplumsal huzursuzluğu tahrik etmek suretiyle Hz. Osman karşıtı muhalefeti örgütlemeye çalıştılar. Ve de başarılı oldular. Birkaç denemeden sonra nihai hareketi başlattılar ve Hz. Osman’ın evini muhasara altına aldılar. Kırk günlük muhasara süresince Medine’de ciddi bir karşı koyma olmadı. Ve sonunda kapısını kırarak içeri giren darbeciler Hz. Osman’ı şehit ettiler ve yönetime el koydular. Bu darbe komitesinin içerisinde Hz. Ebubekir’in oğlu dâhil olmak üzere bazı sahabe çocukları bile var. Muhalefetin boyutunun nereye vardığını düşünün.

Ve bundan sonra İslam dünyası iflah olmadı. Saltanat dönemleri, zulüm idareleri sökün etti geldi. Emevilerin ilk dönemlerinde yine Mervân B. Hakem etkili bir figür olarak yönetimi yönlendirmeye ve şekillendirmeye devam etti. Ehliyet ve liyakat gözetilmeden yapılan yanlış görevlendirmelerin, sebepler açısından uzun süre İslam dünyasını nasıl olumsuz etkilediği az çok tarih okuması olan herkesin malumudur.

Ve ne hazin ki İslam dünyası bu deneyimi biteviye tekrarladı. Hâlbuki tarih, olup bitenden ders çıkarmak ve tecrübe çıkartmak için okunur.

Yine müthiş hakikat, İslam devlet idaresine matuf olmazsa olmazlar ihmal edilince idarenin başında Hz. Osman’da olsa sünnetullah değişmiyor ve kıyamet kapıyı çalıyor. En yakınları tarafından kurulan tuzaktan kurtulamıyor.

Ahh! Keşke ders alabilseydik…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept