Aşağıda Kudüs’ün Fethi ve oradaki halkla yapılan ahitname neticesinde öylece bırakılıp camiye dönüştürülmeyen kiliselerle ilgili kısa özet bir bilgi aktaracağım.
Ve ondan sonra İstanbul Ayasofya mabedi ile ilintilendirerek bir sual soracağım.
Kudüs’un fethi ve sonrası ile ilgili kısa tarih bilgisi;
Kudüs, Amr İbni As tarafından kuşatılınca şehirdeki din adamları ve yöneticiler bir şartla teslim olacaklarını bildirdiler. O da, bizzat Halife Hazreti Ömer gelecek ve onunla görüşüp öyle teslim olacaklar, şehri de teslim edeceklerdi. Kudüs’ün ileri gelenleriyle teslim görüşmeleri yapıldı. Hazreti Ömer onlara bir emanname vererek şehri teslim aldı.
Hz. Ömer’in şehri teslim almak üzere Kudüs’e bizzat gidişi ve oradaki gayri Müslimlere karşı davranışları, tarihin bir benzerini kaydetmediği müstesna hadiselerdendir. Halife Ömer, gayr-ı Müslimlere geniş bir din hürriyeti tanıdığı Kudüs’ü teslim şartnamesinde şöyle diyordu:
“Bismillahirrahmanirrahim. Bu, Allah ın kulu, Müminlerin Emiri Ömer Bin el-Hattab ın İlya (Kudüs) halkına verdiği emandır.
Bu eman, canlarına, mallarına, kilise ve mabetlerine, hastalarına, sağlıklılarına ve sair halka verilmiştir. Kiliseleri Müslümanlarca kullanılmayacak ve yıkılmayacaktır. Kiliselerden ve arsalarından, Hıristiyanların haçlarından ve mallarından hiçbir şey eksiltilmeyecektir.
Din değiştirmeleri için baskı yapılmayacak, hiçbiri bu uğurda zorlanmayacaktır. İlya halkı Medain halkı gibi cizye verecektir. Buradan ayrılarak Rum a (Bizans) ve Lusus a gitmekte serbesttirler. Ayrılan kimselerin canı ve malları gideceği yere varıncaya kadar güvendedir.
Şehirde kalanlar da güvendedirler. İlya halkından mabetlerini ve haçlarını bırakıp mallarıyla birlikte Rum a gitmek isteyenlerin canları, malları ve haçları gidecekleri yere varıncaya kadar güvencededir.”
Bu ahidnamenin imzalanmasından sonra Hazret-i Ömer sağ tarafında Kudüs Patriği Sofranius bulunduğu halde Kudüs’e girmiştir. Halife Kudüs’te iken Müslümanların imzaladıkları ahitnameye ne derece bağlı ve sadık kaldıklarını gösteren şöyle enteresan bir hadise de yaşanmıştır;
Halife Hz.Ömer’le Patrik, Kamame Kilisesine ziyarete giderler tam bu sırada namaz vakti gelir. Patrik Kilisenin içinde namaz kılmaya müsait yer olduğunu söyler ve kılması için rica eder. Ancak Hz. Ömer bu ricayı kabul etmez ve dışarı çıkar kilisenin dışında kılar. Patrik bu durumu manidar bulur ve sorar; neden?
Hz .Ömer’in cevabı: “-Eğer ısrarlarınıza uyarak namazı kilisenin içinde kılsaydım, belki ileride Müslümanlar (Ömer burada namaz kılmıştı.)diyerek kiliseyi camiye çevirmeye kalkabilirlerdi. Böyle bir durum ise size verdiğimiz mabetlerinize dokunmamak, söz ve ahdimize aykırı düşer. Kur’an bize verdiğimiz söz ve yaptığımız anlaşma şartlarını yerine getirmemizi emrediyor, bu sebeple ben içeride namaz kılıp da anlaşma şartlarını ihlale sebebiyet vermek istemedim.’ der.
Şimdi merakımı ifade etmiş olayım;
Bugünler de yeniden gündeme gelen Ayasofya mabedi ile ilgili mevzu ile ilintilendirerek; yani, camiye çevrilmemiş olmasındaki farklı uygulamayı izah edecek bir ilim ehlinin açıklamasına ihtiyaç duyuyorum.
Kanaat ve düşüncelerinizi paylaşın lütfen!..