DÜŞÜNCE DÜNYASI SIRADANLAŞAN BİR TOPLUMUN KÖR TOPAL YÜRÜYÜŞÜ!

by Fahrettin Dağlı

Öyle bir gündeme sahibiz ki, ağlasak mı, gülsek mi diye düşünüyor insan. Öyle bir hamaset, öyle bir basitlik ve sıradanlık var ki pes dedirttiriyor. Bu ne aymazlık, bu ne hadsizlik, bu ne ahlaksızlık, bu ne had bilmezlik, bu ne gelecek kaygısı olmayan umursamazlık, bu ne hırs, bu ne tatmin edilemeyen iştah ve şehvet?

Gördüklerimiz, duyduklarımız karşısında oturduğumuz yerden kalkıp “Yeter yahu! Yeter yav! Bu gidişatla nereye kadar? Yetmez mi sahip olduklarınız; zenginliğiniz, konforunuz? Yetmez mi, kininiz, husumetiniz?” diye haykırası geliyor.

Neden her şey bu kadar sıradanlaştı ve basitleşti? Neden kutsallarımız fütursuzca tek tek siyasetin pazarına indirilip iştihalarınızın mezesi kılındı?

Konuşması gerekenler susmuş, hayâ edip susması gerekenler avazları çıktığı kadar bağırıyorlar. Tamam, anladık ahir zamanı yaşıyoruz. Bunlar da ahir zamanın belirtileridir. Ama biraz izan ve insaf edin. Kendinizle birlikte milyonlarca insanı bilinmez labirentlere ve çıkmaz sokaklara sürüklüyorsunuz. Kendi imanınız ile birlikte milyonların imanını da tehlikeye atıyorsunuz.

Güzel, latif, ferahlatıcı söz ve cümleleri kuramaz olduk. Edebiyat, sanat, estetik konuşamaz olduk. Gündemimiz, tamamen hamaset, hakaret ve galiz söz söyleme siyaseti üzerine yürütülüyor oldu.

Medyada ilim, hikmet ve ahlakın dili yerine siyasetin “rakibini ütme” anlayışı üzerine kurulu karalama, hakaret etme, bağırma çağırma ve kavga etme dili geçer akçe olmuş durumda.

Siyaset organları, ülkenin öncelikli problemlerine odaklanıp çözme yerine, birbirleriyle popülist söylemler üzerinden laf yetiştirmeye çalışıyorlar. Bu siyaset söylemi ve icraatı ile hayırlı, iyi ve güzel bir geleceğe gideceğimiz zannında olan varsa -bağışlasınlar- derim ki onlara, akli melekelerinizi tekrar bir kontrolden geçirin. Olmazsa aklınızı formatlayıp tekrar ümmi olmaya bakın.

Aydınımız memurlaşmış, sivil inisiyatif diye tanımladıklarımız devletleşmiş. Müslümanlık, siyasi bir kliğe hapsedilmiş, yeni girişlere kapatılmış. Düşünme melekeleri halen canlılığını yitirmeyen aydınlar da “Konuşursam acaba başıma bir şey gelir mi? Çoluk, çocuğuma bir keder olur mu?” diye konuşmaktan imtina eder hale gelmişlerdir. Bağımsız, özgür imal-i fikr etmekten kaçınır oldular. Kimisi de kendini felsefi derinliklerine terk edip, isminin bu netameli ve riskli günlerde gündemden düşmemesi için gelgitler yaşıyor. Hâlbuki bugün açık ve net beyyinelerle konuşmak bir zaruret, farz haline gelmiştir. (Maide:63) Susmanın günah ve haram; konuşmanın sevap, farz olduğu zamanlar vardır. İşte tam da bu zamandayız. Kıyametimizi zorlayanlara karşı dimdik durmak için…

Günümüz ana akım medyasının şekillendirdiği, enforme ettiği aklın, dimağın, nasıl mefluç olduğunu/olacağını varın siz hesaplayın. Bırakınız düşünceyi tetiklemeyi, var olanı yok etmek veya mefluç kılmak için var güçleriyle abanmışlar bu zavallı halkın üzerine.

Bu anlamda en büyük çıkmazımız; günübirlik kaygılara, politik çekişmelere kurban düşüp, devasa meselelerimize kafa yoran, uzun soluklu sahici soru ve sorunlara odaklanıp konuşan, fikir geliştiren, sorgulayan bir entelektüel ortamın ortadan kalkmış olmasıdır. Ve bu zemin gittikçe çoraklaşıyor.

Evet, artık sıradanlaşan bu çatışmacı suni gündemlere toplumu mahkûm etmeyelim. Hızla gerçek, yakıcı gündemimize dönme zamanı. Meselelerimizi konuşacağımız özgür ortamlara sahip olmazsak, birilerinin belirlediği alana hapsedilmiş fikir ve düşünce daha da sıradanlaşacak, sloganlaşacak ve hamasete meze olacaktır.  Bu toplumun ilim-irfan iklimi tamamen yok olup gidecek. İşte bu durum bir toplumun manen yıkılışı demektir. Bırakınız fikir ve düşünceyi açıklama hürriyetinin önüne bariyer koymayı, tam aksi teşvik edilmesi gerekir. Yaptıkları işin doğru olduğuna iman edenler bundan zerre kadar çekinmezler. Bu ülkeye katma değer kazandıracak herkesle yönetimi paylaşmaya, onlara düşünsel ve fikirsel destek vermeye davet edin. Ehliyet ve liyakat potansiyelimizi heder etmeyelim. Seksen milyon insan olarak kaybedecek olsak hepimiz kaybedeceğiz, kazanacak olsak hepimiz kazanacağız. Eğer ülkenizin selametini, toplumunuzun refah ve mutluluğunu düşünüyorsanız (ki, her yöneticinin nihai gayesinin bu olması gerekir) yol buradan geçiyor. Toplumu çıkmaz yollara sürüklemeyin…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept