Hz. PEYGAMBER KİŞİSEL KARİZMALARIN OLUŞMASINA ASLA MÜSAADE ETMEMİŞTİR

by Fahrettin Dağlı

O, her ne olursa olsun, nihai olarak hükmü, sonuçları tayin edenin Allah olduğuna inanıyor / iman ediyordu. Arkadaşlarının da bu şuur üzere olmalarını öğütlüyordu. Bu anlamda önce kendi nefsine yönelip arkadaşlarını uyardı;

“Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi beni batıl ve aşırı surette methettikleri şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Rasûlü’ deyin!”

Ve yine Kendisini kral, sultan gibi görüp çekinen kişiyi de şöyle ikaz ediyordu;

“Sakin ol kardeşim! Ben bir kral veya hükümdar değilim. Kureyş’ten kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum!..”

Kişi karizmasının, hiyerarşik yapılarda toplumsal hayata ilişkin olarak nasıl hasarlar oluşturdukları, alttakilerin omuzlarına basarak nasıl bir krallık oluşturdukları ve nice zulümlere sebep oldukları tecrübeyle sabittir. Çevresindekilerin, yandaşlarının, kişiyi omuzlarına almasıyla birlikte bir pramit oluşuveriyor. Onlar da diğer insanların omuzlarına basarak hem kendileri yükseliyor ve hem de yükleri hafifliyor ve karizmaya yakın durmanın nimetlerini devşiriyorlar. En tepedeki karizma, bir süre sonra bu pramidel yapıyı küçük görmeye başlıyor. Dolayısıyla daha çok insanın omuz vermesiyle daha yükseklere ulaşmayı murat eder. Malum, Mısır Piramitlerinin sebeb-i vücudu da, Firavunların daha yükseklere, hâşâ Musa’nın tanrısının üstüne çıkma kibri ve azgınlığıdır.

Kur’an bu yapının istinat ettiği anlayışı kökten değiştiriyor. Onun yerine ‘saf’ düzenini getiriyor. Tıpkı namazdaki ‘saf’ düzeni gibi… Bu anlayışta insanlar diğerlerinin omzuna binip yükselmeyi değil, fedakarlıkta, feragatte, diğerkamlıkta bulunmak suretiyle hayırda yarışmada öne çıkmayı öngörüyor. Allah ve Peygamberi de insanları buna teşvik ediyor. Kendileri dışındaki insanların omuzlarına basarak yükselmek yerine gönüllü olarak onları başları üzerinde taşımayı yeğlemişlerdir. “Bir toplumun efendisi ona hizmet edendir” felsefesiyle Mekke’nin cehalet batağına batmış insanlarına bilinç sıçraması yaptırmıştır.

Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’e latifede bulunur; ‘İnfakta, hizmette, fedakarlıkta seni yakalama, seni geçme imkanımız yok.’ Burada asıl olan hizmet yarışında, kimsenin kimseye zulmetmemesini temin etmek. Zulmün yarışı değil, adaletin, feragatin yarışı…

Hz. Peygamberin anlayışında, pratiğinde, sahabenin hiçbirisi diğerlerinin yukarısında değildir. Peygamberin, arkadaşları arasında birilerini / bazılarını öne geçirdiğine dair hiçbir ihsası sözkonusu olmamıştır. Ki ondan dolayı irtihalinden sonra kimin halife olarak tayin edileceği konusunda ihtilaf doğmuştur. Allah Resulü, arkadaşlarını Allah’a olan bağlılıkları ve kullukları ölçüsünde kıymetlendirip, konumlandırıyordu.

Yine burada bu vesileyle hatırlayacağımız önemli bir örnek var. Malum Hz. Peygamber hayattayken planladığı son bir sefer var; Bizans’a yönelik yapılan savaş hazırlığı… O coğrafyanın en büyük krallıklarından birisi. Hz. Peygamber, ordu komutanı olarak kendisinin eski azaldı kölesi olan Zeyd’in oğlu Üsâme Bin Zeyd’i tayin ediyor. Üsâme, henüz 20’lı yaşlarda, genç bir sahabe… Komuta ettiği orduda kimler mi var? Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Sa’d bin Ebî Vakkas, Ebû Ubeyde bin Cerrah gibi ashabın ileri gelenlerinden birçok kimse vardı.

Sancağın Üsâme’ye verilmesinde sonra bazı sahabeler sanki Üsâme’nin Peygamber Efendimiz tarafından tayin edildiği unutuluvermiş gibi bir sürü söz ve dedikodu çıkardılar.

Bu neyi gösteriyordu? Hz. Peygamberin hayatı boyunca getirdiği dinin yasakladığı asabiye ruhunun halen tortularının yok olmadığını işaret ediyordu.

