EHLİYET VE LİYAKAT GÖZETİLMEZSE NE OLUR?

by Fahrettin Dağlı

Malum, ehliyet ve liyakat Allah’ın emridir. Çünkü Allah “adaleti emreder.” Ama istisnasız her şey için… Kozmostaki düzenin yeryüzünde de yansıma bulmasını murat eder.

ALLAH size emanetleri layık olana vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emreder. ALLAH size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ALLAH, Semî’dir, Basîr’dir (her şeyi işiten, her şeyi gören).  (Nisa :58)

Nisa süresinde Allah, İsrail oğullarının sapmalarından ve akıbetlerinden bahis ettikten sonra Nisa:58 ile sözü müminlere getiriyor. Toplumsal çözülmenin sebep olabileceği sosyal çöküntüyü işaret ediyor.

Bu ayetin iniş sebebi olarak şu olay anlatılır;

Osman B. Talha cahiliye döneminden beri Kâbe’nin anahtarını taşımakla görevli olan ailenin son üyesi. O dönemde Araplar arasında bu şerefli ve izzetli bir görevdi.

Mekke’nin fethi günü Hz. Ali, Kâbe’nin anahtarının kendisinde bulunduğu Osman B. Talha’dan ister. Vermek istemeyince, Hz. Ali zor kullanarak anahtarı alır. Hz. Peygamberin amcası Abbas, anahtarın kendisine verilmesini ister. Ama Resulullah, Allah’ın muradı ve emri muvacehesinde anahtarın yine Osman bin Talha’da kalmasını uygun görür ve bu durum üzerine Osman bin Talha iman ederek, Allah’a teslim olur.

Tabii ki bu ayetin umumi ve evrensel mesajı bu olayla sınırlandırılamaz. Öyle müthiş, öyle evrensel mesajı var ki hayatımızın her alanına hitap eden bir ayet.

Peki, emanet nedir?

Allah Ahzap/72’de, “Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O gerçekten çok zalim ve çok cahildir.” diye ifade buyuruyor.

Evet, tüm sorumluluklar bir emanettir. Tabii buradaki emanetin daha özel manada kullanıldığını hemen sonraki cümleden anlıyoruz. “Ve insanlar arasında hüküm verecek olursanız, adaletle hüküm vermenizi emreder Allah.” Demek ki emanetin burada ki özellikle birincil anlamı, yönetim ve hükümle ilgili olanıdır. Toplum içerisinde yönetim sorumluluğu üstlendiğiniz her makam sizin için bir emanettir.

Patron için işçisi; baba ve anne için eş ve evlatları; yöneticiler için halkları; servet sahipleri için servetleri; can taşıyorsanız canınız; mal taşıyorsanız malınız; şöhret taşıyorsanız şöhretiniz; ilim sahibiyseniz ilminiz birer emanettir. Ama buradaki, kullanım öncelikle ve özellikle yönetimle ilgili bir emanete dikkat çekiliyor.

Ayeti kerimede dünyevileşen İsrail oğullarından söz eden ayetler bağlamının ardından emanetle ilgili böyle bir ayetin gelmiş olmasının hikmeti şu olabilir; Mümin İsrail oğullarının dünyevileşmesindeki en büyük sebeplerden biri emanete ihanet etmeleri, yönetime layık olmayan insanları getirmeleriydi.

Siyaset, yönetme sanatıdır. Yönetme sanatına layık olmayana, emanete ihanet edecek olan ellere yönetimi teslim etmeyin gibi bir anlam da çıkarılabilir.

Bakınız ayetin iniş sebebine… O vakte kadar Müslüman olmayan birisinde olan bir emanetin ondan alınması eylemine karşı Allah, “ALLAH size emanetleri layık olana vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emreder.” diye Hz. Peygamberin şahsında bütün müminleri uyarıyor. Ve bunun üzerine Allah’ın Resulü emaneti tekrar adı geçen şahsa veriyor. O da bu adil davranış karşısında iman ediyor ve Allah’ın emrine teslim oluyor.

