Size burada yaşanmış bir hikayeden bugünümüze ayna tutmaya çalışacağım. Bugün haber sitelerinde gezinirken bir habere rastladım; “Bin muhtar Endülüs gezisinden sonra Umre’ye gönderilecek.” Bunu okuyunca haliyle bir arkadaşın bize naklettiği hikaye aklıma geldi.
Ak Parti hükümetinin ilk yılları, malum bir Alevi açılımı meselesi gündeme gelmişti. Her kurum ve kuruluş kendine göre Alevilerle ilgili yapabilecekleri açılımları ve yenilikleri konuşup müzakere ediyorlar. Bu arada Diyanet İşleri Başkanlığı da yapabileceklerini müzakere ederken akıllarına bir proje gelir; Alevi STK’ların yöneticilerini Hacca götürme… Dönemin Diyanet İşleri Başkanı, bazı alevi önderleri ile hukuku iyi olan bir Diyanet çalışanını çağırır ve ona bu teklifi kendilerine götürmesini talep eder. Emri alan diyanet yetkilisi ilk önce Nevşehir Hacibektaş’ın yolunu tutar. Gider vakıf yöneticisini ziyaret eder ve ona başkanın teklifini iletir. Hiç beklemediği teklif karşısında şaşıran vakıf yöneticisi, nezaket kuralları gereğince bir sonraki sabaha kadar kendisinden düşünme vakti ister.
Ertesi gün vakıf yöneticileri ile birlikte kahvaltı sofrasında kararlarını elçiye iletirler;
“Bizler düşündük taşındık şimdi halihazırda burs verdiğimizi çocuklarımız gençlerimiz var. Eğer hacca gidecek olursak bu çocukların bursları sıkıntıya girer. Onun için bizi mazur görün…”
Diyanet yetkilisi hemen devreye girer; ‘Efendim yanlış anlaşıldım herhalde. Sizler başkanımızın misafirleri olarak gideceksiniz. Herhangi bir ücret ödemenize gerek yok…’
Vakıf yöneticisi yine sorar; ‘Peki, paralarımızı kim ödeyecek?
Cevap: ‘Efendim diyanet vakfından karşılanacak.’
Bu cevaba hayret eden vakıf yöneticisi mukabil cevabında; ‘Olur mu öyle şey? Vakfın gelirleri fakir fukaranın hakkıdır. Onunla hacca gidilir mi hiç?
Bu durum karşısında ne söyleyeceğini bilemeyen diyanet yetkilisi şaşkın bir şekilde geri döner ve Diyanet İşleri Başkanı’na durumu arz eder. Bunun üzerine başkan kafasını sallayarak; ‘Vay be! Bu adamın bize verdiği dersi gördünüz mü? Bu teklifi bırakınız imamlarımıza, müftülerimize yapsak hiç kimse hayır demez. Bugüne kadar demedikleri gibi…’
Bir hikaye ama nice dersleri içerisinde barındırıyor. Gerçi Türkiye Cumhuriyeti tarihi bu tür örneklerle dolu… İnsanlarına insanca, adil bir şekilde yaklaşmak yerine parayla, rüşvetle veya başka çıkar nevileri ile devlete eklemlemek. Ne yazık ki hiçbirisi de bir işe yaramamıştır. Ondan sonra da birileri de çıkıp; ‘gözlerine, dizlerine dursun; devlet bu kadar imkan bağışladı, onlar yine de devlete ihanet ettiler.’ derler. Sen vatandaşını harama teşvik et; yedir, içir ve ondan sonra da onlardan hayır ve iyilik bekle…
Neyse gelelim bugüne… Sahi bu muhtarlar kimin/kimlerin parası veya hangi kurumun bütçesinden umreye götürülecekler? Bunun helal olduğunu savunacak bir Allah kulu olur mu? Toplumda bu kadar fakrı zaruret içerisinde insan varken, ülkenin maaşlı muhtarları neden kutsal bir yolculuğa milletin parasıyla gönderilirler? Bu teklifi alevi dedesi gibi geri çevirecek bir muhtar çıkar mı? Hiç zannetmiyorum. Sonra da çıkıp gençlerimiz neden ateizme, deizme kayıyor diye soruyorsunuz değil mi? İşte bu gençler siz büyüklerin bu helal-haram tanımaz anlayışları nedeniyle bu dini terk ediyorlar. Zerre kadar düşünebiliyor musunuz? Helal-haram çizgileri konusunda bir endişeniz kaldı mı? Helal ve haramın bu kadar birbirine karıştığı bir toplumda hangi sosyal ve ekonomik gelişmeden bahis edilebilir?
Beyler ve bayanlar kendi kendinizi aldatıyorsunuz. Bugünler çabuk geçer, yarına varmadan bugününüzü düşünün. Her salim düşünce yarına bir yatırımdır. Allah’ın hudutlarına kastetmeyin.