Hz. Peygamberin irtihalinden sonra Halife Hz. Ebubekir önceden planlanmış seferi sürdürme ve komutanın yine Hz. Usâme’de olması kararlılığını ortaya koyunca; Hz. Ömer ordu içindeki daha önde görünen sahabelere dikkat çekerek, komutanın yeniden gözden geçirilmesini teklif ettiğinde Hz. Ebubekir şiddetli tepki gösterir; “Allah Resulünün taktirini değiştirmem” demiştir.

Benzer bir olay Halit Bin Velid üzerinden cereyan etmiştir. Halit Uhud savaşında müşrik ordusunun komutanı olarak onlarca Müslümanın şehit olmasına sebep olmasına rağmen Müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber geçmişin üzerine şal çekerek ehliyet ve liyakatinden dolayı onu İslam ordularına komuta etme görevi vermiştir. Sahabe de bunu hiç mesele etmemiş ve ona tabi olmuşlardı. Halit Bin Velid, Hz. Ebubekir’in hilafetinde de komutanlık görevini sürdürmüştür. Hz. Ebubekir’e müsteşarlık eden Hz. Ömer, birkaç defa Halid’in görevden alınmasını teklif etmişse de her defasında Hz. Ebubekir bu teklifi geri çevirmiştir. Hilafet Hz. Ömer’e geçince yaptığı ilk icraatlarından birisi, yıllardır İslam ordularını komuta eden ve zaferden zafere koşturan Halid Bin Velid’i görevden almak olmuştur.

Neden bu derece başarılı bir komutanı görevden aldı diye sağda solda dedikodu yapanlara Hz. Ömer’in cevabı;

“Ey İnsanlar ”Halkın şunları dediğini duydum; Halid yendi; Halid kazandı; Halid olmasa yenemezdik; Halid olmazsa bizde olamayız… Halid, Halid, Halid!

Hayır, Ömer’in nefsini kudret elinde tutana yemin ederim ki ”Halid Yenmedi. Halid kazanmadı. Halid başarmadı. Allah yendi. Allah kazandı. Allah başardı. Korktuğum şeye gelince ” Sizler Halid’i övüyor fakat Allah’ın galip getirdiğini unutuyorsunuz. Oysa Halid de insandır. Umudunu bir insana bağlayanlar tarih boyunca mağlup olmuşlardır. Yarın Halid ölür veyahut öldürülürse size ne olur? Korkaklık ve ümitsizce bir taraflara kaçıp, Halid yok diye ağlaşıp durursunuz! Gerçekte ise Allah bunu yasaklamıştır Kimseye umut bağlamayın; Allah’a dönün! Korktuğum şey, Halid öldükten sonra sizin de yok olmanızdır! Eğer Halid giderse sizde gider yok olursunuz! Halid’i büyütür, Allah’ı unutur ve küfre düşersiniz!”

Evet, Ömer’in muhteşem uyarısı… Onun hilafetinde benzer muhteşem uygulamalar ve uyarılar sözkonusu olmuştur. Herhalde Hz. Peygamber, Hz. Ömer’in bu özelliğinden mülhem olarak şunu ifade buyurmuşlardır; “Eğer benden sonra Peygamber gelmiş olsaydı, herhalde bu Ömer olurdu.” Yine Hz. Peygamberle olan istişareler esnasında bazı olaylarla ilgili düşünce reylerinin doğruluğu bizatihi Kur’an ayetiyle teyit görmüştür.

Başarıyı, “bireylerin tek başına şahsi kabiliyetlerinin bir sonucu olarak değil, topyekun o başarıya layık olan bir topluma Allah’ın nusreti, müjdesi, iltifatı” olarak yorumlamak… Tıpkı Bedir, tıpkı Hendek zaferleri gibi… Orduları Peygamber komuta ediyor olsa bile o orduyu oluşturan bireylerin zaafları, ihmalleri o orduyu başarısız kılabilir. Tıpkı, Uhud’da yaşanan arızi durum gibi…

Hz. Peygamber, ümmetin önderi, imamı idi ama kral, başkan, sultan değildi. Kurduğu idari sistem ise insani ve fıtri bir düzendi. Namazda saf tutanlardan birinin bir metre öne çıkması mesabesinde…

Yönetimde görev almanın ateşten gömlek olduğunu sık sık arkadaşlarına hatırlatırdı. Valilik talebinde bulunan bir yakınına tereddüt etmeden; “istediğin öyle bir şey ki, isteyene verilmez” diye geri çevirmiştir. İnsanların, görevi kapıp statü kazanmak için değil, külfet, zahmet alarak fedakarlıkta, hayırda yarıştıkları bir düzen inşa etmişti. Onun terbiyesi ile yetişenler ise asla riyaset talebinde bulunmamışlardır. Onun irtihalinden sonra riyasete gelenler ise ateşten gömlek taşımanın zorluğunu ve ağırlığını hep hissetmişlerdir. Ömer gibi ölümü temenni etmişlerdir.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept