İnsanın hak ve hukuklarını din, ırk, renk ve cinsiyet üzerinden ayrıştırarak mevzu edenler şunu unutmasınlar;
“Parçalanan hakikat hakikatin kendisi olamaz.”
“Adalet bir bütündür; dine, ırka ve cinsiyete göre ayrımcılık kabul etmez.
Eğer aksi varit olursa bu ‘daha çok ayrışma, çatışma, kavga ve huzursuzluk demektir.’
Müslümanlar için meselinin bir de îmani boyutu vardır; Kavimler, diller, renkler, cinsiyetler v.s. Allah’ın ayetleridir.
Dolayısıyla yaratma hikmetinden, birileri lehine, diğerlerinin aleyhine olacak şekilde kaynağı kitap olmayan akıl yürütmelerle keyfi olarak kendi lehlerine bir üstünlük payesi çıkarmak her şeyden önce Allah’ın vahyine muhalefettir. Allah her şeyi bir hikmetle ve adaletle yaratmıştır. Yaratılma hikmetine muhalif hareket etmek de serkeşliktir, zorbalıktır.
Ne yazık ki, içinde yaşadığımız çağda zulmün bütün nevilerinin ağırlaştığına, derinleştiğine tanıklık etmekteyiz. Hilkatin gayesinden gittikçe uzaklaşılmaktadır. Peygamberimizden önceki dönemler olmuş olsaydı muhtemelen bunlar birer helak sebebi olurdu. Yani toptan yok oluş. Ancak Peygamberimizden aldığımız habere göre onun ümmeti böyle bir yok oluşa maruz kalmayacaktır. Ancak insanoğlunun değer tahribatına uğraması da başka bir cihetle helaktir. Ahlaken tefessüh etmiş toplumlar manen helake uğramış/çökmüştür demektir.