Aslında işin bir başka önemli boyutu var; Eğer İslami hassasiyeti olan bir siyasal kadro iseniz ve yönetim sizin uhdenize geçmişse, dininize hizmet anlamında yapmanız gereken en önemli iş ve eylemlerden biri, dini veya etnik kimliklere takılmadan ehliyet ve liyakati gözetmenizdir. Çünkü bir dinin müminleri bir başkasının da dinlerine iman etmelerini, o has daireye girmelerini arzularlar. Ki Allah’ın da müminlere yüklediği bir sorumluluktur; dinlerini başkalarına tebliğ etmeleri…

Yine tebliğin en önemli metotlarından biri de, hal/muamelat ile karşı muhatapta bir etki bırakmaktır. Bunun da en önemli vasıtası; ona/onlara karşı olan hukukta adil davranmaktır. İslam tarihinde bu konunun önemine işaret etmek anlamında belki de binlerce kıssa anlatılır.

“Ehliyet ve liyakat gözetilmezse kıyamet kopar”

Nasıl?

-Emaneti vermediğiniz, ehil ve layık olanlara haksızlık etmiş olursunuz.

-Emaneti, layık olmayan birisine tevdi etmekle ona haksızlık etmiş olursunuz (Emaneti gereği gibi korumamak ve bundan mütevellit harama ve günaha girmek).

-Her iki durumdan mütevellit yönetilen topluma haksızlık edilmiş olur.

Her alanda görülecek verimsizlik, kifayetsizlik ve başarısızlık o birimin, o toplumun kıyametini hazırlayacaktır.

Müslümanlık gibi bir derdi olduğu iddiasında olan mevcut siyasi yönetimin, bu konudaki ciddiyeti ne kadardır? Yıllarca bürokraside görev yapan birisi olarak diyebilirim ki, belki de ciddiyeti en az düzeyde olan bir siyasi uygulama ve pratikle karşı karşıyayız.

Sırf Müslümanlık saikıyla Ak Parti hükümetlerine arka çıkan, savunanlara bu soruyu her vesile ile sormuşumdur; Müslümanlık derdi olan bir siyasal yönetimin İslam’a hizmeti ne ve nasıl olmalı?

Bol sayıda cami/mescit, Kur’an kursu, imam hatip okulları inşa edip, eğitim ve öğretimi buralara mı yönlendirmeli; Müslümanlara pozitif ayırımcılık mı yapılmalı, yönetim kadrolarına daha çok kendi dininden, mezhebinden, meşrebinden, tarikatından insanlar mı getirilmeli?

Yoksa?

-Tefrik etmeksizin, toplumun tümünü yönetimde söz sahibi kılacak bir yönetim modelini inşa etmek mi,

-Kamu yönetiminde görevlendirmede sıkı bir ehliyet ve liyakat seçimine riayet etmek mi,

-Düşünce ve fikir özgürlüğünün, olabilecek en üst seviyede gerçekleştirmeye yönelik özgürlükçü bir siyasal anlayışı yerleştirme mi,

-Kişi hak ve hukuklarının birbirine geçmeyeceği adil bir ekonomik vetire oluşturmak mı,

-Kişilerin birbirleri ile olan muamelatlarında ve kamu ile ilgili olan ilişkilerinde kendilerini tam bir güven ve selamette hissetmelerini sağlamak mı?

Az çok İslam’ın yönetime, muamelata dair hukuk kural ve kaidelerini bilen arkadaşlara soru… Buyurun cevaplarımızı paylaşalım.

Bu tercihlere vereceğimiz cevaplar aynı zamanda yönetime dair Allah’ın muradının ne olabileceği tasavvurumuza ışık olacaktır. Belki bugüne kadar doğru bildiğimiz çoğu mülahazanın yanlış olduğunu veya tam aksi yanlış bildiğimiz çoğu şeyin doğru olduğunu anlamış olacağız. Müslümanlar olarak bu sorulara cevap aramak zorunda ve mesuliyetindeyiz.

Gerisi lafügüzaf…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept